Connect with us

Analiz

Türkiye Gazze ile deniz yetki anlaşması imzalarsa ne olur?

‘Mavi Vatan’ kavramının mimarlarından Cihat Yaycı, uzun süredir Türkiye’nin Filsitin ile deniz yetki anlaşması imzalaması gerektiğini ifade ediyor. Habertürk yayınına çıkan Hamas lideri İsmail Haniye de böyle bir girişime olumlu yaklaştığını söyledi. Peki, Gazze’deki savaş sonrası köpürtülen böyle bir anlaşma ne kadar gerçekçi? Ne getirir, ne götürür?

BOLD ANALİZ – AKP’nin uyguladığı dış politika nedeniyle Doğu Akdeniz’de Yunan-Rum bloku karşısında yalnız kalan Türkiye, kendisine karşı kurulan blokajı kırmak için 2019 yılı Kasım ayında Libya’daki Ulusal Mutabakat Hükumeti ile deniz yetki alanlarının belirlenmesine ilişkin bir anlaşma imzalamıştı.

Gazze’deki savaş bağlamında şimdi yeni bir tartışma gündemi meşgul etmeye başladı. ‘Mavi Vatan’ kavramının mimarlarından eski Tümamiral Cihat Yaycı’nın başını çektiği bazı isimler, Türkiye’nin Filistin ile Doğu Akdeniz’de deniz yetki alanlarının belirlenmesine ilişkin bir anlaşma yapması gerektiğini ifade ediyor.

Emekli Tümamiral Cihat Yayacı’nın hazırladığı haritaya göre Türkiye ve Filistin arasında oluşacak deniz yetki alanları haritası

Tezin savunucuları, anlaşmanın Filistin’in denize kıyısı olan Gazze’nin uluslararası tanınırlığına katkı sağlayacağını ve dolayısıyla reel politik açıdan Filistin’e desteği arttıracağını ifade ediyor.

Gazze’yi kontrol altında tutan Hamas’ın lideri İsmail Haniye de Habertürk yayınında böyle bir anlaşmanın olumlu sonuçları olacağını söyledi.

Peki Ramallah’taki Filistin Yönetimi böyle bir anlaşamaya yanaşır mı? Anlaşma ne kadar gerçekçi? Ne getirir ya da ne götürür?

LİBYA ULUSAL MUTABAKAT HÜKUMETİ İLE ANLAŞMA

Filistin ile deniz yetki alanları anlaşması imzalanması gerektiğini ifade edenler, Türkiye’nin 2019’da Libya ile imzaladığı benzer anlaşmayı örnek gösteriyor ve olumlu sonuçları olacağını ifade ediyorlar.

Türkiye-Libya Deniz Yetki Anlaşması AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Libya Ulusal Mutabakat Hükumeti Başbakanı Fayiz es-Serrac’ın 27 Kasım 2019’da İstanbul’da gerçekleştirdiği görüşme sırasında imzalandı.

Libya’daki Ulusal Mutabakat Hükumeti (UMH), ülkede her ne kadar iç savaş olsa da uluslararası tanınırlığı olan ve Libya’nın meşru hükumeti olarak kabul ediliyordu.

Birleşmiş Milletler (BM), Avrupa Birliği (AB) ve ABD, Ulusal Mutabakat Hükumeti’ni ülkedeki iç savaşta bölünmüşlüğe rağmen resmi muhatap olarak kabul ediyordu.

İtalya’dan bağımsızlığını 1947 yılında kazanan Libya’nın bağımsız ve BM’ye üye devlet statüsü tartışmasız bir gerçek.

Ancak Libya için söz konusu olan bu durumun Filistin için tam olarak var olduğunu söylemek mümkün değil.

FİLİSTİN DEVLETİ VE HUKUKİ STATÜ SORUNU

15 Kasım 1988’de bağımsızlığını ilan eden Filistin’i Birleşmiş Milletler’e (BM) üye 193 ülkenin 138’i bağımsız bir devlet olarak kabul ediyor. Aynı yılın Aralık ayında BM Genel Kurulu da Filistin’i bir devlet olarak kabul etti.

