Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Harekete geçemeyen hareket: HAMAMÖNÜ

“Hamamönü Hareketi” diye isimlendirilen, öncülüğünü Abdullah Gül’ün yaptığı, AKP içerisindeki muhalif kanadın harekete geçememesi üzerine bir analiz…

BOLD / ANALİZ

“Hamamönü Hareketi”, “Kefaret Hareketi”, “Muhalifler Hareketi” bütün bu isimler Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) takip ettiği çizgiden rahatsız olan, başını Abdullah Gül’ün çektiği, parti dışına itilmiş eski bakanların gerçekleştirmesi beklenen siyasi çıkışa verilen isimler olarak dikkati çekiyor.

HAREKETE Mİ GEÇİYORLAR?

31 Mart 2019 Pazar günü yapılacak yerel seçim öncesinde sözkonusu ekibin harekete geçip geçmeyeceği yine tartışma konusu.

Önceki günlerde Konya’da eski bakanlardan Ömer Dinçer’in babasının cenazesine katılan Abdullah Gül, Ahmet Davutoğlu, Ali Babacan, Mehdi Eker, Taner Yıldız, Nihat Ergün ve Beşir Atalay’ın verdiği fotoğraf tartışmaları yeniden alevlendirdi.

LİNÇ KAMPANYASI BAŞLADI

İktidara yakın yazarlar linç kampanyasına başlarken, siyaset kulislerinde yorumlar birbirini izledi. Konu İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener’e de soruldu.

Akşener, seçime giderken böyle bir partinin kuruluşunu çok mümkün görmediğini yerel seçim sonuçlarının görülmek isteneceğine dikkat çekti. Gül’ün yakınındaki isimler yeni parti kurulacağı iddiasını teyit etmiyor.

TARTIŞMALAR GEZİ OLAYLARINA UZANIYOR

AKP içerisindeki fikir ayrılıklarının ilk gün yüzüne çıkışı, 2013 yılının mayıs-haziran aylarında patlak veren Gezi hâdiselerine kadar uzanıyor.

Bülent Arınç ve Abdullah Gül’ün Gezi’ye yumuşak yaklaşımları, dönemin başbakanı Erdoğan ile aralarında var olan fikir ayrılıklarını körüklemişti.

Erdoğan’ın bir toplantıda azarlar gibi konuşması, toplantıyı terk eden Arınç’ı istifanın eşiğine getirmişti. İkna çabaları Ankara kulislerinin en ilgi çeken konuları arasındaydı.

YOLSUZLUKLA ANILMAKTAN RAHATSIZ OLDULAR

17/25 Aralık 2013 büyük yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarına karşı, Erdoğan ve ekibinin tutumu da bu ayrılığı derinleştirdi.

‘AKP’nin ağır abileri’ partinin adının yolsuzluk ve rüşvetle anılmasından rahatsızdı. Soruşturmalarda ismi geçen 4 bakanın (Muammer Güler, Egemen Bağış, Zafer Çağlayan ve Erdoğan Bayraktar) yargılanması isteniyordu.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) kurulan komisyona yapılan müdahaleler, Yüce Divan oylamalarına yapılan baskılar rahatsızlığı iyice gün yüzüne çıkardı.

REİSÇİ EKİP LİNÇ KAMPANYASINA BAŞLADI

İşte bu ayrışmanın ardından gerek hükümete yakın havuz medyası gerekse AKP içerisinde ağır abilerin ‘çile çekmemiş yeni yetmeler’ diye tanımladıkları reisçi ekip, sistematik bir linç kampanyası yürüttü.

Konuşmaya teşebbüs edene yargı sopası gösterildi. Bülent Arınç ve Hüseyin Çelik’in isimlerinin cemaat davalarında hazırlanan bir iddianamede geçtiği dahi konuşuldu.

KILIÇ’IN HAMAMÖNÜNDEKİ OFİSİ

Tartışmalar arasında eski bakanlardan Suat Kılıç’ın Hamamönü’nde bulunan ofisinde bir araya gelen AKP’den dışlanmış ekip, toplantılar düzenlemeye başladı.

