Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Tutsak öğretmenin komadaki eşine son vedası: Yüreğimi yanına bırakıp çıktım

4,5 yıldır tutuklu olan edebiyat öğretmeni Yusuf Coşkun, 16 Mayıs 2021’de hayatını kaybeden ALS hastası eşini son görüşünü cezaevinden abisine gönderdiği mektupta anlattı. Ortada kalan iki çocuk, hapiste bir baba ve komadaki bir annenin son günlerini anlatan mektubun okunması oldukça zor.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Eşi hapse girdikten sonra ALS (Amyotrofik lateral skleroz) hastası olan 44 yaşındaki Yeşim Coşkun, vefat etmeden 3-4 ay önce beyin kanaması geçirdi. Ordu Devlet Hastanesi’ne kaldırılan Coşkun, ölene kadar komadan çıkamadı. Çocuklarına, aile yakınlarına hiçbir tepki vermedi.

Ocak 2017’den beri hapiste olan eşini de tekerlekli sandalye bağımlısı olduktan sonra hiç ziyaret edemedi. “Eşim beni bu halde görmesin, üzülmesin” diye görüşlere hep çocuklarını gönderdi.

1,5 yıl önce Bitlis Cezaevinden Diyarbakır D Tipi Cezaevine sevk edilen Yusuf Coşkun ise 20 yıllık hayat arkadaşını son kez, hiç beklemediği bir anda savcılık izin verince komadayken görebildi.

Mart 2021’de yaptığı o ziyareti abisine anlatan Yusuf Coşkun, mektubunda Diyarbakır’dan Ordu’ya görevli askerlerle birlikte nasıl gittiğini, hastanede önce çocuklarıyla olan duygulu anlarını, sonra sadece “Yeşimim” diye seslenebildiği eşini son kez görüşünü, okunması bile çok zor cümlelerle ifade ediyor.

“SARILABİLİYOR MUYUZ BABA, İZİN VAR MI?”

Daha yola çıkmadan birçok aksilikle karşılaşan Coşkun, uçak iptal edilmesine ve doktorların geç saatte ziyaret izni vermeyeceklerini söylemelerine rağmen umudunu kaybetmiyor. Hastaneye varınca ilk başta çocuklarını karşısında gören Coşkun o anları şöyle anlatıyor:

“Hastaneden içeri girip çocukları karşımda görünce gayri ihtiyari iki gözüm iki çeşme ağlamaya başladım. Zeynep hemen koşup bana sarıldı. Gözü bir şey görmüyordu. Ömer bir yandan gelmek istiyor, bir yandan jandarmalara bakıyordu. Ben ‘Oğlum gelsene ne duruyorsun?’ deyince o da hemen sarıldı. ‘Gelebiliyor muyuz baba? İzin var mı?’ dedi. Tabii ben iyice kopmamaya azami dikkat ederek çocuklarıma sarılıp bir müddet ağladım, kokularını içime, en derinime, kalbimin en kuytularına dek çekerek kokladım ve ağladım, ağladım, ağladım. Hem Ömer hem Zeynep çok metanetli durdular. Her ikisi de ağlamadılar. Ömer “Baba sen de mi? Lütfen ağlama. Herkesten beklerdim ama senden beklemezdim” dedi. Zeynep “Baba lütfen ağlama. Ağlayacak bir şey yok’ deyince kendime geldim.”

“CİĞERİĞİMİ PARALAYAN O GÖRÜNTÜYÜ BIRAKIP ÇIKTIM”

Doktorların “Sizi eşinizin yanına alalım, sonra tekrar çocuklarınızla görüşürsünüz” cümlesiyle ikinci kez sarsıldığını ve içinde fırtınalar koptuğunu belirten Coşkun, bilinçsiz bir şekilde yatan eşiyle vedalaşmasını ise, şu sözlerle dile getiriyor: “Bilinçsiz bir şekilde gözleri kapalı öyle yatıyordu. Ben gözyaşım kurudu diye düşünüyordum, artık gözümden yaş gelmez diye düşünüyordum ama gel gör ki iki yanağımdan gözyaşlarının şakır şakır aktığını hemşirenin bana uzattığı peçete vesilesi ile fark ettim. Sadece “Yeşim, Yeşim, Yeşimim” diye diye ağladım. Doya doya ağladım. Sonra biraz onunla konuştum…Nasıl bırakır çıkıp giderim?’ diye ciğerimi paralayan, yakan o görüntüyü ardımda bırakıp çıktım. Çıktım ama yüreğimi orada bırakıp çıktım. Ben benliğimi bırakarak çıktım. Evet hayat devam edecek. Çocuklarımla ve inşallah eşimle yaşamaya devam edeceğiz. Ama orada benden bir şeyler kaldı. Ne olduğunu tarif etmek zor. Anlatması güç.”

YARI ÖLÜ BİR ANNE, CEZAEVİNDE BİR BABA

Gülen Hareketi soruşturmaları kapsamında Ocak 2017’de tutuklanan Yusuf Coşkun (45) Bitlis Yavuz Sultan Selim Eğitim Kurumları’nda yöneticilik yaptığı için örgüt üyesi olduğu iddiasıyla 13 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırıldı. Dosyası Yargıtay’da bulunuyor.

18 ve 13 yaşındaki iki evladının yaşadıkları zorluklara rağmen bu kadar sessiz ve sakin bir şekilde olayı kabul etmeleri karşısında şaşkınlığını da dile getiren Coşkun, mektubunda onların psikolojik sağlıklarından endişe ettiğini de belirtiyor:

“Onların annesiz babasız kalması içime dokunuyor. O inkisarı yaşarlar, içlerine atarlar, başlarına bir iş gelir söylemezler diye ödüm kopuyor. Boğazım düğümleniyor. Yarı ölü bir anne, cezaevinde bir baba, sanki hiçbir şey yokmuş gibi davranan iki çocuk. Sence bu normal mi? Yani metanet tamam iyi güzel ama normal mi? Bana yansıtmamak için çırpınıyorlar diyelim, ki öyle sanıyorum, ya başkalarına karşı da öyle yapıyorlarsa…”

Yusuf Coşkun’un 21 Mart 2021’de kaleme aldığı duygu yüklü mektubunun tamamı.

