Bizimle iletişime geçiniz

Gündem

Alman FAZ gazetesi “Hizmet Hareketi’nin geleceği”ni yazdı

Hizmet Hareketi’nin geleceği ne olacak? Hizmet Hareketi nasıl dönüşüyor? Alman FAZ Gazetesi’nden çok kapsamlı bir dosya.

BOLD- Almanya’nın önde gelen gazetelerinden Frankfurter Allgemeine Zeitung (FAZ), Hizmet Hareketi’nin geleceğiyle ilgili çok kapsamlı bir dosya hazırladı.

Dosya Hizmet Hareketi’nin Fethullah Gülen’in ölümü sonrası yaşayabileceklerine odaklandığı gibi yaşadığı bu çok büyük sarsıntının dönüşüm için oluşturduğu büyük fırsata da paradoksal olarak çarpıcı biçimde ele alıyor.

Hizmet Hareketi’nin belli yönlerinin de eleştirildiği, kritik edildiği makale, son dönemde en dikkate alınması gereken dosyalardan biri.

Michael Martens’ın makalesinin birebir tercümesi:

GÜLEN HAREKETİNİN GELECEĞİ: İhtiyaç üzre devlet düşmanı

Erdoğan Türkiyesi’nde Fethullah Gülen en tehlikeli terörist olarak kabul ediliyor, ancak sürgündeki bu şahɪs oldukça yaşlandɪ. Kurucu babası olmadan Gülen hareketi var olabilir mi?

Türkiye, kendisini tehlikeli bir terörist ilan etti, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan iadesini istedi: Müphem özelliklere sahip kendi adıyla anɪlan dini bir hareketin lideri olan Fethullah Gülen, Ankara’da hükümetin bir numaralı devlet düşmanı durumunda.

Türkiye‘nin resmi versiyonuna göre, bu vaiz Temmuz 2016’da Türk ordusunun bazı kesimlerinin birkaç saat sonra çöken darbe girişiminin arkasɪndaki kişi.

O zamandan beri Türkiye’de onbinlerce kişi terör örgütü olarak ilan edilen Gülen hareketine üye olmaktan ya da bunlara sempati duymalarından dolayɪ tutuklandı, ancak Erdoğan gibi güçlü bir devlet başkanı için bile bu hareketin liderini yakalamak oldukça zor.

GÜLEN, 1999’DAN BERİ PENNSYLVANIA’DA İKAMET EDİYOR

1999’dan beri Gülen, Pennsylvania eyaletinde sürgünde yaşıyor. ABD’deki yargı, Türkiye’nin aksine, başkanlık çağrısı yapamadığı için, ABD Başkanı Donald Trump, Türkiye’nin Gülen’i iade talebini Ankara’nın düşündüğü kadar kolay yerine getiremiyor.

Hukuk devleti standartlarɪna göre, Gülen’in Türkiye’ye iade edilmesi şimdilik mümkün değil. Türkiye, istihbarat servisi, Kosova, Azerbaycan veya Malezya gibi devletlerden Gülen sempatizanɪ olduğunu düşündükleri kişileri kaçırdı, ancak buna ABD’de pek de cesaret edilemez.

KARAR VERME SÜRECİNDE REFORM MU?

Ancak Gülen meselesi biyolojik nedenlerden ötürü Türkiye için kendiliğinden çözülecek. Gülen, kaynağa bağlı olarak, 1938 veya 1941 doğumlu, yani yetmişli yaşlarının sonunda veya seksenlerin başında. Sağlığı ile ilgili olumsuz bilgiler var.

Er ya da geç Gülen hareketi, lideri olmadan yoluna devam etmek zorunda kalacak. O zaman da bunu yapıp yapamayacağı ya da birleştirici bir unsur olarak Gülen’in karizmasınin eksikli en kısa sürede parçalanıp parçalanmayacağɪ anlaşılacaktır.

Tarihte, dini topluluklarının önderlerinin ölümünden sonra parçalandığı, bölündüğü, tanınmayacak şekilde değiştiği ya da önemini yitirdiği birçok örnek bulunmaktadɪr.

Bu durumda ne olacak? Gülen olmadan Gülen hareketi düşünülebilir mi? Öyleyse, Gülen sonrası bir hareket neye benzeyecek, lideri kim olacak, ne değişecek?