Sohbet ve dertleşme toplantıları giderek istişare toplantılarına evrildi. Toplantılara Bülent Arınç, Sadullah Ergin, Hüseyin Çelik, Suat Kılıç, Sadullah Ergin, Cemil Çiçek, Nihat Ergün gibi önemli isimler katılmaya başladı.

Bazı gazetelerin Ankara temsilcileri de zaman zaman toplantılara iştirak etti.

İLK HEDEF PARTİYİ FABRİKA AYARLARINA DÖNDÜRMEK

Hamamönü Hareketi’nin öncelikli hedefi partiyi yıpratmadan fabrika ayarlarına döndürme ve tek adam sultasına evrilen gidişatın önünü kesmekti. Bunun için sistematik bir planları bile vardı.

Ancak gerek ‘Reis ve Ekibi’nin tutumu, gerekse ülkede yaşanan gelişmeler Hamamönü hareketinin hedeflerini gerçekleştirmesine imkan tanımadı.

Bu sırada Ali Babacan ve Taner Yıldız gibi isimler de harekete dahil oldu.

YENİ PARTİ FİKRİ TARTIŞILIR OLDU

AKP içerisinde Erdoğan hakimiyeti tartışılmazdı. Parti içerisinde bir netice alamayacağını anlayan hareket yeni bir parti konusunu gündemine aldı.

Cumhurbaşkanlığı koltuğundan indikten sonra partinin başına geçmesine müsade edilmeyen Gül liderliğinde yeni bir parti fikri tartışılır oldu.

Ancak yeni bir oluşumun Erdoğan’ın karşısına çıkması için siyasi ortamın da uygun olması gerekiyordu.

7 HAZİRAN HAREKETİ UMUTLANDIRDI

AKP’nin yoğun tartışmalar arasında Ahmet Davutoğlu’nun başbakanlığında girdiği 7 Haziran 2015 seçimlerinde Hamamönü Hareketi’ni umutlandıran bir netice çıktı.

AKP tek başına iktidar olma yeterliliğini ilk defa kaybetmişti. Parti içerisinde seçim sonucu, cemaate yönelik operasyonlar, parti içi muhalefet, yolsuzluklar gibi gerekçelere bağlandı. Oysa Erdoğan için çıktığı yoldan dönüş yoktu.

DEVLET BAHÇELİ CAN SİMİDİ ATTI

AKP’nin bu en sıkıntılı döneminde devreye Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) lideri Devlet Bahçeli girdi. Birçok durumda olduğu gibi daha seçim akşamı erken seçim diyerek muhalefetin iktidara gelmesinin önünü kapattı.

Hamamönü Hareketi de bu dönemde hareketlendi. Sürekli yapılan toplantılar neticesinde 1 Kasım seçimlerinin beklenmesi kararı alındı. Bu seçimde de koalisyon çıkması durumunda hareket sahaya inecekti.

KORKUTMA POLİTİKASI TUTTU

Erdoğan yine bildik siyasi manevralarına başladı. Hizmet Hareketi ve Kürtler üzerinden siyaset yürüttü. Ülkede meydana gelen patlamaların, şehitlerin faturası 1 Haziran’da alınan oy oranına çıkarıldı.

Vatandaşa “bana oy vermezsen istikrar bozulur”, “terör daha da azar” imasında bulunuldu. Korkutma politikası netice verdi ve AKP yüzde 49,5’lik oy ile yeniden tek başına iktidar oldu.

HAMAMÖNÜ HAREKETİ GERİ ÇEKİLDİ

Seçimlerden çıkan netice ile yeni bir oluşuma siyasi ortamın hazır olmadığına kaanat getiren Hamamönü Hareketi de beklemeye başladı. Erdoğan için iktidarda olmak yeterli değildi.

