Bizimle iletişime geçiniz

Ekonomi

Prof. Dr. Korkut Boratav: Ekonomik bunalımın döviz krizi aşaması bitti, ekonomik küçülme aşaması başladı

İktisatçı Boratav, ekonominin 2018’in son çeyreğinde; 2019’un ilk yarısında küçüleceğini söyledi.

Prof. Dr. Korkut Boratav, “Ekonomi 2018’in son çeyreğinde; 2019’un ilk yarısında küçülecek, küçülmenin sosyal maliyeti ağır olacak.” dedi.

İktisatçı Boratav, Türkiye’de sistemin çürüyerek çöktüğünü belirterek, solun halk muhalefetine sahip çıkması gerektiğini söyledi.

“İKTİDAR ÖZGÜRLÜK ALANINI DARALTIYOR”

Boratav, “İktidar özgürlük alanlarını sürekli daraltıyor. Onun için bu alanları hem korumamız hem de mümkün mertebe genişletmemiz gerekir.” diye konuştu.

Reel ekonomideki bunalımın son milli gelir verileriyle ortaya çıktığını kaydeden Boratav, “Ekonomi 2018’in son çeyreğinde, 2019’un ilk yarı yılında küçülecek ve küçülmenin sosyal maliyeti ağır olacak.” değerlendirmesinde bulundu.

Fransa’da devam eden “Sarı Yelekliler” hareketinin eylemlerini de değerlendiren Boratav’ın Birgün Pazar’a verdiği söyleşinin ayrıntıları şöyle:

Sarı Yelek giyerek sokağa çıkanların ‘kim’ olduğu çok tartışıldı. Bu eylemin sınıfsal karakterine ilişkin neler söyleyebilirsiniz?

“Sarı yelek”, Fransa’da araçların kaza, arıza hallerinde sürücülerin giymeleri gereken bir “üniforma”. Eylemler başladığında Türkiye’de gözlemsel ilk algılama ‘araba sahiplerinin protestosu’, ‘orta sınıf tepkisi’ olarak küçümsendi.

Öncelikle şunun altını çizmek gerekir: Otomobil, Batı işçi sınıfları için “ücret malı”dır. Marx’a göre “iş gücünün değeri”, ücretli emeğin varlığını sürdürebilmesi için gereken, tarihsel ve sosyal olarak belirlenen bir zorunlu tüketim miktarı ile belirlenir.

Bunun altındaki bir ücret düzeyi, işçi tarafından yeterli görülmez ve kabul edilmez.

“EMEKÇİLER İÇİN ARAÇ SAHİPLİĞİ HAYATIN VAZGEÇİLMEZİDİR”

ABD’de de kentleşme öyle bir biçim almıştır ki bir işçinin konutundan iş yerine araç sahibi olmadan gitmesi dahi mümkün değildir. Avrupa için de benzer bir durum söz konusudur. Büyük kentlerde toplu taşımacılık yaygındır ama banliyölere yayılan emekçiler için araç sahipliği hayatın vazgeçilmez bir öğesidir. Fransa’da da çalışan herkesin sarı yeleği vardır. Dolayısıyla araç sahipliğini işaret eden sarı yeleğe bakılarak, bu hareket orta sınıf tepkisi olarak küçümsenemez.

Bu hareketin Fransa’daki siyasi sürece ilişkin etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sarı yelek eylemlerini değerlendirirken Fransız toplumunun bir başka özelliğine de dikkati çekmek gerekir. Sol parti ve sendika örgütleri zayıflamış olsa bile Fransa halkı toplumsal taleplerini sokağa çıkarak savunur.

Kimi neoliberal uygulamaların önlenmesini sağlayan, parlamento değil, sokak olmuştur. Sokakta öğrenciler vardır, örgütsüz emekçiler vardır; sendikalar ve partiler de flamaları, bayraklarıyla katılır. Fransa bu anlamda devrimci bir geleneğe sahiptir ve bu geleneği daima hatırlar.

Sarı Yelekliler hareketi de sokağa çıkma geleneğinin bir parçası olarak gelişti. Bizim Haziran 2013 kalkışmasına, nasıl Gezi Parkı’nda ağaç kesilmesi vesile olmuşsa, Sarı Yelekliler eylemine de akaryakıt fiyatlarına zam vesile oldu. Ama bu vesile, çok daha genel bir hoşnutsuzluğu da açığa çıkardı.