Siyaset bilimcisi İlnur Kalin uzun zamandır hareketleri izlemiş ve öngörüde bulunmuştu: “Gülen hala hayatta iken hareket kendini geliştirmeyi, kurumsallaşmayı, merkezsizleşmeyi ve şeffaf olmayı başarırsa, dönüşmüş bir biçimde devam edebilir. Bununla birlikte, eğer yeniden yapılanma ve kurum inşası başarısız olursa, o zaman hareketin canlılığını kaybedeceği ve Gülen’in ölümünden kısa bir süre sonra parçalanmasɪ çok muhtemeldir.”

İlnur Kalin aslında farklı bir isme sahip. Mülteci olarak yaşıyor ve bir Avrupa ülkesinde tanınmış bir siyaset bilimi enstitüsü için çalışıyor, ancak Türkiye’deki akrabalarınɪ göz önünde bulundurarak, isminin değiştirilmesini bildikleri hakkında konuşmak için şart koştu.

Gülen fenomeni ile önyargısız, bilimsel herhangi bir meşguliyetten dolayi, Türkiye’de araştırmacılar tutuklanabilir ve hatta Erdoğan devletinde akrabalik sebebiyle bile tutuklanmalar olabiliyor.

Kalin’ın ilk tezlerinden biri, Gülen’e halef olabilecek, onun yerine geçebilecek uygun bir doğal “iki numara” olmamasıdır. “Farklı zamanlarda insanlar daha etkili olabilirdi, ancak onlar da ünlerini yalnızca Gülen’den aldı.

Herhangi bir bağımsız, bireysel otoriteye sahip değillerdi. “Şimdiye kadar, Kalin, Gülen’in mirasını karizmatik bir dini lider olarak idareyi ele alabilecek birini bulamadɪ.

“Daha da önemlisi, son yıllarda yaşanan gelişmeler iç eleştiriye neden oldu. Tabanda, hareketin karar alma sürecinin derinden kusurlu olduğu ve reform yapılması gerektiğine dair yaygın bir fikir birliği var.”

Bu konuda yeni olan şey, bu tür eleştirilerin şimdi kamuya açık bir şekilde dile getirilmesidir. Örneğin, Twitter Gülencilerin gerekli reformları tartışması için önemli bir forum haline geldi.

DAHA ŞEFFAFLIK ARZUSU

Kalin, “Bu eleştiri Gülen’e kadar ulaştı” dedi. Elbette, eleştiride Gülen’in öğretileri ya da ahlaki bütünlükleri bulunmuyor, çünkü temelde şüphe eden üyeler hareketten çoktan ayrɪlmɪştɪ. “Fakat Gülenci olmaya devam eden, harekete ve liderine sadık olan, ancak bazı yönleri ve son kararları eleştiren kişiler de var.”

Gülenciler arasɪnda sɪkça duyulmaya başlanan varsayıma göre ,“hareketin yaşlıları” olan “Agabeyler”, idollerini hataya sürükledi. Ancak Gülen bu adamları tek başına seçtiğinden dolayı, eleştiri sonuçta kendisine geri dönmüş oluyor.

Gülen’in hareketin sapmalarında payɪ açıktı, “bu yüzden onu eleştiriden dışlamak mümkün değil” diye açıkladı Kalin. Bir görüşe göre hareket çok fazla politik hale geldi. Buna ek olarak, birçok üye hareketin Gülen’e aşırı derecede bağlı olduğuna ve böylece bir tür bireysel kült güttüğüne inanıyor.

Böyle bir şey şimdi açıkça ve halka açık bir şekilde sorgulanıyor. “Öyle görünüyor ki; lidere aşırı bağlɪlɪğɪn ve şeffaf olmayan bir karar alma sürecinin, hareketin demokrasi ve İslam’ın uyumlu olduğu iddiasıyla eşleşmediğine dair bir farkındalık oluşuyor. Hareketin destekçileri politikaları hakkında daha iyi bilgi sahibi olmak ve de etkin olmak istiyor. Aşağıdan yukarıya etkili olan daha şeffaf, sistematik ve merkezi olmayan bir organizasyon talebi var.”

Gülen’in kararları artık en dar çevrede değil, daha katılımcı bir çerçevede alınmalı – bu tüm eleştirilerin merkezinde bulunuyor.