Başkanlık tartışmaları ülke gündemi oturdu. Hamamönü hareketi başkanlığa karşıydı. Cılız da olsa Hüseyin Çelik ve Bülent Arınç’tan çıkışlar geldi.

Çözüm süreci ve hizmet hareketine uygulanan haksızlıklar gündeme taşındı. Başta Suriye olmak üzere dış politika eleştirilerini de unutmamak lazım.

AKP DE HAMAMÖNÜ DE ENDİŞELİ

O günden bu güne her seçim dönemi öncesi “Hamamönü”, “Kefaret”, “Muhalifler” diye adlandıran bu ekibin AKP’ye bayrak açma ümidi ve endişesi birlikte yaşanıyor.

Her ne kadar bir güçleri olmadığı ve Erdoğan’ın karşısında varlık gösteremeyecekleri görüşü hakim olsa da, AKP içerisinde böyle bir çıkışın nereye varabileceği kestirilemiyor.

BİLDİKLERİ ORTAYA SAÇILABİLİR

Siyasi arenada bir rakiplik durumunda söylemlerin giderek sertleşeceği açık. Hal böyle olunca, yıllarca AKP’nin her mahremine tanıklık etmiş bu isimlerin hafızalarındakilerin ortaya saçılmasının, zaten yıpranmış olan partiyi iyice zora sokabileceği biliniyor.

Diğer taraftan AKP’nin en büyük kozu bir alternatifinin olmayışı. Hareketin alternatif oluşturma tehlikesi de parti içerisindeki isimleri endişelendiriyor.

ORTAM BEKLEME HASTALIĞI

Hamamönü ekibi ise hala siyasi ortamın kendilerinin çıkışına uygun hale gelmesini, yani AKP’nin kaybetmesini bekliyor.

Ya bir kurtarıcı gibi gelip AKP’yi yeniden AK Parti kodlarına döndürecekler, ya da yeni bir parti kurup iktidara gelecekler. Ancak siyasette 2+2 her zaman 4 etmez gerçeğini unutmamak lazım. Siyaset aklın yanında bir cesaret işidir.

Hamamönü Hareketi’nin var olduğundan şüphe duyulmayan siyasi akıl ve tecrübesinin yanında siyasi cesaretten yoksun olduğunu söylemek de yanlış olmayacaktır.

DARISI ERDOĞAN SONRASINA

Hal böyle olunca geçmişte daha uygun siyasi ortamlarda harekete geçemeyen Hamamönü Hareketi’nin 31 Mart yerel seçimleri sonrasında da harekete geçmesi pek de mümkün görülmüyor.

Aslında Tayyip Erdoğan iktidarda olduğu sürece Hamamönü ‘nün onunla bir siyasi kavgaya girmesi beklenmiyor. Hamamönü için darısı Erdoğan sonrasına demek yanlış olmasa gerek.

“Erdoğan kendini Mobutu Sese Soko sanmaya başladı”

BOLD ÖZEL

9 aylık Saime bebeğin annesi ve babası tutuklandı

Ankara’da dün akşam saatlerinde gözaltına alınan Yasemin-Kasım Melizci, bugün görülen mahkemeden sonra tutuklandı. Bebeğiyle karantina hücresinde kalacak olan Yasemin Melizci 15 gün telefon ve kapalı görüş yapamayacak.

BOLD ÖZEL – Yine çekirdek bir aile hapse gönderildi. Dün akşam 20.00 sularında 9 aylık bebekleri Saime ile birlikte gözaltına alınan Yasemin-Kasım Melizci bugün tutuklandı. Dün geceyi Etimesgut Emniyet Müdürlüğünde geçiren Yasemin Melizci avukatıyla da görüştürülmemişti.

Melizci çiftinin gözaltına alınmasını Twitter hesabından duyuran HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu, “Bir bebek daha mı cezaevine girecek? Yasemin-Kasım Melizci çifti dün akşam saat 20.00 civarlarında Ankara’da 9 aylık bebekleriyle gözaltına alındı. 9 aylık Saime dün geceyi annesiyle birlikte Etimesgut’taki bir nezarethanede geçirdi. Çorum’a göndereceklermiş” dedi.