2012 yılında yine BM Genel Kurulu, Filistin devleti için BM’ye ‘üye olmayan gözlemci ülke’ tanımlamasını yaptı.

Türkiye de Filistin’in bağımsızlığını ilan edildiği aynı gün 15 Kasım 1988’de kabul eden 12 ülkeden biri.

Filistin, uluslararası hukuka göre ‘hukuki olarak’ (de jure) bir devlet olarak kabul edilse de İsrail, Filistin’i bir devlet olarak tanımadığı ve başkenti Kudüs dahil topraklarının bir kısmını işgal altında bulundurduğu için Filistin’in fiilen (de facto) bir devlet olma noktasında sıkıntıları bulunuyor.

Filistin’in Birleşmiş Milletler’e tam üye bir devlet olmaması da ayrı bir sorun.

2019 yılında Libya Ulusal Mutabakat Hükumeti ile imzaladığı deniz yetki anlaşmasını Birleşmiş Milletler’de kayıtlara geçiren Türkiye’nin bu anlaşmayı BM’de nasıl kaydettireceği ayrı bir tartışma konusu.

FİLİSTİN YÖNETİMİ ANLAŞMAYA SICAK BAKAR MI?

Filistin’deki iki başlı yönetim ve bu yönetimler arasındaki ayrışma anlaşmanın önündeki önemli engellerden birisi. Batı Şeria’daki Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ve Gazze Şeridi’ndeki Hamas yönetimi 2006 yılı Ocak ayındaki seçimden beri 2 ayrı devlet gibi hareket ediyor.

Birçok konuda anlaşamayan FKÖ ve Hamas’ın dış politika öncelikleri ve dış destekçileri de son zamanlarda ayrışmaya başladı. Türkiye ve Katar daha çok Hamas’a destek veririken, diğer büyük Arap ülkeleri ilişkilerini daha çok Ramallah’taki Mahmud Abbas yönetimi ile yürütüyor. AKP’nin Hamas ile ilişkileri güçlenirken, son zamanlarda Abbas yönetimi ile ilişkileri eskisi kadar sıcak değil.

Gazze’deki Hamas’ın AKP hükumeti ile yakın bağları düşünüldüğünde böyle bir anlaşmaya sıcak bakması normal. Ancak Filistin’in meşru temsilcisi kabul edilen ve bu konuda son sözü söyleyecek Ramallah’taki Abbas yönetimi böyle bir anlaşmayı imzalamaya yanaşmayabilir.

Çünkü Türkiye’nin Filistin ile yapacağı böyle bir anlaşmaya İsrail, ABD, Güney Kıbrıs, Yunanistan ve Avrupa Birliği kesin bir şekilde karşı çıkacaktır. Filistin yönetiminin kendisine hiçbir net getirisi olmayacak böyle bir anlaşmayı sırf Türkiye’nin isteği ile imzalayarak yukarıda sayılan büyün ülkeleri karşısına almasını beklemek de gerçekçi olmayacaktır.

ANLAŞMANIN UYGULANMASI SORUNU

Türkiye, Filistin ile deniz yetki anlaşması imzalasa bile bu anlaşmayı bekleyen önemli sorunlar bulunuyor. Anlaşma sembolik bir anlamdan öteye geçmeyip kağıt üzerinde kalabilir.

Türkiye, Filistin ile deniz yetki alanlarının belirlenmesine ilişkin bir anlaşma imzaladığı takdirde uygulayıcı konumda sadece kendisini bulacaktır.

Donanması bulunmayan, denizde petrol ve doğalgaz kaynaklarını araştırmak için sondaj ve araştırma gemisi bulunmayan Filistin’in anlaşmanın fiiliyata geçirilmesi noktasında bir çalışması ve girişimi olamayacaktır.

İsrail, denizden, karadan ve havadan ablukaya aldığı Gazze’deki Filistin deniz polisinin 11 kilometre (6.84 mil) dışarı çıkmasına izin vermiyor.