Rahman ve Rahim olan Allah (c.c) Adıyla

Allah (c.c)’ın selam, selamet, rahmet, bereket ve mağfireti üzerine olsun!
Çok kıymetli ve değerli abiciğim;

Uzun süredir dört gözle beklediğim mektubunu cuma günü (19.03) aldım. Gözüm yollarda kaldığından mıdır, vereceğin güzel haberler olduğunu söylediğinden midir yoksa baya zamandır hiç kimseden mektup alamadığımdan mıdır nedir bilmiyorum ama mektubunu bir solukta okudum. Önce bir göz atayım diye düşünmüştüm. Sonra tekrar okuyayım diye elime aldığımda mektubu zaten baştan sona okumuş olduğumu anladım. Sonrasında yine birkaç kez okudum. Sen her ne kadar uzun uzadıya yazmış olsan da ben bitmesin isteyerek sindire sindire okumaya çalışsam da hızlıca bitiverdi her defasında. Bir doyuma ulaşamadım desem yeridir.

Canım abiciğim. Yeşimi görmeme izin vermeleri beni de şaşırttı. İşin doğrusu olumlu bir cevap alabileceğimi pek sanmıyordum. Yani az bir ihtimal veriyordum. Şu ana kadarki uygulamalar bunu gösteriyordu. Zaman ilerledikçe ve olumsuz bir cevap gelmedikçe umudum ziyadeleşti. Nihayetinde izin çıktı. Senin de bahsettiğin gibi çok sıkışık bir zaman diliminde para mevzusunun halletmem söylenince ben yine biraz tereddüt yaşadım. Yani herhalde olmayacak diye düşündüm. Neyse ki, senin gayretinle, çabalarınla gitmek nasip oldu. Süreci çok uzatmadan biraz anlatayım.

Senin de dediğin gibi 15:40-16:00 saatlerinde hesabıma para yatırmam istendi. Eğer saat 17:00’a kadar yatırmazsam iznin iptal edileceği söylendi. Sağ olsun müdür bey Cuma günkü telefon görüşmemi o gün yapmama müsaade etti. Emine’yi aradım ama ulaşamadım. Tekrar tekrar aradım ama nafile. Bu arada saat 16:00’yı buldu. Hatta belki geçti. Çar-naçar Ömer’i aradım. Durumun acil olduğunu ve hemen seni arayıp sonucu bana bildirmesini söyledim. Tabii vaktin geç olduğunu, bankanın kapalı olduğunu söyleyince yine demoralize oldum. Fakat nedense içimde bir his Yeşim’i göreceğimi söylüyordu.

Sebebini bilmiyorum fakat bir sükûnet, bir rahatlık vardı. Yani sanki kesinlikle görecekmişim, ne olursa olsun görebilecekmişim gibi bir his. His bu yönde, fakat olaylar aksi yönde vukuu buluyor. Neticede senin kurumu arayacağını söyledi ve telefonu kapattık. Ben ertesi günü bekledim. Sordum, soruşturdum bir netice alamadım. Nihayet perşembe gecesi saat 03:00’da yola çıkacağımız söylendi. Cuma sabahı 03:00’da cezaevinden çıkıp havaalanına gittik ve yolculuk başladı.

Görevliler gayet anlayışlı davrandılar sağ olsunlar. Yani işlerinin gereği neyse onu yaptılar. Zaten benim de başkaca bir beklentim yoktu. İstanbul’a indik. Biz polis noktasında beklerken uçağın tehir olduğunu öğrendik. Sabahki ordu uçağı iptal olmuş. Bizim öğleden sonraki uçuşun da iptal edilebileceği söylendi. Aynı demoralizasyon ve aynı dinginlik. İki zıt bir arada olmaz diyeceksin. Evet olmaz ama şöyle düşünebilirsin. İlk haber alındığında çok hızlı ani bir moral kaybının hemen akabinde büyük bir tevekkül ve huzur hissi.

Uçağın tehir edildiği saati beklerken görevli memur Ordu Devlet Hastanesi ile görüşmeler yapmaya başladı. Eğer uçak kalkarsa muhtemel varış saatimiz 16:00-17:00 gibi olacaktı. O saatte hasta ziyareti kabul ediyorlar mıydı? Hastaneden de kötü haber aldık. O saatte görüştürecek bile olsalar ancak ekrandan görmeme müsaade edeceklerini, yanına almayacaklarını belirtmişler. Komutan gelip durumu bana iletti ve “Sende de ne şans varmış arkadaş. Her şey bu kadar mı ters gider?” gibi üzüntüsünü belirtti. Ben de “Komutanım eğer nasibimizde varsa gider görürüz. Buna kimse mani olamaz. Ne hava muhalefeti ne de doktor. Eğer nasibimizde yok ise yapacak bir şey yok. Biz yola çıktık. Rabbimden diliyor ve dileniyorum kurbanım kendine.” deyip teselli ettim.

Neyse ki uçak saati (tehirli saati)’nde kalktı ve biz Ordu’ya uçtuk. Havaalanından direk hastaneye gittik. Yol boyunca metanetimi korumak ve kendimi koyvermemek için kendi kendime telkinde bulundum. Çocukları üzmemek için dik durmam gerektiğinin farkında idim. Fakat hastaneye yaklaştıkça ne denli lüzumsuz bir çabanın içerisinde olduğumu fark ettim.

Hastaneden içeri girip çocukları karşımda görünce gayri ihtiyari iki gözüm iki çeşme ağlamaya başladım. Zeynep hemen koşup bana sarıldı. Gözü bir şey görmüyordu. Ömer bir yandan gelmek istiyor, bir yandan jandarmalara bakıyordu. Ben “Oğlum gelsene ne duruyorsun?” deyince o da hemen sarıldı. “Gelebiliyor muyuz baba? İzin var mı?” dedi.