Cemaat soruşturmaları kapsamında haklarında arama kararı bulunan hemşire Yasemin Melizci (29) ve eşi Kasım Melizci’nin (32) mesajlaşma programı Bylock kullandıkları iddiasıyla ve tanık ifadelerine dayanılarak gözaltına alındıkları öğrenildi.

Saime bebek, annesi ve babasıyla, Ankara Batı Adliyesinde. 21 Ocak 2021.

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

“O peçeteye isimlerimizi değil umutlarımızı yazdık”

Bir kağıt mendile isimlerini ve yaşadıkları sıkıntıları yazan Şanlıurfa 2 Nolu Cezaevindeki tutuklu 12 kadının hikayesini, aynı cezaevinden bir süre önce tahliye olan öğretmen Bold Medya’ya anlattı.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Şanlıurfa 2 Nolu Kapalı Cezaevinde kalan bir ev hanımı, bir diş hekimi ve 10 öğretmen, sosyal medyada oluşan tepkiler nedeniyle 28 Eylül 2019’da tahliye edilen Ahmet bebeğinin annesinin avucuna bir kağıt peçete sıkıştırdı. 12 kadın, bir cümleyle sıkıntısını peçeteye yazdı.

Kimi kalp krizi geçirmiş, kimi bipolar bozukluğu yaşıyor, kimi ölüm tehlikesi atlatmış kimi de vertigo hastalığıyla mücadele ediyordu. Hepsinin çocukları vardı. Aileleri uzak şehirlerde olanlar aylardır çocuklarını görememişti. Bazıları bakacak kimsesi olmadığı için çocuğunu yanına almak zorunda kalmıştı. Tahliye olan arkadaşlarına “İmkanın olursa duyur sesimizi” diyebilmişlerdi.

Bold Medya’nın 1,5 yıl önce gündeme getirdiği o peçetede adı yazılan kadınlardan biri (güvenlik gerekçesiyle adının açıklanmasını istemedi) kısa bir süre önce tahliye oldu.

İşte o kadın, Bold Medya’ya ulaşıp hem seslerini duyuran herkese teşekkür etti hem de peçeteyi hangi şartlar altında yazdıklarını anlattı.

Suda eriyip gidebilecek bir kağıt parçasına isimlerini değil aslında umutlarını yazdıkları söyleyen öğretmen, peçete sosyal medyada gündem olduktan sonra cezaevi yönetiminin kendileriyle ilgilendiğini, müfettiş bile geldiğini söyledi.

TWEET OLUP UÇAN O PEÇETENİN HİKAYESİ

İşte o öğretmenin kaleminden, cezaevinden sesini duyurmaya çalışan 12 kadının hikayesi…

“Bir şehri ikiye bir nehir, bir uykuyu ikiye bir sevda böler.” Bu sözü ilk duyduğumda çok beğenmiştim. Yıllar sonra bir gün öğrencilerime sordum. Sizce, “Bir uykuyu ikiye bir sevda böler ne demek?” diye. Anlattılar birer birer uykuları bölen sevdaları: “Aşıksa, çok aşıksa sevdiğini düşünmekten gözüne uyku girmez, bölünür durur uykular” dedi biri. Diğeri; “Anne mışıl mışıl uykusundan yavrusunun ağlayan sesiyle fırlar yatağından, bu bir sevdadır” dedi. Ne de güzel söyledi.

Bir derdin ağırlığı altında inleyip eziliyorsa biri, paylaşıp azaltmak için yükünü tereddütsüz arayacağı dostları vardır. Oflamadan zevkle kaygıyla böler uykularını, adı bence sevdadır. Evet doğru, başka? “Tatlı uykuların koynundayken alem gecenin karanlığına tezat seccadesinin başında Rabbine yolladığı dualarla aydınlatır ruhunu, Allah’a sevdasıdır bölen uykusunu” “Hasretse sevdiklerine uyku tutmaz ki zaten” Hepsi de ne güzel cevaplardı öyle.