Bu taleplerin ilk sonuçları zaten kamuya açık bir şekilde gözlemlenmiştir. Kalin’e göre, ABD’de Gülenciler tarafından kurulan “paylaşılan değerler için İttifak” daha fazla şeffaflık arzusu anlamına geliyor. Bu grup, hareketin temel ilkelerinin bir listesini yayınladı ve Gülen adına itiraz edilmeyen açıklamalar yaptı.

Almanya’da da hareketi daha şeffaf hale getirmek için girişimlerde bulunuluyor, dedi Kalin ve “Diyalog ve Eğitim Vakfı” nı, “grubun formalizasyonuna ve kurumsallaşmasına doğru atılan bir adım” örneği olarak belirterek şöyle devam etti:

“Web sitelerinde Almanya’daki hareketin ayrıntılı bir organizasyon şeması bile var.” Dışarıdan ne kadar doğru ve kapsamlı olduğunu yargılamak zor olsa da,” hareketin örgütsel yapısını açıkça ilan etmesi ve resmileştirmeye çalışıyor olması devrim niteliği taşɪyor”.

“DEĞİŞİM İÇİN GÜÇLÜ BİR KATALİZÖR”

Türkiye’de büyük oranda parçalandığından, Gülen hareketinin ağırlɪk merkezi Batı Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri’ne geçti. Aktif olduğu çevre değiştikçe hareketin kendisi değişir Kalin’e göre.

Ancak Gülen hareketinin başındaki zihniyet, Türkiye’de ve oradaki standartlara göre şekillendiğinden reformlara karşı çıkıyor. “Türkiye bağlamında sosyalleşen hareketin liderlerinin ve çoğunluğunun böyle bir değişimi ne kadar gerçekleştirebileceği ve yönetebileceği konusu açık bir soru” dedi.

Buna ek olarak, hareket yurtdışında da Türk devletinin ve gizli servisinin baskısɪ altında. “Saf hayatta kalma, yeniden yapılanma için çok az enerji ve kaynak bırakan asıl iştir.”

Kalın, dünya çapında Gülencilerin kaçırılması ve işkencesi konusunda “Correctiv” araştırma ağının bir listesine işaret ediyor. (“Türkiye Kara Siteleri: Erdoğan rejimi, dünya çapında Gülen hareketi taraftarlarınɪ kaçırıyor”). Bu tür tehlikeler karşısında, daha fazla şeffaflık talepleri, Almanya’da bile her zaman güvenlik endişelerine takılıyor.

Kalin, “Türkiye’nin Almanya’dan ya da Birleşik Devletler’den de insan kaçırabileceği inandɪrɪcɪ olmasa bile, bu tamamen ihtimal dışɪnda tutulmuyor,” diyerek hareket içerisindeki korkularɪ dile getiriyor.

Fakat belki de Türk devletinin onlara bu zulmü, hareketin kurtuluşu bile olabilir, diye tahmin ediyor Kalin. “Paradoksal olarak, hareketi sonlandırmaya yönelik en son felaket, sıradan takipçiler arasında hayal kırıklığına yol açtɪğɪndan hareketin ömrünü uzatabilir.

Gülen’in rolü ve hareketin liderliği sorgulanɪrsa “değişim için güçlü bir katalizör”olabilir. Birçok dini hareket, kaçınılmaz olarak, Mesihlerinin ölümünden sonra güçlerini kaybeder ve kɪsa sürede dağılır., “Ancak son olaylar, olayların olağan seyrini değiştirebilecek kadar büyük bir dış faktördür” diye ekliyor Kalin.

RAHATSIZ EDİCİ ZOR SORULAR

Bununla birlikte, Gülen hareketi hayatta kalmak ve en azından Türkiye dışında kendini yeniden biçimlendirmek istiyorsa alɪnmasɪ gereken çok yol var.

Özellikle eğitim alanında hak ettiklerine tarafsız hiç bir gözlemci karşɪ çɪkmɪyor. Gülen hareketi Türkiye’de bir boşluğu doldurdu: Muhafazakar, dindar tabakaya daha önce reddedildikleri kaliteli bir eğitim sundu. Hareket, devletin başarısız olduğu yerde başladı.