Tabii ben iyice kopmamaya azami dikkat ederek çocuklarıma sarılıp bir müddet ağladım, kokularını içime, en derinime, kalbimin en kuytularına dek çekerek kokladım ve ağladım, ağladım, ağladım. Hem Ömer hem Zeynep çok metanetli durdular. Her ikisi de ağlamadılar. Ömer “Baba sen de mi? Lütfen ağlama. Herkesten beklerdim ama senden beklemezdim.” dedi. Zeynep “Baba lütfen ağlama. Ağlayacak bir şey yok. Sen ağlama yoksa biz de ağlarız.” deyince kendime geldim.

“Yavrum ben sizi çok özlediğimden ağlıyorum. Başka bir sebepten değil. Sizi uzun süre sonra görünce dayanamadım” dedim. Sağ olsun Özer, Arzu oradaydılar. Bir de Yeşim’in halasının kızı Serpil abla var, o da oradaydı. Arzu’nun büyük kızı da. Herkes salya sümük. Bir müddet çocuklarla hasret giderdikten sonra görevliler ‘Sizi eşinizin yanına alalım, sonra tekrar çocuklarınızla görüşürsünüz” dediler. Ben “Yanına alacak mısınız?” diye sorunca “Evet” dediler.

O anı anlatmam mümkün değil abi. İçimde bir volkan kabardı. İçim lavlarla yanıyor, alev alev bir his tüm bedenimi sarıyor gibi oldum. Bu yangını söndürebilecek tek iksir gözyaşı iken onu da çocukların yanında dökmek istemediğimden mengenede sıkılıyor gibi bir acı hissettim. İçimdeki deniz dalgalanıyor, his dünyamda fırtınalar kopuyordu. Onu tekrar görecektim. Onu nasıl görecektim. Ona ne diyecektim? Onu tekrar bırakıp nasıl çıkacaktım oradan? Onu o halde (o hal nasıl bir hal ise) nasıl bırakıp çıkacaktım? Yoğun bakım kısmına geçtik. Üstümüze kıyafet giydirdiler. Bone, eldiven vs.

Sonra onun olduğu odaya girdik. 7-10 kişinin yattığı bir yoğun bakım ünitesi. Ve onu gördüm. Hayat arkadaşımı, diğer yarımı, kalbimin sahibini, gönlümün sevgilisini, evimin sultanını, gözlerinde kaybolduğum veya kendimi bulduğum, eline dokununca dertlerimden arındığım, saçlarının kokusuna meftun olduğum, dudu dillim, ahu gözlüm…

Bilinçsiz bir şekilde gözleri kapalı öyle yatıyordu. Ben gözyaşım kurudu diye düşünüyordum, artık gözümden yaş gelmez diye düşünüyordum ama gel gör ki iki yanağımdan gözyaşlarının şakır şakır aktığını hemşirenin bana uzattığı peçete vesilesi ile fark ettim. Sadece “Yeşim, Yeşim, Yeşimim” diye diye ağladım. Doya doya ağladım. Sonra biraz onunla konuştum. Dua ettim. Okudum. Gözlerini kırpıştırdığını, dudaklarının kasıldığını fark ettim. Ertesi gün doktora sorduğumda “Siz konuşun, anlatın, dokunun” dedi. Ben Yeşim’le konuşurken doktor “Şu anda sizi duyuyor. Size tepki veriyor.” dedi.

Daha fazla uzatmayayım. Benim için eşsiz bir deneyim oldu. Zor, sancılı, sarsıcı, kısmen yıkıcı ve yıpratıcı bir deneyim. Fakat eğer bu deneyimi yaşamasam, karımın yanına gidip onu görmesem kendimi ömrüm boyunca affetmezdim. Ne gelirse Allah’tan (c.c). Haşa isyan edecek halimiz yok. Rabbim karımın yardımcısı olsun, çocuklarımın…

yardımcısı olsun, benim yardımcım olsun, sizlerin ve tüm şifa bekleyen, yardıma muhtaç mazlum ve mağdurların yardımcısı olsun. Bu hayatta her şey insan için var ve insan için her şey var. 

Yeşim’in mevcut durumu şöyle; yoğun bakım daha doğrusu koma hali ALS’den kaynaklanmıyor. Bir kriz geçirmiş ve kalbi durmuş. Hastanede müdahale edilip kalp tekrar çalıştırılıyor. Fakat bu esnada beyne oksijen gitmiyor. Arzuyla son görüşmemizde geri dönme ihtimalinin çok zayıf olduğunu söyledi. Tabi ki Allah’tan (c.c) ümit kesilmez. Biz sebeplere değil müsebbibül esbaba iman etmişiz. Ona sığınıp, ona yalvaracağız. Rabbim hayırlı şifalar ihsan buyursun inşallah.

“Nasıl bırakır çıkıp giderim?” diye ciğerimi paralayan, yakan o görüntüyü ardımda bırakıp çıktım. Çıktım ama yüreğimi orada bırakıp çıktım. Ben benliğimi bırakarak çıktım. Evet hayat devam edecek. Çocuklarımla ve inşallah eşimle yaşamaya devam edeceğiz. Ama orada benden bir şeyler kaldı. Ne olduğunu tarif etmek zor. Anlatması güç.

Çok kıymetli abiciğim. Benim için hayatın ne anlama geldiğini eminim biliyorsundur. Tafsilatlı yazmayı abesle iştigal olarak görüyorum. Bu konuda bir sıkıntı olmadığından da emin olduğuna şüphem yok. Benim asıl anlatmaya çalıştığım konu başka. Hayata bakış açım biraz değişti. Süreçle ilgili yaşanan bunca acı, bunca zulüm, bunca haksızlık “artık yeter” denecek noktaya geldi dayandı. Rabbim hakkımızda hayırlısını nasip etsin.