Bunu neden anlattım biliyor musunuz? Bütün sevdaların aynı anda yaşandığı başka bir yer var mıdır bilmiyorum. “Kadınlar Koğuşu.” Çaresizliğin dibini sıyırırken sevdaların her çeşidine ev sahipliği yapan dört duvar arası. Ve işte burada bazen öyle acılar hasretler yaşanır ki diğerleri kendisininkini rafa kaldırır bir süreliğine.

“30 GÜNLÜK AHMET BEBEĞİN KOĞUŞA GELDİĞİ GÜNÜ UNUTAMAM”

O anlardan biriydi 30 günlük Ahmet bebeğin koğuşa gelişi. Henüz kırkı bile çıkmamış bebek… O atmosferi hiçbir zaman unutamam. Bütün koğuş hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Gözyaşları içerisinde Allah’ım daha minicik bunu nasıl yaparlar diye inliyorlardı. Koğuşumuzun 31. kişisiydi bebek.

Bebeğin annesi de çok saf ve temiz bir insandı. Ve o kadar çaresizdi ki… Bebek sürekli ağlıyor. Her yer tıklım tıklım. Yerde yatıyorlar. Annenin kimseye derdini anlatacak, hakkını arayacak vakti yoktu. Ahmet ile ilgilenmek zorundaydı. Kendisinin izniyle durumlarını hemen Ömer beye yazdık. Bir çare bulurlar diye düşündük. Ömer bey bize cevap verdi, ilgileniyoruz diye… Şu an bunları anlatırken bile gözlerim doluyor. O bebekle orada olmak bizim için de çok farklıydı.

Günlerce bu hüzün devam etti, ama hep hem annenin hem bebeğin etrafında pervane olduk. Hatta (her yörenin adeti farklı olabilir) bebeğin kırkını çıkartmıştık, tebessüm ettiren bir anıdır: Bebeğin karakter olarak kime benzemesi isteniyorsa o kişiye kırk kaşık su saydırılır ve o suyla bebek duş aldırılır. Erkek çocuk olduğu için elbette bir erkeğe saydırılması gerekirdi ama biz de içimizdeki en yiğit, en mübarek, bekar genç kızımıza saydırmıştık suyu.

Günler geçtikçe anne ve bebeğin durumu sosyal medyada gündem olduğunu duyduğumuzda, çıkacaklarına inanmıştık. Ve nitekim öyle oldu. Öyle mutlu olmuştuk ki, anlatılamaz. Herkes Ahmet bebekten bir hatıra aldı kendine çorap, emzik, mendil…

Ahmet bebek ve annesine cezaevi yönetimi tarafından verilen tutuklu kimliği. Koğuştaki kadınlardan biri Ahmet bebeğin ve annesinin birlikte çekilmiş fotoğrafından hazırlanan bu kimliği görünce etkilenip böyle bir çizim yapmış.

“KOĞUŞ REVİR GİBİYDİ, ÇOK ZOR DURUMDA OLANLAR VARDI”

Ve siyah çöp poşetine doldurulurken eşyalar, bir kağıt dahi bulamayacak kadar acelemiz vardı. Bir peçeteye isimlerimizi yazarak eline tutuşturduk annenin. “İmkanın olursa duyur sesimizi” diye. Zira koğuş bir revir gibiydi adeta, çok zor durumda olanlar vardı. Her türlü umut kırıntısına küçücük bir ışığa dahi ihtiyacı vardı insanların.