Türkiye, bölgede anlaşma ile çizilecek münhasır ekonomik bölge içerisindeki hidrokarbon kaynaklarını araştırmak için yine kendi savaş ve sondaj gemilerini göndermek zorunda kalacaktır.

 

Bu noktada Türkiye, İsrail ile direkt olarak karşı karşıya gelecektir. 2010 yılı Mayıs ayında Gazze’ye yönelik ablukayı kırmak için yola çıkan Mavi Marmara gemisine uluslararası sularda müdahale eden ve 10 Türkü katleden İsrail’in menfaatlerini korumak için güç kullanacağı açıktır.

Böyle bir girişim şu sıralar ilişkileri normalleştirmek isteyen Türkiye ve İsrail’i Doğu Akdeniz’de askeri olarak karşı karşıya getirecektir.

ANLAŞMANIN BÖLGEDEKİ DENGELERE ETKİSİ NE OLUR?

Anlaşmaya öncelikle Güney Kıbrıs Rum Kesimi ve Yunanistan’ın karşı çıkması neredeyse kesin. Avrupa Birliği de bu 2 üyesinin arkasında duracaktır.

İsrail de her halükarda Filistin-Türkiye deniz yetki antlaşmasına karşı çıkacaktır. Doğu Akdeniz’de deniz yetki alanları konusunda Rum-Yunan tezlerine daha yakın olan ABD’nin, İsrail’in de karşı çıkacağı bir anlaşmaya destek vermesini beklemek de hayalcilik olacaktır.

Ayrıca anlaşma Doğu Akdeniz’deki enerji kaynakları ve bunun paylaşımı konusunda Güney Kıbrıs Rum Kesimi ve Yunanistan ile birlikte hareket eden İsrail’i daha çok bu ülkelere yaklaştıracaktır. Sonuçta İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs’tan oluşan 3’lü cephe safları daha da sıklaştıracaktır.

Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de yalnızlığını gidermek için başlattığı İsrail’le ilişkileri normalleştirme girişimleri de sekteye uğrayacaktır.

ABD’li ünlü savunma dergisi: 300 savaş pilotunu ihraç eden AKP hava kuvvetlerini sabote etti

Analiz

CHP’nin Kılıçdaroğlu ısrarına eleştiriler artıyor: Uygun aday değil

CHP’lilerin cumhurbaşkanlığı için adayın genel başkanları Kemal Kılıçdaroğlu’nun olacağını açıklaması eleştirileri beraberinde getirdi. Sosyal medyada yorumlarını paylaşan muhalif birçok isim, Kılıçdaroğlu’nun uygun aday olmadığı konusunda hemfikir…

BOLD ANALİZ – Kamuoyu araştırmalarında AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın karşısında en az oyu alan isim CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu. CHP’nin Kılıçdaroğlu’nun adaylığı konusunda ısrarcı olması eleştirileri beraberinde getirdi. Sosyal medyada Kılıçdaroğlu’nun uygun aday olmadığı eleştirileri giderek artıyor.

“CHP’NİN ADAYI KILIÇDAROĞLU”

CHP’li birçok isim seçimlerde cumhurbaşkanı adaylarının genel başkanları Kemal kılıçdaroğlu olacağını açıkladı. Son olarak CHP Grup Başkanvekili Engin Altay dün İstanbul’da yapılan mitingde “Mırın kırın etmenin anlamı kalmadı. ‘Gönlümüzün adayı Kılıçdaroğlu’ deniyordu, o ‘gönlümüzün’ kısmı biraz kalktı. CHP’nin adayı Kılıçdaroğlu” diyerek Kılıçdaroğlu’nun adaylığını açıkladı.