Onların desteği olmasaydı, yardɪma muhtaç ailelerin yetenekli birçok insan okuyamazdı. Türk sosyolog Binnaz Toprak, eğitim sektöründeki Gülen hareketinin gücü “politikanın fırsat eşitliği tesis etmedeki başarısızlığının sonucudur”, diye tespitlerde bulunuyor.

Talep devam etmekte, ancak Türk iktidar partisi AKP’nin yeni kurulan İslami vakıflar, okullar veya öğrenci yurtları ile onları yeterince tatmin edebildiği görülmemektedir. Gülen hareketinin eksikliği hissediliyor.

Diğer yandan, hareket, en azından tepedekiler söylenildiği kadar zararsız değildi ya da değilleri. Sadece eğitime destek veren zararsız bir dernek hiç olmadɪlar. Türk yargısında hala “savcıları” varken, hareketi eleştirenler hakkında kovuşturma, tutuklama ve hapis cezası gibi işlemleri gerçekleştirdiler.

Hareketi eleştiren ve hatta yapɪlan eleştirileri aktaran, alıntı sosyolog Toprak gibi, Gülen medyası tarafından bir karalama kampanyasına maruz kaldı. Ünlü Türk gazeteci Mustafa Akyol, hareketin karanlık bir tarafının varlɪğɪndan bahsederek bunun “devletin bürokratik kontrolünü kazanması için” “gizli bir örgütlenme” olduğunu söyledi.

Polis organɪna Gülencilerin sızdığɪna dair kanıtlar var. 2016’daki başarısız darbeden sonra, ayaklanma organizasyonunun merkezi olan Ankara civarɪndaki Akıncɪlar Hava Üssü yakınındaki Türk jandarması, Gülen hareketiyle bağlantılı birkaç adamı tutukladı.

Ankara’daki Parlamentoyu bombalamak için havalanan F-16 bombardıman uçaklarının bulunduğ Hava Kuvvetleri Üssü’nde darbe gecesi ne işleri vardı? Bunların hepsi rahatsız edici, zor sorular. Gülen hareketi bu sorularɪ kendi kendisine sormazsa, başkalarɪ soracak.

Frankfurter Algemeine
Haber: Michael Martens FAZ Gatezesinden 02.01.2018

MAKALENİN ORJİNALİNİN LİNKİ

Gündem

Aşı savaşları: Hibe aşıya ödenen 12 milyon doların faturası bulundu

Hibe aşıda aracı firmaya 12 milyon dolar ödendiği iddiasında tartışma büyüyor. CHP Milletvekili Murat Emir, Çin’den alınan Sinovac aşısı için aracı firma Keymen’e sadece ilk parti için 12 milyon dolar ödendiğini faturalarıyla birlikte açıkladı. İktidar ile muhalefet arasında başlayan aşı savaşında taraflar ne diyor?

BOLD – İktidarın inkar ettiği 1 milyon hibe aşı için aracı firmaya 12 milyon dolan ödendiği iddiasında şimdi de faturalar ortaya çıktı. CHP Ankara Milletvekili Murat Emir, yaptığı basın toplantısında iddia edilen 12 milyon dolarlık ödemenin faturalarını gösterdi.

İDDİA: HİBE AŞININ PARASINI ARACI FİRMA DEVLETTEN ALDI

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun grup toplantısında gündeme getirdiği iddiaya göre Çin’li firma, Kovid-19 aşısı Snovac’tan Türkiye’ye 1 milyon doz hibe etti. Ama distribütörü olan firma 1 milyon doz ücretsiz aşıyı DMO’ya fatura etti. Yani, üretici firmanın devlete bedelsiz verdiği aşıyı üretici firma fatura ederek devletten 12 milyon dolar para aldı.