Hiçbir zulüm ilelebet devam etmez. Hiçbir haksızlık sonsuza kadar sürmez. Bende Rabbime sığınıyorum. Ondan medet ve yardım diliyorum. Sevgili abiciğim. Bu mektubu nispeten dar bir zamanda yazıyorum. O yüzden diğer mevzularla ilgili kısma geçiyorum. Öncelikle şunu söyleyeyim. Burada F tipi cezaevleri açıldı. Yaklaşık 5-6 ay önce açıldı. Bizim oraya nakil olacağımız yönünde söylentiler dolaşıyor. Ne olur bilmiyorum. Ben Ordu-Ünye-Giresun’a nakil için dilekçe yazdım. Onun da sonucu belli değil. Anlayacağın nakil olabilirim. O yüzden bu mektubun cevabını göndermeden önce mutlaka kurumu arayıp bilgi al… (S.Ö.: 8 sayfalık mektubun bundan sonraki kısımları ailevi konular olduğu için yayınlamıyoruz.)

16 Mayıs 2021’de 44 yaşında hayatını kaybeden Yeşim Coşkun, Ordu Yıldızlı Köyü’nde defnedildi. Coşkun çiftinin 18 ve 13 yaşında iki çocuğu bulunuyor.

Anne öldü, baba 4 yıldır hapiste, geride ise 2 çocuk kaldı!

BOLD ÖZEL

Anayasa Mahkemesi: Kaçırılan ve 92 gün işkence gören avukat Mustafa Özben’in yaşam hakkı ihlal edildi

Anayasa Mahkemesi, 2017 yılında kaçırılan ve 92 gün işkence gören Mustafa Özben’in yaşam hakkının ihlal edildiğine hükmetti. AYM, Özben’e 54 bin TL manevi tazminat ödenmesine karar verdi. Turkey Tribunal’de tanık olarak dinlenen Özben, uğradığı işkenceyi anlatmıştı.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Aralarında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi eski yargıçları ile BM eski şeflerinin de bulunduğu sivil mahkeme Turkey Tribunal‘in Cenevre’de üç gündür devam eden oturumuna dün katılan  KHK’lı akademisyen ve avukat Mustafa Özben hakkında Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) hak ihlali karar verdiği ortaya çıktı.

Yüksek Mahkeme, 24 Şubat 2021’de verdiği kararda Özben’in yaşam hakkının, 2 karşı oya rağmen ihlal edildiğine hükmetti. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının tekrar soruşturma yapmasını isteyen AYM, Özben’e 54 bin TL ödenmesine de karar verdi.

“HERKES YAŞAM HAKKINA SAHİPTİR”

Kararda, “Herkes, yaşama… hakkına sahiptir. Devletin temel amaç ve görevleri kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır… Yakınlarının siyasi gerekçelerle kaçırılması, bulunması hususunda kamu makamlarının gerekli tedbirleri ivedilikle almaması ve konuyla ilgili olarak etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi nedenleriyle yaşam hakkının ihlal edildiği ileri sürülerek yapılan başvuruda, mahkememiz çoğunluğunca, başvurucuların yakınının bulunması için gerekli adımların tam olarak atılmadığı, olayı aydınlatabilecek tüm delillerin toplanmasında eksiklikler bulunduğu ve başvuruya konu soruşturmanın gerekli özenden yoksun olduğu sonucuna varılarak başvurucuların yakınının Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir.” denildi.

NASIL KAÇIRILDI?

Mustafa Özben’e ait araç 24 Mayıs 2017 tarihinde Güventepe Mahallesi Kıvanç Sokak üzerindeki bir binanın önünde park hâlinde bulunmuştu.

Kapatılan Turgut Özal Üniversitesi’nde öğretim görevli olarak çalışan Mustafa Özben 15 Temmuz’dan sonra avukatlık yapmaya başladı. Hakan Fidan’ın başında olduğu Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) tarafından Siyah Transporter ile 9 Mayıs 2017’de kaçırıldı. Mustafa Özben, 06 GBL 51 marka gri Honda arabasına binmek üzereyken Ankara Yenimahalle’de Siyah Transporter ile kaçırıldı.

Mustafa Özben o gün kızını okula bırakmak için 12.30’da dışarı çıkmıştı. Bankadan para çekecek, eşinin istediği mutfak aletini alıp 30 dakikada geri dönecekti. İşlerini hallettikten sonra 06 GBL 56 marka gri Honda arabasına üzereyken etrafı 4-5 kişi tarafından sarıldı ve hızlıca Transporter’a atıldı.

KHK’lı akademisyen Mustafa Özben, kaçırıldıktan 92 gün sonra 8 Ağustos 2017’de Yenimahalle’de Karşıyaka Mezarlığı’na yakın bir yerde ortaya çıktı. Kaçırıldığında 80 kilo olan Özben, üç ay boyunca gördüğü işkenceler nedeniyle 20 kilo kaybetti. Emine Özben Twitter hesabından sesini duyurarak 3 ay eşini aradı.

Ankara Cumhuriyet Savcılığı’na yaptığı kayıp başvurusu “Mustafa Özben’e karşı cebir, tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun işlenmediği gerekçesiyle 23 Mart 2018 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına” karar verilerek kapatıldı.

Gülen Hareketi soruşturmaları kapsamında hakkında yakalama kararı bulunan Mustafa Özben, kaçırılıp işkence gördüğü için Ekim 2017’de Türkiye’yi terk etmek zorunda kaldı.