Kalp krizi geçiren Özlem hanım ağır panik atak hastasıydı. Bir tencere kapağı düşünce bile kendine gelemiyordu. Hepimiz başına toplanıp rahatlatmaya çalışıyorduk. Vertigo hastası Fatma hanımın durumu çok vahimdi. Sayım yapılırken dahi elimizde kalıyordu. Bir keresinde merdiven başında tuttuk. Neredeyse yukarıdan aşağıya yuvarlanacaktı. Üç çocuk sahibi Nilgün hanım, dayanamayıp kapıları yumrukluyordu. Pembe hanım bipolar bozukluk hastasıydı. Ağır ilaçlar kullanıyordu. Eşi de tutukluydu ve iki çocukları vardı. Asiye hanımın, Leyla hanımın, Handan hanımın ikişer, üçer çocukları vardı. Kiminin ailesi uzak şehirdeydi, çocuklarını göremiyorlardı… İsimlerin hepsini yetiştiremedik. Tahliye olan arkadaş bir taraftan eşyalarını hazırlıyordu. Biz de bir taraftan peçeteye yazıyoruz ama ismi unutulanlar vardı. Çok kalabalıktık.

“9 AYLIKKEN HAPSE GİREN MİNİK ZEYNEP 3 YAŞINI GEÇMİŞTİ”

Bir de 9 aylıkken içeri giren minik Zeynep’imiz vardı. 3 yaşını geçmişti içerde. Bir gece annesini sayıklarken duymuştum. Gerçi hemen her gece sayıklardı. “Yağmuuur ne güzel yağıyorsun sen yağmur” diyordu. Bir kadın yağmurla niye konuşurdu ki… Ertesi gün sordum, verdiği cevap: “Kızımı oynatacak bir şey bulamıyorum, bazen onunla yağmuru konuşturuyorum ya da bulutları, kuşları, rüzgarı…” Anlamıştım. Sonrasında defalarca şahit oldum kucağına alıp kızını “Bak Zeynep yıldızlar ne diyor” diye konuştuklarını, minik Zeynep’in bulutlarla selam yolladığını kardeşlerine. Yazarken bile tüylerim ürperiyor.

Zeynep de sayıklardı. “Anne çekpas, anne çekpas diyordu bir gece. Muhtemelen rüyasında ranzanın altına kaçan topunu çekpasla çıkarması gerekiyordu. Çünkü bütün oyunları böyleydi. Şimdi rüyalarımda en çok Zeynep’i görüyorum, sıkı sıkı sarılıyor bana. Mahzun bakıyor gözleri ne zaman der gibi. Ben onu orada bırakıp ayrılırken kuşlara sesleniyordu o, “Kuşlar haydi gelin mama saatiii…”

Bir peçeteye isimlerimizi değil aslında umutlarımızı yazdık. Dualarla, ızdıraplarla, hasretlerle, acılarla örülü hikayeler yazdık. Günler sonra bizim minik peçetemizin kuş olup Twitter’a konduğunu duyunca em çok şaşırdık hem de çok sevindik. Öyle ki, bu mevzu duyuldukça bize olumlu yansımalarını da görmeye başladık. Cezaevi müdürü ziyaretimize gelerek ihtiyaçlarımızı soruyordu. Müfettiş bile geldi. Şartlarımız daha iyi hale getirildi. Bebeği olmayan ve tedavi gören bir kadın vardı. Ona bile “bebek tedavisine burada devam edebilirsiniz” dediler. Cezaevi şartlarında böyle bir tedavi nasıl yapayım diye istemedi.

“KENDİMİ BANYOYA KAPATIP HIÇKIRARAK AĞLADIĞIM ZAMANLARI BİLİYORUM”

Beş yıldır içeride, dışarıda çok büyük sıkıtınlar çektik. Ben kayınvalidemlerle yaşamak zorunda kaldım. Maddi anlamda çalışamıyorsun. İçeride ayrı bir garabet, ayrı bir sıkıntı. Ağlayacak yer bulamıyorsun. Kendimi banyoya kapatıp hıçkıra hıçkıra ağladığımı biliyorum. 28 kişinin yemeği, bulaşığı, sıraya koymuşlar, çok ağırdı.