Genel hoşnutsuzluğu kapitalizmin siyasi krizinin bir boyutu olarak düşünebiliriz. Başkan Macron, Fransız partileşmesinin sol-sağ ayrımına meydan okuyarak iktidara geldi.

Sosyalist parti hükümetinin bir bakanı olarak siyasete adım attı; sonrasında Fransız halkının, önceki iki Başkan döneminde temsili demokrasiye duyduğu tepkiyi kanalize etmeye çalıştı.

Kendi partisini de reddetti; geleneksel sol-sağ partilerin dışında bir siyaset önererek yıldızlaştı.

“BENZİN ZAMMI HALK TEPKİLERİNİ TETİKLEDİ”

Sonrasında cilası hızla döküldü. Neoliberal modelin ilerletilmesi dışında hiçbir yenilik taşımadığı anlaşıldı. Benzin zammı halk tepkilerini tetikledi.

Eş zamanlı olarak Hollande döneminde gerçekleşen servet vergisini kaldırması, Macron’un sınıfsal konumunu iyice açığa çıkardı; bu olgu da sokağa taşındı.

Sistem krizleri nasıl sonuçlar üretiyor?

Batı toplumlarının tümünde, halk, sermayenin kapsamlı politikası olan neoliberalizmin ve küreselleşmenin darbeleriyle karşılaşınca sokakta ve sandıkta tepki gösteriyor; reddediyor; ama tepkileri temsil edecek siyasi bir seçenek bulamıyor. Temsilî demokrasi krizi budur.

Sermaye, bu tepkileri kanalize etmeye çalışıyor. Fransa’da temsil krizinden doğan boşluk, geleneksel siyasetle bağını koparan Macron’la doldurulmaya çalışıldı ve Sarı Yelekliler hareketi bu numaranın da tutmadığını gösterdi.

Ne olacak bundan sonra? Batı’da geleneksel siyaset itibarsızlaşınca halkın karşısına iki seçenek çıkıyor. Siyaset krizinde sermayenin programı olan neofaşizm mi? Her ülkeye özgü sosyalizm birikimlerini yeniden canlandıran ve emekçi sınıfların siyasetini temsil eden sol mu?

Sistem krizine soldan da yanıt verilemiyor. Fransa’daki eylemlerle solun ilişkisi açısından bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Hollande döneminde Sosyalist Parti’nin sermayeye teslimiyeti, tüm sol partileri ve sendikaları da itibarsızlaştırdı.

Sarı Yelekliler partiler ve sendikalar tarafından örgütlenerek değil, büyük ihtimalle sosyal medyadan zincirleme haberleşme ile sokağa çıktılar. Başlangıçta hiçbir parti bu hareketi tam olarak sahiplenmedi. Sendikalar da önce uzak durdu.

Daha sonra CGT destek verdi; sendikalı işçiler ise eylemlere ilk günden başlayarak katılıyordu. Soldan en yakın sahiplenme Melenchon’dan geldi; zaten bu hareketi sahiplenebilecek en doğal aday odur.

Sarı Yelekliler, bir hareket olarak devam etmeyecek; ama Macron’un Fransa’da temsilî siyaset krizinden doğan boşluğu doldurma çabası da bu hareketle iflas etmiş oldu.

Fransa’da diğer ülkeler gibi iki seçenekle karşı karşıya: Halk muhalefeti ya neofaşist akım içinde kaynayacak ya da sosyalist birikimlerin mirasını canlandırmayı beceren sola yönelecek.

Macron, 10 Aralık’ta sarı yeleklilere ödün verdiği konuşmasında “Fransız halkının derin kimliği”ne değinerek “göçmen sorununu da halletmemiz gerekiyor” demiş.

Bu tavır, sermayenin tipik tercihini yansıtıyor: Halk muhalefetini milliyetçi-ırkçı söylemlerle neo-faşizme yöneltmek… Tipik bir burjuva siyasetçisi olarak Fransa’da büyük sermayenin çözümünün klasik sağ ile neo-faşist sağın ittifakı olduğunu Macron da bu söylemiyle göstermiş oluyor.

Sol parlamaların ötesine geçerek, bir seçenek olabilmeyi başarabilmesi nasıl sağlanabilir?

Yunanistan, İspanya, Portekiz hatta İngiltere’deki sol hareketlere baktığımızda, ilk üç ülkede geleneksel komünist partilerin marjinalleşmediğini; ancak neoliberalizme direnen diğer sol akımların da etkili olduğunu görüyoruz. Syriza dahi, geleneksel Komünist Partisi’nin bir türevidir. İspanya’da Podemos Latin Amerika’nın sosyalist geleneği ile yakın ilişki kurmuştur. Portekiz Sosyalist Partisi de Komünistlerin ve Sol Cephe’nin desteğiyle iktidardadır.

“ÜLKESİNİN SOSYALİST GELENEĞİ İLE BAĞ KURMAYAN BİR SOL BUGÜN DE ETKİLİ OLAMIYOR”

Kendi ülkesinin sosyalist geleneği ile bağ kurmayan bir sol bugün de etkili olamıyor. İtalya’da bunu görebiliriz. İtalya’da, eski Komünist Parti mirasını alıp yok eden Demokrat Parti, sermayenin ana temsilciliğini üstlendi.

Burada sol gelenek Demokrat Parti’de sahipsiz kalınca heba oldu; seçmenlerinin bir bölümü 5 Yıldız Hareketi’ne yöneldi; ama bu yeni parti de neo-faşizmle iktidar ittifakını yeğledi. İtalya’da bu anlamda sol kaybolmuştur.

Jeremy Corbyn ise İngiliz İşçi Partisi’nin sol geleneğini tümüyle benimsedi. Blair’ci çizgiyi, partisini genç, militan üyelere açılarak yenilgiye uğrattı.

Her ülkede solun anlamlı bir güç olabilmesi için kendi devrimci mirası ile sosyalist birikimi bütünleştirmesi gerekiyor. Bunu doğru algılayan düşünürlerden birisi Samir Amin’di. Ölümünün hemen öncesinde yeni bir enternasyonal kurulması çağrısı yayımladı: Uluslararası işçi sınıfı hareketi ile Üçüncü Dünya’nın anti-emperyalist mücadelesini temsil eden bir enternasyonal…

Dünya halklarının iki düzen-karşıtı mücadelesinin bir bileşkesi…

Halk muhalefetinin kaybolması ya da bastırılması kapitalizmin krizini aşmasına imkân tanır mı?

Buradan şöyle bir tarihsel sorun çıkar. Kapitalizm artık bir sistem olmaktan çıkmıştır; hayatiyeti kalmamıştır. Ya devrimci bir dönüşümle yeni bir düzene geçecek; sosyalizme, giderek komünizme yönelecek. Ya da çürüyerek, çözülerek, dağılarak son bulacaktır.

Bir sistem bütün unsurlarını baskı, uzlaşma veya ikna yoluyla bütünleştiren bir sistemdir. İkna yeteneğini kaybettiği andan itibaren sadece baskı kalır. İki türlü baskı: Devlet baskısı ve sermaye baskısı.

Emperyalizme bakın: Geçmişte, hem tahripkâr, hem de inşacı idi. Bu nedenle bir sistem özelliği taşıyordu. Bugünkü emperyalizm ise girdiği, etkilediği her yeri sadece yıkıyor; parçalıyor; tahrip ediyor.

Çağdaş emperyalizmin en açık örneği Ortadoğu değil mi? Bu coğrafyanın iki ülkesinde Mısır ve Tunus’ta devrimci halk kalkışmaları, 2011’de emperyalizm ile bütünleşmiş iki yoz, soyguncu iktidarı devirdi. Emperyalizm ise gerici Müslüman Kardeşler’i iktidara taşımak işlevini üstlendi.

Her iki ülkede de halk emperyalizmin seçeneğine direndi; ama ihanete uğradı. Emperyalizm bugün Tunus halkını IMF programları cenderesine sürükledi.

Mısır’da askerî faşizmle ittifak içindedir. Hemen ardından Libya ve Suriye’de cihatçılarla ittifak halinde rejim değişikliğine yönelik silahlı saldırıları tezgâhladı.