Kılıçdaroğlu’nun grup toplantısındaki açıklaması şu şekildeydi: “9 Şubat 2021 tarihine kadar, 10 milyon 162 bin 123 doz aşı getirildi, bunlar için Devlet Malzeme Ofisi Keymen firmasına 121 milyon 945 bin 476 dolar para ödedi.” Buradaki soru şu, Aralık 2020 tarihinde Esenboğa Gümrüğünden geçiyor aşılar gümrükten geçen 1 milyon 342 bin 298 doz aşı gümrükten Keymen tarafından çekiliyor. Buradaki önemli nokta şu, gümrükteki beyana göre 1 milyon doz aşı için ücret alınmıyor. 1 milyon doz aşı ücretsiz, yani 12 milyon dolarlık aşı ücretsiz verilmiş. Sayın Bakan’a ve Erdoğan’a soruyorum, ücretsiz olarak ithal edilen 1 milyon doz aşı Devlet Malzeme Ofisi’ne her dozu 12 dolardan fatura edildi mi, edilmedi mi? Ücretsiz olduğu beyannamesinde var.”

GÜMRÜK BELGESİNE GÖRE 1 MİLYON AŞI ÜCRETSİZ

ANKA’nın haberine göre Kılıçdaroğlu’nun bu açıklamalarının ardından Çin’den gelen 1 milyon doz koronavirüs aşısının ücretsiz olduğunu gösteren gümrük belgesi de ortaya çıktı. Esenboğa Gümrük Müdürlüğü’nün 30 Aralık 2020 tarihinde düzenlediği beyannamede “1.000.000 ADET (UNIT)” ifadesinin karşısında 12 milyon dolar yazıyor ve beyannamenin devamı “12.000.000,00 USD BEDELSİZDİR.ARACI” deniyor.

KOCA: AKILLA İZAHI VAR MI?

Kılıçdaroğlu’nun iddialarına Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’dan cevap geldi. Koca iddiayı “Aşı savaşının olduğu dünyada üretici firma bir ülkeye aşıyı bedava bağışlar mı? Bunun akılla izahı var mı?”  sözleriyle yalanladı.

İddiaları üretici firmaya sorduklarını ve aldıkları cevabı anlatan Koca “Firmanın bize cevabı; Bu aşıyla ilgili buradaki amaç siz bizden teminat istediğiniz için biz teminatı sağlayamamıştık, bu nakit akış yönetimini sağlamak için biz distribütörümüz olan Sinovac firmasını temsil eden firmaya biz bedelsiz olarak verdik, ama biz sizden ücretini olduğu gibi aldık. Bunu kim söylüyor? Üretici firma. Hani üretici firma Türkiye Cumhuriyeti’ne bağışlamıştı? Ayrıca bununla ilgili de vergileri dahil olmak üzere kurumlar vergisi dahil olmak üzere beyanı ve ödemesi yapılmış, vergiyle ilgili sorun yok. Bizim de verdiğimiz parayı firma ‘ben aldım’ diyor” ifadelerini kullandı.

SAĞLIK BAKANI ARACI FİRMA İDDİALARINI DA YALANLADI

‘Aracı firma’ iddiaları hakkında da konuşan Koca, “Bir diğer konu, ısrarla aracı var mıydı, yok muydu? Biz devlet olarak Sinovac firmasıyla görüşmeler yaptık. Bu firmanın 10 yıldan fazla süredir tek distribütörü var. Bu firmanın Türkiye’deki ayrıca yetkilisi. Hem tek distribütörü hem tek yetkilisi. Dolayısıyla biz bütün görüşmeyi Sinovac firmasıyla yaptık. Hiçbir şekilde aracı firmaya zerre kadar 1 kuruş ilave verilmemiştir.

Bu nasıl bir ticari yaklaşım? Biz aşıda firmanın kendisiyle direk yaptık. Türkiye’deki distribütörü daha önce bu belgeyi sunmuştum. Firma o zaman da ifade etmişti. Görüşmeler bizimle yapıldı, Sağlık Bakanlığı pazarlık sürecini bizimle götürdü. Ticari ilişkiyi biz sağladık, ama distribütör lojistik hizmetleri yapmak için devrede olan bir firma. Bunun için ekstra ücret ödemiyoruz. Vatandaşın zihni niye bulanıklaştırılıyor” dedi.

“GİZLİ BİLGİLERİ İFŞA” ELEŞTİRİSİ

Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarına ‘gizli kalması gereken bilgiler ifşa edildi’ diyerek tepki gösteren Koca “Özellikle bu dönemde dünyada aşı savaşının yapıldığının yapıldığı dönemi yaşıyoruz. Ülkelerarası ticari sır olarak kalması gereken bilgilerin ifşa edildiğini görüyoruz. Ülkeler arasında bunun ilişkileri etkileyebileceğini özellikle ücret ve benzeri noktalarda bunun ticari sır olarak kalmasını sözleşmeye de konduğunu, bu nedenle fiyatı özellikle söylememiştim” sözlerini kullandı.