CİNSEL İŞKENCEYLE, EŞİ VE ÇOCUKLARIYLA TEHDİT EDİLDİ

Özben dün Cenevre’de katıldığı sivil mahkeme Turkey Tribunal‘de gördüğü işkenceleri şöyle anlatmıştı:

“İşkence yapılan üç sorgu odası vardı. Biri tamamen siyah renge diğer tamamen beyaz renge boyanmıştı. Gözümü açtıklarında etrafa bakmaya çalıştım. Soru odasının birinde bir kürsü vardı, bir masa vardı, arkasında Mustafa Kemal Atatürk’ün bir fotoğrafı vardı. Köşede Türk bayrağı vardı. Sanki mahkeme kürsüsü gibi bir yerdi. Sorgulandığım hücrenin içerisinde insanları yukarıya duvara kelepçelemek için 2 halka vardı. Sopalar, kanlar gördüm.

Anlatmaktan hicap ettiğim ama bir borç bildiğim işkence metotlarını anlatmak istiyorum: Sürekli elektroşok verdiler, kaba dayak attılar, bir seks aletini getirdiler. Beni eğip ‘Şimdi bunu sana sokacağız. Konuş bakalım, anlat bakalım’ dediler. Benim hassas olabileceğim her şeyi denediler. Eşini de çocuklarını buraya getireceğiz, çocukların camın arkasından seyredecekler dediler, yumruklama sırasında dişim kırıldı. Aklımı oynatmama, delirmem çalışıyorlar. Hafızamı kaybetmemek için bir peçeteyi saklayarak günleri yazdım.

Kendime göre günü ve saati tahmin edebileceğim şeyleri önüme koydum. 15 Temmuz 2017 günü, darbe girişimin yıldönümünde 24 saat marş, müzik gibi şeyler dinlettiler. Aklımı oynatayım diye radyo frekansı gibi bir sese maruz bıraktılar. Beni bırakacakları gün saat 5’te her şeyimi geri verdiler.”

AYM’DEN BİR YIL İÇİNDE ÜÇ İŞKENCE KARARI

Anayasa Mahkemesi, Gülen Hareketi soruşturmaları kapsamında 2016’da tutuklanıp işkence gören üç kişinin bireysel başvurularını 2021 yılının başından itibaren karara bağladı. Yüksek Mahkeme’den önce KHK’lı akademisyen ve avukat Mustafa Özben ile ilgili karar çıktı.

Özben’in 7 Temmuz 2017’de yaptığı başvuru 24 Şubat 2021’de karara bağlandı. Antalya Emniyetinde işkence gören coğrafya öğretmeni Eyüp Birinci‘nin başvurusunu 18 Mayıs 2021’de, Afyon Emniyetinde işkence gören Türkçe öğretmeni Ahmet Aşık‘ın 12 Haziran 2017’deki bireysel başvurusunu 26 Mayıs 2021’de karara bağladı.

MİT’in kaçırdığı avukat Mustafa Özben: Elektroşok verdiler, dayak attılar ve seks aletiyle tehdit ettiler

Oruçluyken copla işkence gören KHK’lı öğretmen Eyüp Birinci için AYM’den hak ihlali kararı

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Oruçluyken copla işkence gören KHK’lı öğretmen Eyüp Birinci için AYM’den hak ihlali kararı

AYM, oruçluyken işkence yapılan ve kalın bağırsakları yırtıldığı için ameliyat olmak zorunda kalan coğrafya öğretmen Eyüp Birinci hakkında hak ihlali kararı verdi. 21 gün hastanede kalan Birinci, savcılık ifadesinde mahkemede korkudan işkence gördüğünü söyleyemediğini belirtti. Bold Medya’ya konuşan eşi Asuman Birinci “Emniyetten arayıp acil iç çamaşırı, terlik isteyince eşime işkence yaptıklarını anladık. Çünkü bir gün önce kıyafet götürdüğümüzde almamışlardı.” dedi.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Anayasa Mahkemesi (AYM), Afyon Emniyeti’nde işkence gören Türkçe öğretmeni Ahmet Aşık hakkında verdiği hak ihlali kararından önce Antalya’da işkence gören Eyüp Birinci hakkında da hak ihlali kararı verdiği ortaya çıktı.

AYM, 15 Temmuz’dan sonra Antalya’da gözaltına alınan ve copla yapılan işkence sonucu bağırsaklarından ameliyat edilen 46 yaşındaki Eyüp Birinci’nin şikayeti üzerine başlatılan ve ‘kovuşturmaya gerek yoktur’ denilerek kapatılan soruşturmanın hak ihlali olduğuna hükmetti.

18 Mayıs 2021’de verilen kararda, “Kötü muamele yasağı mutlak bir yasak olup ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike durumunda bile askıya alınamamaktadır. Terör ve örgütlü suçlarla mücadele gibi en zor koşullarda bile kötü muamele kesin olarak yasaklanmıştır.” denildi. Eyüp Birinci’ye 40 bin TL tazminat ödendi.

HALA ELMALI T TİPİ CİK’TE TUTUKLU

Antalya Karatay Anadolu Lisesi’nde coğrafya öğretmeni olarak görev yapan Eyüp Birinci, Gülen Hareketi soruşturmaları kapsamında 24 Temmuz 2016’da gözaltına alındı. Hemen ardından 1 Eylül’de çıkarılan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edildi.

25 gün gözaltında kalan Eyüp Birinci, Antalya 5. Sulh Ceza Hâkimliğinin 19 Ağustos 2016 tarihli kararıyla tutuklanarak Antalya L Tipi Kapalı Cezaevine gönderildi. Şu an Elmalı T Tipi CİK’te kalan Birinci 8 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırıldı. Dosyası Yargıtay’da bulunuyor.

Birinci gözaltındayken çırılçıplak soyuldu, ayağı ıslatılıp copla dövüldü, ağır küfür ve hakaretler ile cinsel işkencelere maruz kaldı. Polislere oruçlu olduğunu söyledikten sonra kendisine verilen su ile orucunu açan Birinci bir süre sonra fenalaştı. Muayeneye gelen doktor iç kanama geçirdiğini söyleyince hastaneye yoğun bakıma kaldırıldı.