Bu tablo, bir sistemin çökerek, çürüyerek yok olma tablosudur.

Şimdi ABD emperyalizmi Suriye’den çekip gitmeye kalkışıyor. Sonuç belirsizdir. Çünkü sistem krizi emperyalizmin bütünlüğünü de; tutarlı karar verme yeteneğini de kaybetmesi anlamına geliyor. Amerikan emperyalizmi bugün en az üç karşıt akım arasında mücadele içinde savruluyor. Sistemin içsel çelişkileri Ortadoğu’da odaklanmış olarak karşımıza çıkıyor.

Bu da bize gelecekteki ihtimallerden birisinin çürüme ve yozlaşma olabileceğini gösteriyor. O yüzden devrimci, sosyalist geleneği temsil eden insanların sorumluluğu, halk muhalefetini sahipsiz bırakmamaktır. Lenin’in de ifade ettiği gibi kendiliğinden halk muhalefetinin sınırları var, bu muhalefet sendikal muhalefet olur ve orada kalır.

Bunun en açık örneklerinden birisi İngiliz işçi sınıfı hareketidir. Çartist hareket kapitalizmin en güçlü işçi sınıfı hareketlerinden birisiydi; ama sosyalizmi gündemine alması çok zaman aldı. Halk muhalefetinin ileri taşınması şu andaki sol, sosyalist akımlara düşüyor.

Halk muhalefetinin sahipsizliğinin bir sonucu da bugün faşizme sürüklenen Türkiye’de yaşanıyor.

ABD’nin çekilme kararından hareketle, özellikle Türkiye’de bu konudaki tutumlardan birisinin ABD’nin bölgede kalması yönünde bir çağrı ve çabanın söz konusu olduğunu da görüyoruz. Bunu nasıl değerlendirirsiniz?

Ne söylenebilir? Türkiye’nin acı kaderinin parçalarıdır. Bölgeye sadece melanet, felaket, kan ve kıyım getiren Amerika’ya “çıkma, kal” demek olacak şey mi?

Bu konuda tartışmaya girmek yerine geçmiş bir belgeye referans vereceğim. Aralık 2011’de Orta Doğu’ya dönük emperyalist saldırı nedeniyle Cezayir İşçi Partisi’nin düzenlediği bir Dayanışma Konferansı’na Türkiye’den dört meslektaş davet edilmiştik.

Suriye’de çalkantılar patlak vermişti; ABD; Körfez ve Türkiye destekli cihatçı saldırı ise o tarihte başlamamıştı.

Konferans, bizin önerimiz üzerine aşağıdaki ifadeyi Sonuç Bildirgesi’ne ekledi: “Konferans, Suriye halkının toplumlarının demokratikleşmesi özlemi ile dayanışma içindedir; ancak, emperyalist güçlerin ve taşeronlarının bu özlemleri Suriye’de rejim değiştirme amaçlı askerî ve siyasî müdahale vesilesi olarak kullanmasını şiddetle lanetler.”

O tarihte söylediklerimiz bir sağduyu ifadesiydi. Sonrasını biliyoruz. Şimdi emperyalizm ve ortaklarının yarattığı çıkan insanî enkazı çaresizce gözlüyoruz. Bugün yedi yıl önce söylenenlerden başka ne denilebilir ki?

“İKTİDAR ÖZGÜRLÜK ALANLARINI SÜREKLİ DARALTIYOR”

Önümüzdeki süreçte Türkiye’deki muhalefet için neler söylersiniz?

İktidar özgürlük alanlarını sürekli daraltıyor. Onun için bu alanları hem korumamız, hem de mümkün mertebe genişletmemiz gerekir. Yerel seçimler de bu açıdan önemli. Üst yönetimi Türkiye toplumunun ilerici birikimlerini rahatça heba etmiştir; Cumhuriyet değerlerine sırtını dönmüştür. Ama CHP belediyeleri hala Türkiye’nin önemli özgürlük, özerklik mekânlarıdır o yüzden kaybetmemek; genişletmek gerekir.

Meslek odalarımızın, sendikalarımızın hayatiyetleri çok önemlidir. İşçi sınıfındaki direnme eğilimlerini sahiplenen tüm sendikalar desteklenmelidir.