MURAT EMİR: İLK PARTİ İÇİN 12 MİLYON DOLAR ÖDENDİ

Tartışmaya dahil olan CHP Ankara Milletvekili Murat Emir Çin’den alınan Sinovac aşısı için aracı firma Keymen’e sadece ilk parti için 12 milyon dolar ödendiğini faturalarıyla birlikte açıkladı. Emir aynı şekilde komisyon verilmeye devam edilirse toplam tutarın 50 milyon doları bulacağını kaydetti.

Diğer yandan Türk gümrük ve vergi mevzuatına göre böyle bir durumun yaşanmasının mümkün olmadığına dikkati çeken Emir, “Hukuka uygun olmadığı gibi akla da uygun değil. Bu para ödendi. Faturalara baktığınız da DMO’nun bedelsiz aşı için 12 milyon dolar ödediğini biliyoruz. 10 milyon 162 bin 123 aşı için ödenen para 121 milyon 945 bin 476 lira. İnanmazlarsa biz de bunların hepsinin faturası var” diye konuştu.

Emir, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında “1 milyon doz aşının bedelsiz olarak ithal edildiği ortada. İlgililerin yapması gereken DMO’nun bedelsiz aşı karşılığında 12 milyon dolar ödeme yapıp yapmadığını ivedilikle söylemeleridir. Ama bunu yapmadılar. Aracı firmanın kasasına 12 milyon dolar girdi mi girmedi mi? Sağlık Bakanı DMO’yu aramak yerine Çin’deki Sinovac firmasını arıyor. Firma da “Biz nakit akışı nedeniyle öylesine yazdık” demişler. Yani 1 milyon doz ücretliymiş de nakit akışı olsun diye ücretsiz yazmışlar. Bakar mısınız ciddiyetsizliğe?” sözleriyle Sağlık Bakanı Koca’nın açıklamalarına da tepki gösterdi.

“AKLIMIZLA ALAY ETMEYİN”

Koca’nın aracı firma savunmasına “aklımızla alay etmeyin” diyerek karşılık veren Emir “Bir malı kendi hesabına ithal eden, sözleşme yapana aracı denir. Bakan aracı yok diyor. Sözleşmeyi Keymen firması ile yapıyorsunuz. Gümrük Giriş Beyannamesi burada. Bakanın sadece lojistik ve temsille sınırlı demesi tam bir saçmalık ve saptırmacadır. Aklımızla alay etmeyin. Keymen lojistik firması değil ki. Başka bir firmanın lojistiği yaptığını biliyoruz” dedi.

Tartışmayla ilgili cevap bekleyen sorular olduğunun altını çizen Emir iktidara ‘şeffaflık’ eleştirisi yaptı. “Aşı siyasetin malzemesi olmamalı” diyen Emir “Bu oranda komisyon verilirse toplam tutar 50 milyon doları bulabilir. Ama bunu biz tam olarak bilemeyiz. Tarafların bunu açıklaması gerekir. Onlarca aşı varken, Sinovac aşısının önünde giden aşı varken, bunları baştan dışlayıp illa da Sinovac alacağız diye bu aracı firmayı ve bu firmanın bakanlık içindeki yakınlarını, ortaklarını zengin etmeyi planlıyordunuz. Bu soruyu sorarız” ifadelerini kullandı.

Okumaya devam et

Gündem

Diyanet halkı büyük buhrana hazırlıyor: Açlıkla sınanacaksınız taşkınlık göstermeyin

Diyanet’in bugünkü hutbesinde sıkıntı, keder ve musibetlere yer verilirken, insanların açlıkla, mallarından ve canlarından eksiltmekle imtihan olacağına vurgu yapıldı. Hutbeyi dinleyenlere isyan ve taşkınlıkla değil, teslimiyet ve sekînetle hareket etmeleri öğütlendi.

BOLD – Diyanet’in bugünkü cuma hutbesinde halk, sabırlı olmaya, musibete karşı isyan ve taşkınlıkla hareket edilmemesi gerektiği vurgulandı. Diyanet’in bu hutbesi ekonomistlerin yaklaşmakta olduğunu her fırsatta vurguladıkları büyük ekonomik krizi hatırlattı.