“EMNİYETTEN ARAYIP ACİL OLARAK İÇ ÇAMAŞIRI VE TERLİK İSTEDİLER”

Bold Medya’ya konuşan Eyüp Birinci’nin eşi Asuman Birinci, “Eşim gözaltındayken bir gün Antalya Emniyetinden aradılar ve bizden acil olarak iç çamaşırı ve terlik istediler. Biz tabi şok olduk. Benim orada babam var, kardeşim var. Birkaç gün önce kıyafet, terlik, çamaşır, deterjan götürmüştük ama hiçbirini kabul etmediler. Şimdi niye acil istiyorlar? Ne oldu derken avukat gönderdik, görüştürmediler. O zaman eşime işkence yapıldığını anladık. ” dedi.

Eşinin ve babasının aynı gün gözaltına alındığını belirten Asuman Birinci, “İşkence yapıldığını babam içeride, biz dışarıda fark ettik. Hatta babam genç bir öğretmene de işkence yapıldığını anlıyor. ‘Ne oldu oğlum’ diye soruyorlar gence, ‘sakın dokunmayın bana, bir şey sormayın’ diyor. Sonra genç bir polise ‘Burada Eyüp diye biri vardı, ne oldu ona, kaç gündür gelmiyor’ diye soruyor. Damadı olduğunu söylemiyor. Polis memuru ‘İyi değil durumu, yoğun bakımda’ deyince babam yıkmış ortalığı. Bütün polisler herkes aşağıya inmiş, bir taraftan susturmaya çalışmışlar. Babamı sırf eşimin işkence gördüğünü duydu diye 10 ay içeride tuttular.” ifadelerini kullandı.

“SAVCIYA GİTTİM, EŞİN İYİ KARNI AĞIRIYORMUŞ, DEDİ”

İşkenceden şüphelenince savcılığa başvuran Asuman Birinci, eşinden haber alamadığını, sağlıklı halde emniyete götürülen eşinin hastaneye kaldırıldığını duyduğunu belirterek şikayetçi oldu. Savcı Asuman Birinci’ye eşinin iyi olduğunu, karnının ağrıdığını ve hastaneye kaldırıldığını söyledi.

Eşinin Antalya Atatürk Devlet Hastanesi’nde 411 nolu odada yattığını öğrenen Birinci hemen yanına gitti.  Kapıda kimseyi göremeyince direkt odaya girdiğini ifade eden Asuman Birinci, “Yanında polis vardı. Sizin ne işiniz var burada diye bizi hemen çıkarmak istedi. Kardeşimle birlikteydik. Ben o sırada eşime ne olduğunu sordum. Çok dövdüklerini eziyet ettiklerini söyledi. Eşim de başımıza bir şey gelmesinden endişelenince gitmemizi istedi, kendinize dikkat edin, dedi.” diye konuştu.

“EŞİMİN SAĞLIĞI ŞİMDİ İYİ AMA PSİKOLOJİSİNİ BİLEMİYORUM”

21 gün boyunca hastaneye gidip geldiklerini belirten Birinci şöyle devam etti: “Ben gidemesem de annem, kardeşim gitti. Biz eşimin başına gelenleri yabancı gazetecilere, başka yerlere fakslar çekerek anlatıyorduk. Fotoğraf istediler. Kardeşim bir gün çekmeyi başardı ama polis fark etmiş. Telefonu aldılar, hala vermediler. Kardeşim fotoğraf çektiği için 7-8 ay hapis yattı. Eşimin şu an sağlığı iyi. Bir sıkıntı yok ama psikolojisini bilemiyorum. İnşallah iyidir. Güçlü olmaya çalışıyor. İyi gibi görünüyor ama tam olarak çıktıktan sonra göreceğiz.”

7 KEZ DOKTOR MUAYENESİNE RAĞMEN “DARP YOKTUR” RAPORU VERİLDİ

Gözaltında olduğu sırada 7 kez doktor muayenesinden geçirilen Birinci için, vücudundaki ağır darp izlerine rağmen, “darp ve cebir izi yoktur” raporu verildi. Ancak sonraki iki muayeneye gelen doktorlar, Birinci’nin vücudundaki işkence izlerini tespit etti ve karın ağrısı şikayeti nedeniyle hastaneye sevkine karar verdi. Hastaneye sevk edilen Birinci’nin kalın bağırsağının yırtıldığı saptandı. Ameliyata alınan Birinci, 21 gün yoğun bakımda kaldıktan sonra taburcu edildi.

Eyüp Birinci’nin işkence gördüğüne dair Antalya Başsavcılığı’na yaptığı soruşturmayı savcı emniyetten gelen ‘başı dönüp merdivenden düştü’ ifadelerine dayanarak kapattı. Ne Adli Tıp raporunu değerlendirdi ne aynı dönemde gözaltına tutulan tanıkların ifadelerini aldı ne de Emniyetten ‘yok’ denilen kamera görüntülerini yeniden istedi. Aslı Birinci ve kardeşlerinin çabalarıyla Eyüp Birinci’nin yaşadıkları o dönemde Deutsche Welle English ve France 24‘e de haber oldu.

“BATIN BÖLGESİNDEKİ YARALANMA TIBBEN MÜMKÜN DEĞİL”

Bunun üzerine 25 Ocak 2018’de AYM’ye başvuran Birinci’nin dosyası 18 Mayıs 2021’de karara bağladı. AYM kararda Birinci’nin batın bölgesinde meydana gelen yaralanmanın basit bir merdivenden düşme ile oluşmasının tıbben mümkün olmadığı belirtti, eksik soruşturma yapıldığını kaydetti.

Eyüp Birinci’nin 24 Ağustos 2016’da savcılıktaki ifadesinde yaşadıklarını şöyle anlatmıştı:

“BENİM SESİM AZALDIKÇA AYAKLARIMA BASIP DAKİKALARCA BAĞIRTTILAR”

“… gözaltına alınıp evimden ekip aracılığıyla KOM Şubeye götürülürken evimde arama yapan ismini bilmediğim esmer bir komiser arabada giderken bana şubeye gidince ben senin dalağını s…’ diye küfür etmişti. Daha sonra nezarethaneye giriş için muayene götürüp adli raporum aldırıldı. Bunun öncesinde de parmak izim alındı. Rapor alındıktan sonra kom şube müdürlüğünün üst katlarına çıkarıldım. Ancak hangi kata çıkarıldığımı bilmiyorum.

Yanında tutanakları yazan İbrahim diye hitap ettikleri bir polis memurları ile birlikle beni odaya aldılar. Odaya alındığımda 3 tane cümleyi dakikalarca bağırtılar. Bu cümleler ‘fetö senin a… k… seni s…’ diye bağırttılar. Bu şekilde kapıyı açıp polis memurlarına dinlettiriyorlardı. Benim sesim azaldıkça ayaklarıma dizlerime basıp, ters kelepçe bileklerimde olduğu halde bağırtıyorlardı. Kalın gazete rulosuyla kafama gözüme vuruyorlardı. Burnumu dolaba çarptırdılar. Burnum kanamaya başladı. Burnum kanar şekilde üst kata çıkarttılar. Tampon yaptılar.

“TUTANAĞI OKUMADAN İMZALATTILAR”

Beni döven evimde arama yapan ve yanındaki İbrahim isimli polis memurudur. İbrahim isimli polis memuru bana vurmadı. Sadece geçerken hafif bir tekme vurdu.  Tamponu yaptıktan sonra aşağıdaki odaya indirip dövmeye başladı. Kafanı kaldır, yüzüme bak diyerek yüzüme gözüme vurdu. Yüzüme vurunca tekrar burnum kanamaya başladı. Bu esnada savcı geldi.

Nezarethaneye indirmemiz gerekiyor diyerek tampon yapıp indirler. Sonra bir tutanak bana okumama imkan vermeden imzalattılar. Nezarethaneye indirildim. Nezarethanede yaklaşık 9-10 kişi idik. Bu bahsettiğim olay gözaltına alındığım 24 Temmuz günü oldu.

“POLİS VE DOKTOR KAPIDA GÖRÜŞTÜLER”

Akşam saat 21.30-22.00 sıralarında tekrardan rapor için nezarethanenin karşısında bulunan avukat görüşme odasına götürdüler. Burada ismini bilmediğim bir doktor gelip baktı. Bende darp olduğunu söyledim. Kaburgalarımın ve karnımın ağrıdığını söyledim.

Doktor beni muayene edeceği sırada doktor beni muayene etmeden çıktı. Polis ve doktor dışarıda görüştü. Doktor tekrar gelip, kulağıma baktı, ensemde şişlik vardı. Kendisine darp gördüğümü söyledim. Doktor bana bunlar basit şeyler önemli değil dedi. Sonraki günlerde de herhangi bir darp cebir görmedim. Aynı doktor gelip muayene edip, bize rapor düzenliyordu. 4 gün boyunca doktor baktı.

28 Temmuz Perşembe günü saat 19.00 sıralarında sorgu için yukarıya götüreceklerini söylediler. İsmini bilmediğim bir memur tarafından gözlerim kalın bezle bağlandı. Asansörle yukarıda çıktık. Kaçıncı kat olduğunu bilmiyorum. Asansörden çıktıktan sonra yürü, eğil, çömel şeklinde talimatlar vererek bir odaya alındım. Sorguyu beni gözaltına alan komiser yapıyordu. Gözlerim bağlı idi. Odada 3-4 kişi olduğunu hissettim. Ancak beni gözaltına alan komiser konuşuyordu.

“ÇIRILÇIPLAK SOYDULAR”

Kişisel bilgilerimi alıp kaydettikten sonra benim söylediklerimi yazdılar. Bana seni çok iyi tanıyan gizli tanık var. Her şeyi biliyoruz diyerek bildiklerini anlat, Antalya’da ne işin var diyerek çırılçıplak soydular. Ben bildiklerimi anlattım. Gözaltına alan ismini bilmediğim komiser olduğunu düşündüğüm yüzüme gözüme tokatla vurmaya başladı. 2 saat sürede bu şekilde hızlı bir şekilde, ayaklarımın altına, karnıma vurarak, sonrasında hayalarımı sıkarak, seni hadım ederim, şeklinde sözler söyleyerek işkenceye devam ettiler.

“AYAKLARIMI ISLATIP COPLA VURDULAR”

Yüzüstü yatırtıp, sağ kolumu ve sol kulumu geri çevirerek bu polis memuru bana bu şekilde işkence yaptı. Sonrasında sırt üstü döndürüp ayaklarımı ıslatıp copla vurmaya başladılar. Sonra her iki koluma da copla vurdular. Boynumu ıslatıp copla boynuma da vurdu. Bu nedenle kollarımda ve boynumda birçok morluk oluştu. Hatla cobu ağzıma sokup ağzımda çevirdi. ‘Senin tırnakları sökeceğim’ dedi. Sonrasında kaldırıp yumrukla vurmaya başladı.

Her vurduktan sonrada dik dur diyerek karnıma dakikalarca vurdu. En sonunda sana sürprizim var dedi. Karını ve kızını getireceğim buraya gözlerini açacağım neler yapacağım dedi. Daha sonra üstünü giyin dedi. Ben ayakta duramıyordum. Yardım ettiler üstümü giyindim. Odada bir iki kişi daha olduğunu hissediyordum ancak beni gözaltına alan polis olduğunu kesin biliyorum. Gözlerim bağlı olduğu için göremiyordum.

Ben giyindikten sonra eğil kalk diyerek bir yere götürdüler. Bu komiser olduğunu düşündüğüm polis seni burdun iteklesem ölsen kimsenin haberi olmaz, seninle işim bitmedi, görüşeceğiz dedi. Beni sonra eğil, kalk diyerek yürüttü. Merdivenden indirmeye başladı. Her basamakta karnıma vuruyordu. Bir merdiven boşluğuna inerken merdivenin başında arkamdan itekledi. Ayağım kaydı. Bir iki basamak düştüm. Tam düşmediğim için bana küfür etti.

“NEZARETHANEDE ABDEST ALIP ORUCUMU AÇTIM”

Beni tekrar nezarethaneye indirdiler. Nezarethane ve avukat görüşme odasının oradaki boşlukta sandalyeye oturtup elimi yüzümü yıkattılar. Sonra oruçlu olduğumu söyledim. Bana su verdi. Sonrada beni nezarethaneye götürdü. Bunu yapan memur başka bir memurdur. Beni döven polis değildi. Nezarethanede abdest alıp, orucumu açtım. Sonra fenalaştım. Beni mescide aldılar. Doktor kontrol saatine kadar mescitte kaldım.

Nezarethanede bulunan gözaltındaki şahıslar, benim başıma birçok polis geldi. Orada beni doktora gösterdiler. Oradaki Süleyman isimli polis memuru bana başımızı belaya sokma, oruçluyken başını döndü, yaralandım diye ifade ver dediler. Kollarıma girdiler. Doktorun kapısına götürdüler. Ben bir şey söylemeden doktor bey bu oruçlu idi düştü, yaralandı şeklinde sözler söylediler. O anda bayıldım. Ayıldığımda mescitte idim. Başımda başka doktor vardı. Ancak başka bir doktordu.

“İÇ KANAMA GEÇİRİYORSUN”

Mescitte polisleri dışarı çıkartıp bütün vücuduma baktı. Karnımın ağrıdığımı söyledim. Sen iç kanama geçiriyorsun, ölüm tehliken var dedi. Ambulans çağırdılar. Beni ambulans ile Eğitim ve Araştırma Hastanesi götürdüler. Hep aynı şeyi söylüyorlardı. Oruçlu idi kafası döndü diyorlardı. Beni muayene eden doktorlarda benim vücudumdaki morlukları görüyorlardı.

Beni Eğitim ve Araştırma Hastanesinde muayene eden doktor merdiven düşmesine benzemiyor dedi. Polisler başımda olduğu için konuşturmadılar. Tetkikler yapıldı. Ameliyat yapılmam gerektiğine karar verdiler. Polisler ameliyattan başka çare yok mu diye soruyorlardı. 28 Temmuz gecesi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde kaldım. Ameliyatımı Atatürk Devlet Hastanesi’nde ameliyat oldum. 21 gün hastanede kaldım. 12 Ağustos’ta ifadem alındı.

“KORKUDAN MAHKEMEDE İŞKENCE GÖRDÜĞÜMÜ SÖYLEYEMEDİM”

Bir hafta sonra mahkemeye çıktım. Ben 12 Ağustos’ta ifadem alındıktan sonra mahkemeye sorguya çıkarıldığımda korkumdan beni dövdüklerini işkence yaptıklarını söyleyemedim. Avukatla da görüşemedim. Ben korktuğum için herhangi bir şey söyleyemedim. Mahkemeye çıkmadan önce hastane ifadem alındı. Hatta mahkeme huzurunda 18 Ağustos’ta durumu anlatmaya çalıştım. Ancak hasta olduğumu, tutuksuz yargılanmak istediği şeklinde ifadeyi yazdırdı.

Ben cezaevine gidene kadar beni öldüreceklerini sandım. Bana bu şekilde işkence yapan kötü muamelede bulunan polisin adını soyadını bilmiyorum. Bu polis memuru beni evimde ve gözaltını alan ismini bilmediğim görsem teşhis edebileceğim polis memurudur. Kendisinden davacı ve şikayetçiyim. Ben başkasını dövüp dövmediklerini bilmiyorum. Kayıppederim ve kayınpederim de gözaltında idi. Onları dövmediler. Gözlerini bağlamamışlar, kötü muamelede bulunmamışlar dedi…”

Eyüp Birinci AYM Kararı: https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2018/3691

 

Anayasa Mahkemesi Afyon’da işkenceci polislere acımadı: Biri tecavüz etti diğerleri izledi!

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

4 yıldır tutuklu olan esnaf Kenan Özcan hapiste hayatını kaybetti

Dört gün önce hastaneye kaldırılmasına rağmen ailesine haber verilmeyen esnaf Kenan Özcan önceki gün cezaevinde hayatını kaybetti. Ölüm nedeni ailesine hala söylenmeyen Özcan, 4.5 yıldır tutukluydu.

BOLD ÖZEL – Gülen Hareketi soruşturmaları kapsamında tutuklu olan Kenan Özcan önceki sabah hapiste vefat etti. İzmir Şakran Cezaevinde 4 yıl kaldıktan sonra bu yıl başında Afyonkarahisar Bolvadin Cezaevine sevk edilen Özcan 4 gün önce hastaneye kaldırılmıştı. Hastaneye kaldırıldığında ailesine bilgi verilmeyen Özcan’ın ölüm nedeni de otopsi yapılmasına rağmen açıklanmadı. Özcan’ın kalp krizi nedeniyle ya da beyninde kan pıhtısı oluştuğu için öldüğüne dair farklı görüşler belirtiliyor.

“YAPILAN HAKSIZLIK BİTMİYOR NE YAZIK Kİ”

Özcan’ın vefat haberini Twitter hesabından duyuran yeğeni Ayşe Özcan, “Amcam Kenan Özcan 4 gün önce hastaneye kaldırılmış ama haber verilmedi. Dün sabah vefat haberini aldık. Otopsi yapılmış olmasına rağmen ölüm sebebi de saati de hâlâ net değil. Bu yüzden İzmir’de hastaneler kabul etmiyor. Yapılan haksızlık bitmiyor ne yazık ki. Dualarınıza talibiz.” dedi. 

En son İzmir Tepecik Hastanesi’nin kabul ettiği 66 yaşındaki Özcan’ın cenazesinin bugün defnedileceği öğrenildi.

Okumaya devam et

Popular

Shares