“TÜRKİYE’NİN İKİNCİ BİR ŞANSI YOK”

CHP’nin Kılıçdaroğlu’nun adaylığı konusundaki ısrarı eleştirilere yol açtı. Diken.com.tr yazarı Levent Gültekin, “Kılıçdaroğlu aday olursa” başlıklı yazısında “Kapalı kapılar ardında Kemal Bey’i adaylık için cesaretlendirenleri, aday olması için teşvik edenleri, daha şimdiden kampanya hazırlığı içinde olanları toplumun bilmesi gerektiğini düşünüyorum” diyerek, demokrasiye dönüş konusunda Türkiye’nin ikinci bir şansı olmadığı uyarısında bulundu.

KILIÇDAROĞLU’NUN KARİZMA VE PERFORMANSI YOK

Sabancı Üniversitesi Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi öğretim üyesi Berk Esen ise Kılıçdaroğlu’nun adaylığı ile ilgili yaptığı paylaşımda, “KK adaylığında zaten sıkıntı tam da bu. Kılıçdaroğlu dürüst bir insan, partide önemli değişimlere de imza attı. 2019 yerel seçiminde büyük rolü var. Ama bu kadar zorlu, kritik seçime gidilirken tüm muhalif seçmenlerin kafasından şüpheleri atacak bir hazırlık, karizma ve performansı yok. Keşke olsaydı” dedi. Esen, Türkiye’yi Erdoğan  rejiminden kurtaracak aday ve kadro konusunda kumar oynanmaması gerektiğini kaydetti.

KAZANAMAYACAK TEK ADAY KILIÇDAROĞLU

Sözcü gazetesi yazarı Murat Muratoğlu ise Kılıçdaroğlu’nun adaylığı ile ilgili yaptığı paylaşımda, “Kılıçdaroğlu temiz, dürüst bir siyasetçi ama… Kazanmayacak tek aday! Muhalefet partileri o kadar kafayı sıyırmış olamaz… Seçim stratejisi falan di mi bu?” dedi.

Yunanistan’a ulaşan sığınmacıları, Türkiye’ye çalışan çete geri itti

Okumaya Devam Et

Analiz

Selçuk Tepeli’nin bardak fırlatması: Özgür medyaya olan açlığın fotoğrafı

Çiftçinin haline üzülen FOX TV ana haber spikeri Selçuk Tepeli’nin bardak fırlatması Türkiye’de özgür medyaya olan açlığın fotoğrafını ortaya koydu. Habertürk gazetesinde çalışırken AKP Hükumetini eleştiren haberler yapamayan Tepeli, yandaş olmayan FOX televizyonunda kendini buldu.

BOLD ANALİZ – Türkiye’de medyanın hali pürmelali Selçuk Tepeli üzerinden dönen tartışmalarda kendini gösterdi.

YANDAŞ MEDYA VE TROLLERDE SELÇUK TEPELİ ÖFKESİ

Mazot ve gübre fiyatlarına gelen zamlar yüzünden tarlasını ekemeyen çiftçilerin haberini sunarken tepki göstermesi medyayı da ikiye böldü. Havuz medyası ve ak troller Tepeli’nin görevden alınmasını FOX TV’ye de RTÜK’ün ceza kesmesini istedi. Tepeli’ye destek verenler ise “Bu tepki zamlar altında inleyen halkın tepkisidir” görüşünde birleşti.

ŞÖHRETİ YAKALAYAN FATİH PORTAKAL UNUTULDU

Vatandaşın sıkıntılarını gündemine alan haberler hazırlayan FOX ekibinin bütün sunucuları gündeme oturuyor. FOX muhabir ve kameramanlarının halkın içinden haberlerini sunan Fatih Portakal, ekrandayken herkesin görüşünü merak ettiği isim haline gelmişti. Kanaldan ayrıldıktan sonra şöhreti biten Portakal’ın YouTube kanalı gerekli ilgiyi görmüyor.

İSMAİL KÜÇÜKKAYA’NIN SALVO ÖZGÜRLÜĞÜ

Medyanın yüzde 95’inin AKP ve Erdoğan yanlısı haberler yaptığı Türkiye’de FOX kanalındaki zam, geçim sıkıntısı, borç altında ezilen çiftçi haberleri büyük ilgi görüyor. Aynı kanalda sabah haberlerini sunan İsmail  Küçükkaya’nın herkesi eleştirme konforu da FOX’un bu gücünden kaynaklanıyor.