Türkiye’yi yöneten makamlarda gözlenen iç tutarsızlıkları, düzeysizlikleri küçümsemek yanlıştır. Tutarlılık ve bürokratik düzey, faşizmin tüm kurallarını sistemli bir biçimde uygulamak için gerekli değildir. Amaçlarına ulaşmakta başarılı olduklarını görüyoruz.

“İKİ SANATÇIYA UYGULANAN BASKI, ETKİLİ SİNDİRME YÖNTEMLERİDİR”

İki emektar, değerli sanatçıya uygulanan baskı, etkili sindirme, yıldırma yöntemleridir. Bu tür baskılara maruz kalan düşünce, sanat, bilim insanları, faşizm öncesi Türkiye’nin heba edilemeyecek, saygın düşünsel ve estetik birikimini temsil ederler. Onlarla dayanışma, katkılarını sahiplenme, yaşatma önceliklidir.

Türkiye ekonomisinin 2019’daki seyri nasıl olacak?

İçinde yaşadığımız krizin farklı ivmeleri var. İlk ivme döviz krizi ile patlak verdi. İktidarın seçim takvimi nedeniyle ekonomiyi pompalamasının yarattığı gerilimler döviz piyasasına yansıdı. Cumhurbaşkanı, finans çevrelerine karşı mayıs ayında meydan okuyan bir söylem tutturarak bu gerilimin tırmanmasına katkı yaptı.

“EKONOMİNİN BAŞINA BERAT ALBAYRAK’IN GETİRİLMESİ EK BİR GÜVENSİZLİK ETKENİ DAHA OLDU”

Önceki tüm seçimlerde sermayenin kolektif iradesini temsil eden borsa, AKP’nin seçim zaferlerinden sonra yükselmiştir. Zira, neoliberal programı itirazsız uygulayan tek parti iktidarının devamı olumlu karşılanmıştır.

Uluslararası finans çevrelerine karşı yürütülen meydan okuma nedeniyle Haziran 2018’de bu değerlendirme gerçekleşmedi. Ekonominin başına, finans sermayesinden siyasete geçmiş Mehmet Şimşek yerine Albayrak’ın getirilmesi ek bir güvensizlik etkeni daha oldu.

Bu etkenler birlikte döviz krizini tırmandırdı. Ağustos sonunda durumun sürdürülemez olduğu ortaya çıktı.

Eylülde Albayrak Londra’da uluslararası finans çevreleri ile görüştü. “IMF’siz bir IMF programı” önce Merkez Bankası’nın faizleri yükseltmesiyle, sonra da 2019 bütçesine esas olacak Yeni Ekonomi Programı ile kabul edildi.

Prof. Dr. Boratav: 2019 bütçesi IMF’nin “kemer sıkma” paketini içeriyor

“EKONOMİK BUNALIMIN DÖVİZ KRİZİ AŞAMASI SON BULDU; KRİTİK AŞAMASI BAŞLADI”

Bu adımlar dövizdeki yükselişi engelledi. Bunalımın döviz krizi aşaması son bulurken, üretim, istihdam ve milli gelir verilerine yansıyan kritik aşaması başladı.

Türkiye ekonomisi ağustos-ekim aylarında cari işlem fazlası verdi. Bu fazla, olumlu bir yapısal dönüşümden değil; iç talepteki çöküşün ithalatı daraltmasından; yani yoksullaşmadan kaynaklandı. Dış ticaret döviz tasarrufu sağlamaya başlayınca dövizdeki yükseliş durdu.

Ekonominin gidişatı döviz fiyatlarından algılanmaz. Reel ekonomideki bunalım, son milli gelir verileriyle ortaya çıktı. Ekonomi 2018’in son çeyreğinde, 2019’un ilk yarı yılında küçülecek ve küçülmenin sosyal maliyeti ağır olacak.

Ekonomi

Holding patronu ödemiyor, yoksulun belini büküyor: Kim vergisini bilmek ister!

Saadet Partisi ‘Soruları zor cevapları mantıksız’ olarak tanımladığı bilgi yarışması formatındaki yeni reklam videosuyla Türkiye’deki çarpık vergi sistemini eleştirdi. SP’nin reklamı, holding patronlarının ödemediği orta gelirli ve yoksulun belini büken vergi konusunu tekrar gündeme getirdi.

BOLD – Saadet Partisi, ‘Vergi Haftası’ dolayısıyla yüksek ve adil olmayan vergilere dikkat çeken bir video paylaştı. Bilgi yarışması formatında hazırlanan reklamda, Türkiye’de vergilerin giderek çeşitlenmesine, adil olarak alınmamasına ve artık vatandaş tarafından ödenmesinin ve bilinmesinin güç bir hale geldiğine dikkat çekildi.

Videoda ayrıca pırlanta, elmas gibi değerli mücevherat yenine mutfak tüpüne özel tüketim vergisi uygulandığı, bebek bezinden smokin, tekne ve lük çantadan daha fazla KDV alındığı da hatırlatıldı.

Saadet Partisinin videosu, Türkiye’deki vergi adaletsizliğini bir kez daha gözler önüne serdi. Holding patronlarının vergi borçlarının silindiği Türkiye’de vergiler orta gelirli ve yoksul yurttaşların belini büküyor.

ÇARPIK SİSTEM

Türkiye’deki çarpık vergi sitemini yıllardır anlattıklarını söyleyen ekonomist Prof. Dr. Osman Aydoğuş Cumhuriyet’e verdiği röportajda: “Çarpıklıktan anlatmak istediğim şu; verginin gücü olanlardan alınması gerekiyor. Fakat Türkiye’de vergilerin 3/2’si harcamalar üzerinden alınıyor. Yani vergilerin neredeyse yüzde 70’i dolaylı vergiler. Bu son kriz Türkiye ekonomisini iyice zora soktu. Türkiye zaten 3 senedir bir kriz içinde bu son olaylar ile ekonomik, sosyolojik ve siyasi bir buhrana doğru gidiyoruz. Bu kriz çarpık vergi sistemini daha da çarpıklaştırmıştır” dedi.

SERVETTEN VERGİ ALINMIYOR

Zenginden vergi alınmadığını vurgulayan Aydoğuş: “Türkiye’de ezelden beri gelirden, servetten vergi alınmıyor ya da çok az vergi alınıyor. Dolaylı vergilere yükleniliyor yani yurttaşın ekmek alırken, tuz alırken, arabasına benzin alırken, telefonla görüşürken ya da içki içerken ödediği vergiler ağırlık şekilde alınıyor” diye konuştu.

ÖTV VE KDV’YE YÜKLENİLİYOR

Kurumlar vergisi payının çok düşük olduğunu belirten Aydoğuş: “ÖTV ve KDV’ ye yüklenilmiş bir vaziyet söz konusu. Gelir vergisinin çok büyük bir kısmı ise ücret/maaş üzerinden alınıyor. Yani gelir vergisi bordro mahkûmlarından alınıyor. Bu anlattıklarımız yeni şeyler değil ama gittikçe daha sertleşen, daha da çarpıklaşan yurttaşlara nefes aldırmayan bir hale dönüşüyor” ifadelerini kullandı.

AKP’NİN İMTİYAZLI ŞİRKETLERİNDEN ALINMIYOR

AKP Hükumetinin, Cumhuriyet tarihinde eşi benzeri görülmemiş, imtiyazlı şirketler oluşturduğunu söyleyen Aydoğuş: “Bu şirketlere olabildiğince para aktarılıyor, ihaleler veriliyor, her türlü vergi muafiyeti sağlanıyor. Ayrıca bol bol kaynak aktarılıyor” dedi.

VERGİ BASKISI TOPLUMUN PSİKOLOJİSİNİ BOZAR

Ekonomi yazarı Veysel Ulusoy ise yüksek verginin toplum psikolojisine etkisine değindi. Vergi baskısının toplumun psikolojisini bozduğuna değinen Ulusoy: “Bütçe açığının fazlalaştığı, cari açığı arttığı, parasal dengelerin bozulduğu ve özellikle de büyümenin yavaşladığı dönemlerde, özellikle de devletin üretim gücünün olmadığı toplumlarda, vergi tazyiki ve vergi baskısı daha artar. Dikkat etmek gerekir” şeklinde konuştu.

ASGARİ ÜCRETLİ TÜM VERGİLERDEN MUAF OLMALI

Asgari ücretlinin tüm vergilerden muaf tutulması gerektiğini söyleyen Doç. Dr. Aziz Çelik: “Hükümetin yüzde 15’lik ilk vergi dilimini düşük düşük tutması nedeniyle çalışanlar mayıs veya haziran ayından itibaren yüzde 20’lik 2. vergi dilimine girerek ve daha fazla vergi ödüyor. Net ücretler düşüyor. Ücret artışlarının önemli bir bölümü vergi artışı ile geri alınıyor” tespitinde bulundu.

Aşıda belgeli vurgun ! Bedavaya getirdikleri aşıyı devlete milyonlarca dolara sattılar

Okumaya devam et

Ekonomi

Tayyip Erdoğan SGK’yı batırdı!

2003 – 2020 yılları arasında toplam 493 milyar TL görev zararı olan SGK, bu yıl oluşması beklenen görev zararını azaltmak için taşınmazlarını satışa çıkardı. Daha önce 14 farklı şehirdeki toplam 36 taşınmaz için satış ilanı açan SGK, şimdi de Tokat’taki 79 taşınmazını satış listesine koydu. 

BOLD – Görev zararı giderek artan Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), açığı azaltmak için elindeki taşınmazları satmaya devam ediyor. Daha önce birçok taşınmazını satan SGK, şimdi de 79 taşınmazını satmak için ilan verdi.

SGK TAŞINMAZLARINI SATIYOR

Ekonomik kriz giderek derinleşiyor. Tayyip Erdoğan iktidarı ise gereken parayı bulmakta zorlanıyor. Milyonlarca emeklinin maaşını ödeyen SGK’nın görev zararı ise giderek büyüyor. ANKA’nın haberine göre SGK, genel bütçeye olan yükünü azaltmak için taşınmazlarını satmaya başladı. Bu yıl 82 milyar lira açık vermesi beklenen SGK değerli taşınmazlarını satışa çıkardı. Daha önce de 14 farklı kentteki 36 taşınmazını satışa çıkaran idare, şimdi de Tokat’taki 79 taşınmazı için satış ilanı verdi. Büro ve dükkanlardan oluşan 79 taşınmaz, 1-5 Mart tarihleri arasında açık arttırma usulü ile satacak.

SGK, TÜRKİYE’NİN SIRTINDAKİ EN BÜYÜK KAMBUR

Türkiye bütçesindeki en büyük kambur olan Sosyal Güvenlik Kurumuna yapılan bütçe transferi her geçen yıl artıyor. 2008 yılında 35 milyar lira transfer edilen SGK’ya 2009’da 52.5 milyar, 2010 yılında 55.2 milyar, 2011 yılında 52.7 milyar, 2012 yılında 59.7 milyar, 2013 yılında 71.2 milyar, 2014 yılında 77.3 milyar, 2015 yılında 75 milyar lira, 2016’da 108 milyar lira, 2017’de 128 milyar lira, 2018’de 150 milyar lira, 2019 yılında 185,4 milyar lira, 2020 yılında ise 238.6 milyar lira transfer edildi. Bu yıl ise bütçeden SGK’ya 259 milyar lira transfer yapılması hedefleniyor.

SGK’NIN BÜTÇEDEN ALDIĞI PAY BÜYÜYOR

Merkezi yönetim bütçesi bu yıl için yaklaşık 1 trilyon 346 milyar TL olarak hesaplandı. Sosyal Güvenlik Kurumu’nun 2021 yılındaki giderleri ise 604 milyar lira olarak belirlendi. 345 milyar lira gelir bekleyen SGK’ya açığını kapatması için bütçeden yapılacak toplam transferler 259 milyar TL’ye ulaşacak. Bu rakam yaklaşık bütçenin 5’te birine denk gelirken, bu oran 2008’de bütçenin 7’de biri kadardı.

MİLYONLARCA KİŞİ EMEKLİ OLMAK İÇİN BEKLİYOR

1990’lı yıllarda 38 yaşında, 5 bin gün prim ödeyen çalışanlar emekli olurken, AKP tarafından emeklilik yaşının yükseltilmesi nedeniyle bugün prim gününü dolduranlar 65 yaşına girmeyi bekliyor. Bu durum milyonlarca ’emeklilikte yaşa takılan’ın oluşmasına neden oldu. EYT Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği verilerine göre emeklilikte yaşa takılanların sayısı 6 milyon kişiye yaklaştı. Bu sayının emekli olmaları durumunda SGK’nın üzerindeki yük yıllık 100 milyar lira artacak.

Soylu’nun ahlaksızlıkla suçladığı Üstün Ergüder kimdir

Okumaya devam et

Ekonomi

Damat Albayrak’ın enerji projelerini sıralayan avukatı, ekonomi ile ilgili yaptıklarını es geçti

AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın damadı Berat Albayrak’ın avukatı, herkesin merak ettiği nerede ve ne yaptığı ile ilgili sorulara cevap verdi. Avukatı, evinde eşi ve çocukları ile zaman geçiren Damat Albayrak’ın yaptığı hizmetlerin şükrünü ifa ettiğini öne sürdü.

BOLD – Sosyal medya hesabından paylaştığı mektupla istifa ettiğini duyuran ve bir daha görülmeyen eski Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın avukatı İsa Sinan Göktaş, “Damat nerede?” diye soran CHP’ye 500 bin TL’lik dava açılacağını duyurdu. Damat Albayrak’ın ekonomi ile ilgili yaptıklarını es geçip, enerji alanında yaptığı projelerini sıralayan Göktaş, Albayrak’ın görevinden ayrıldıktan sonra eşi ve çocuklarıyla zaman geçirdiğini ifade etti.

“128 MİLYAR DOLAR KAYBOLMADI” İDDİASI

Görevinden istifa ettikten sonra bir daha görülmeyen eski Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın avukatı Göktaş, CHP’nin müvekkiline yönelik söylemlerine ilişkin dava açacaklarını duyurdu. Konuya dair açıklamasını Twitter hesabından paylaşan ve “Son dönemde Sn. Berat Albayrak hakkında ana muhalefet partisi tarafından başlatılan, yazılı, görsel ve sosyal medya mecralarında yer alan çirkin iftira ve karalama çalışmalarına karşılık bu açıklamanın yapılmasına gerek görülmüştür” diyen Göktaş, Merkez Bankası’nın herhangi bir miktarda döviz ya da TL cinsinden kaynağının farklı yere transfer edilme ya da yok olma durumunun olmadığını öne sürdü.

TÜM ZORLUKLARA RAĞMEN ÖNEMLİ ADIMLAR ATTI

Ana muhalefetin ve kimi çevrelerin Albayrak’a karşı ‘algı operasyonu’ yaptığını iddia eden Göktaş, Albayrak’ın bakanlığı döneminde ‘bu ülkenin insanının, esnafının, çiftçisinin, zanaatkarının ve sanayicisinin yanında olduğunu’ savundu. Albayrak’ın terör örgütünün saldırılarına ve tüm zorluklara rağmen önemli adımlar attığını öne süren Göktaş, “Döneminde temelleri atılan bor fabrikaları, sürdürülebilir enerji sistemleri üretim fabrikaları, Doğu Akdeniz de oyun değiştiren sondaj gemileri vs ile ana muhalefetin tarihi boyunca hayal edemeyeceği hizmetleri bu millet için gerçekleştirmiş olmanın şükrünü ifa etmektedir” dedi.

500 BİN LİRALIK DAVA AÇACAK

Albayrak’tan görevinden ayrıldıktan sonra haber alınamamasına da değinen Göktaş, “Görev süresi boyunca Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki hiçbir bakanın karşılaşmadığı yalan, iftira ve ahlaksız saldırılara maruz kalan Sn. Berat Albayrak görevinden ayrıldığı günden bu yana normal bir Türk ailesinde olduğu gibi evinde eşi ve çocukları ile zaman geçirmektedir” aktarımını yaptı. Göktaş, Albayrak hakkındaki söylemler nedeniyle 500 bin liralık dava açacaklarını kaydetti.

Erdoğan ve İmamoğlu’nun proje savaşı / Kim haklı?

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0