BAŞA GELENLER İMTİHANIN PARÇASI

Cuma hutbesinde hayat boyunca pek çok sıkıntı, keder ve musibetle karşılaşacağına vurgu yapılarak, “Sonuçları ne olursa olsun başımıza gelen her olay, dünya imtihanının bir parçasıdır. Ömür dediğimiz sermaye, aslında imtihan için bize tanınan sınırlı süredir. Önemli olan bu süreyi iman ve salih ameller ile geçirebilmek, karşılaştığımız hadiseler karşısında doğru tavırlar ortaya koyabilmektir” denildi.

İSYAN VE TAŞKINLIK UYARISI YAPILDI

İnsanların açlık, korku, mal, can ve ürünlerden eksiltmekle sınanacaklarının ifade edildiği ayete yer verilen hutbede, “Olaylara soğukkanlı ve metanetli yaklaşmak, çözüm için çaba sarf etmektir. Asla umutsuzluğa kapılmamak, inancımızı ve direncimizi kaybetmemektir. İsyan ve taşkınlıkla değil, teslimiyet ve sekînetle hareket etmelidir. Korku, endişe ve karamsarlıktan uzak kalarak, Rabbinin mutlak iradesine sığınmalıdır” denildi.

Erdoğan damadına önemli bir görev için zemin yokluyor

 

Okumaya devam et

Gündem

Türkiye’de 1 Mart’ta 5 şehirde lokanta ve kafeler açılıyor

Türkiye’de koronavirüs ile mücadele kapsamında 1 Mart’tan itibaren normalleşme başlıyor. Mavi kategorideki 5 şehirde lokanta, restoran ve kafeler açılacak.

BOLD – Yeni tip koranavirüs sebebiyle lokanta, kafe ve restoranlar 20 Kasım 2020 tarihinden beri müşteri alamıyor. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca 100 binde 10’un altında vaka görülen illerin mavi kategoride yer aldığını açıkladı. Bakan Koca, bu illerde lokanta, kahvehane, pastane, kafe ve restoranların açılacağını söyledi. Düşük riskli bu illerde 1 Mart 2021 Pazartesi günü normalleşme adımları atılacak. Koronavirüs vakalarının düşük olduğu bu şehirlerdeki lokanta, kafe ve restoranlar da artık içeriye müşteri alabilecek.

Kronos’un Sağlık Bakanlığı verilerinden derlediği bilgilere göre mavi kategoride yer alan iller genel olarak Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yer alıyor. 15-21 Şubat 2021 tarihlerinde 100 bin kişide 10’un altında Kovid-19 vakası görülen iller Hakkari, Şırnak, Batman, Muş ve Iğdır olarak öne çıkıyor. Bu illerde vaka sayısı yükselmezse 1 Mart 2021 Pazartesi günü normalleşme adımı atılacak.

ORTA RİSK KATEGORİSİNDE 23 ŞEHİR VAR

100 binde 11-35 arasında vaka olan ve sarı kategoride yer alan şehir sayısı ise bir hayli fazla. Orta riskli bu iller arasında Afyon, Ağrı, Ankara, Bartın, Bayburt, Bingöl, Bitlis, Çankırı, Denizli, Diyarbakır, Erzincan, Eskişehir, Gaziantep, Isparta, Kahramanmaraş, Karabük, Kars, Kastamonu, Kırşehir, Mardin, Siirt, Şanlıurfa ve Van yer alıyor. Bu şehirlerdeki vaka sayıları düşerse mavi kategoriye yükselecekler ve normalleşme başlayacak. Vaka sayıları biraz artarsa yüksek riskli iller arasına katılacaklar ve turuncu kategoride yer alacaklar.

İŞTE KATEGORİLER

Mavi: Yüz binde 10’un altında vaka görülen iller düşük riskli.
Sarı: Yüz binde 11-35 arası vaka olan iller orta riskli.
Turuncu: Yüz binde 36-100 arası vakası bulunan iller yüksek riskli.
Kırmızı: Yüz binde 100’ün üstünde vaka seyri görülen iller ise çok yüksek riskli.

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0