Cezaevinden çıktıktan sonra bir kişi bile içeride ne yaşadın, ne oldu, ne bitti diye sormadı. Çıplak arama Türkiye’de gündem olunca ben de başımdan geçeni gazetecilere yazdım. İnanın kendimi o kadar rahatlamış hissettim ki… Eşinle telefonla konuşuyorsun bir şey anlatamıyorsun, ailene anlatamıyorsun, kimseye derdini anlatamıyorsun… O kadar kasılmışız ki. O küçücük mesaj beni rahatlattı.

“TELEFONDA KONUŞURKEN BEN AĞLARDIM, GARDİYANLAR AĞLARDI”

Annem benim cezaevinde olduğumu bilmiyordu. Telefonda konuşurken ben ağlardım, gardiyanlar ağlardı. “Anne iyiyim” derdim. “Çocuklar ne yapıyor kızım” derdi. “Yanımda oynuyorlar” derdim. Vertigo hastasıydı. “Anne sakın sen beni arama, az arayacağım ama ben sesi arayacağım” diyordum. “Başkasının numarasından arıyorum derdim, 10 dakika sonra kapatmam lazım” derdim.

Bir hafta annemle, bir hafta çocuklarıma, bir hafta eşimle konuşuyordum. Birine sıra gelene kadar bir ay geçiyordu. Her telefon konuşması ağlamakla geçiyordu. Hala rüyalarımda beni götürüyorlar zannediyorum. Hala koğuştaki arkadaşlarla o atmosferin içerisindeyim.

Yaşadıklarımızın, hissettiklerimizin duyulmasını çok isterim. Çocuklarıma yazdığım ama gönderemediğim mektuplar var. Onların herkes tarafından okunmasına çok isterim. Bu aslında bütün kadınlar için geçerli. Anlatsalar belki rahatlayacaklar ama bazıları da anlatarak acımı tazelemek istemiyorum diyor.

Ne diyebilirim hiçbir şey olmasa dahi, hiçbir neticesi, yüzlerce insanın duasını almak bile bizim için o kadar özel, o kadar unutulmaz ki, minnet duyduğumuzu, dualarımıza her gün bütün güzel yürekleri ortak ettiğimizi demesem bunları bilmeseniz olmayacaktı. Teşekkür ederiz.

Türkiye’deki adaletin durumunu özetleyen belge: Çığlıklarını peçeteyle duyurdular

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Brezilyalıların gözünden Çin aşısı: Umut mu rant mı?

Fatih Akalan, Türkiye’de Çin aşısına karşı insanların güvenini kazanmaya yönelik kampanyalar yürütülürken, etki alanı yüzde 50 açıklanmasına rağmen aşıya kullanım onayı veren Brezilya’daki son durumu ülkede yaşayanlarla Türklerle konuştu.

BOLD  – Türkiye’de de kullanım onayı alan Çinli aşı firması Sinovac’ın adı Brezilya’da skandallarla anılıyor. Firma CoronaVac aşısına kullanım onayı alabilmek için rüşvet vermekle suçlanıyor. Son yapılan deneylere göre de aşının etki alanı sadece yüzde 50,38 olarak açıklandı.

Gazeteci Fatih Akalan, Endonezya, Türkiye ve Brezilya’da kullanılmaya başlanan, tartışmaların odağındaki Çinli Sinovac’ın ürettiği CoronaVac’ı Brezilya’da yaşayan Türklere sordu.

7 yıldır Latin Amerika ülkesinde bulunan Fatih Sarıbaş buradaki son durumu ve Brezilyalıların aşıya olan ilgisini anlattı.

Yaklaşık 200 milyon nüfusa sahip Brezilya’da koronavirüs vakalarının dünyanın geri kalanından bir tık ileride olduğunu söyleyen Sarıbaş, aşının artık evde kalmak istemeyen Brezilyalıların son umut olarak görüldüğünü anlattı.

Aşı olayının Brezilya’da politikleştiğini vurgulayan Sarıbaş, muhalefet ile iktidar arasındaki, adı rüşvet skandallarına da karışan Sinovac polemiklerine de değindi.

Okumaya devam et

Popular