Portakal, Küçükkaya ve Tepeli’nin haber sunma tarzları Erdoğan Türkiye’sinde medya özgürlüğünü olan açlığı gözler önüne serdi.

Yandaş Kütahyalı’dan ‘seçimi kaybetse de Erdoğan koltuğu bırakmayabilir’ iması

Okumaya Devam Et

Analiz

Türkiye’de genç olmak

Türkiye genç olmak ateşten gömlek giymek demek. Paşaların kahraman ilan edildiği koca darbe gençlere yıkılıyor, bir twit attığı için gençlerin hayatları karartılıyor, Erdoğan aleyhine slogan atılan bir yerde bulundukları için okudukları lise gözaltına alınıyorlar. Ya da bir iftara katıldı diye final sınavları zamanı tutuklanıyorlar. AKP tarafından sistematik şekilde baskıya maruz kalan gençlerin ülkeyi terk edenler içerisindeki oranı da dikkat çekici.

BOLD – AKP iktidarının gençlerle yıldızı hiç barışmadı. Siyasi eleştirilerini sosyal medyadan paylaşan yüzbinlerce genç, nezarethane ve cezaeviyle tanıştı.

15 Temmuz’daki askeri kalkışma sonrası Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanları kahraman ilan edilirken, koca darbede ihale çoğu çocuk yaştaki harbiyeli öğrencilere kaldı.

Birçok askeri öğrenci darbeye teşebbüsten müebbet hapisle cezalandırılırken, o yıl 13-14 yaşlarında olan askeri lise öğrencileri de 18’ine basar basmaz gözaltına alındı.

Önceki gün hakkında soruşturma başlatılan, 25 yaşındaki bir askeri öğrenci haksızlığa isyan ederek intihar etti. Bilgiyi paylaşan Askeri Öğrenci Komitesi platformu, intihar eden gencin ağabeyinin de tutuklu bir askeri öğrenci olduğunu belirtti.

HEDEFTE ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİ

Hizmet Hareketi mensubu oldukları gerekçesiyle ülkenin dört bir yanındaki üniversitelerde okuyan öğrenciler, final sınavları döneminde gözaltına alınmaya başladı.

15 Temmuz’dan bu yana 6 yıl geçmesine rağmen, iktidar güdümündeki yargı ülkenin gençlerini sudan sebeplerle cezalandırmaya deva ediyor.

Karabük’te gözaltına alınan 14 üniversite öğrencisinden 3’ü tutuklandı. Katıldıkları iftar yemekleri tutuklanan öğrencilerin aleyhinde delil olarak kullanıldı.

Karabük’te bir haftadır gözaltında tutulan 14 kız öğrenciden sonra, dün de aralarında Antalya Akdeniz Üniversitesi’nde okuyan öğrencilerin de yer aldığı 50 kişi gözaltına alındı.

LİSELİLERE OKULDA GÖZALTI

Dünya Kadınlar Gününde, Erdoğan aleyhine atılan sloganlar yüzünden dün 2 liseli okudukları okulda gözaltına alındı.

Son birkaç günde yaşananlar gençlere yönelik tahammülsüzlüğü gözler önüne sererken, sosyal medyada kullanıcılarının da dikkatini çeken durum “Türkiye’de genç olmak” etiketiyle gündeme yerleşti.

Türkiye’deki baskıya dayanamayan gençlerse çareyi ülkeyi terk etmekte buluyor. Türkiye’den göç edenler arasında gençlerin oranı dikkat çekiyor.

TÜİK’in verilerine göre, Türkiye’den yurtdışına göç eden nüfus içinde yüzde 15.2 ile en büyük dilimi ‘25-29 yaş grubu’ oluşturdu. Bu yaş grubunu yüzde 13 ile 30-34 ve yüzde 12.6 ile de 20-24 yaş grubu takip etti.

Antalya’da kız öğrenciler ve öğretmenler iki gündür gözaltında

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar