Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

En kötü geride kalmadı, kriz 2019’da derinleşecek

2018 yılını ekonomide ciddi çalkantılarla geçiren Türkiye’yi, 2019’da daha zor bir dönem bekliyor.

BOLD– 2018 yılını ekonomide ciddi çalkantılarla geçiren Türkiye’yi, 2019’da daha zor bir dönem bekliyor.

Ekonomistlere göre 2019 krizin derinleşeceği bir yıl olacak. Büyüme eksiye düşecek, işsiz sayısı 7 milyona yaklaşacak, şirket iflasları artacak. Türkiye 220 milyar dolar dış borcu ödeyebilmek için yeniden Uluslararası Para Fonu (IMF) ile masaya oturmak zorunda kalacak.

KRİZİN AYAK SESLERİ DUYULUNCA SEÇİM ERKENE ALINDI

Türkiye ekonomisi 2018 yılını erken genel seçimlerin gölgesinde geçirdi. Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) daha bir buçuk yıllık süre olmasına rağmen, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) lideri Devlet Bahçeli’nin önerisiyle erken genel seçim kararı aldı.

2019 yılı kasım ayında gerçekleşmesi gereken genel seçimler, 2018 yılı 24 Haziran’da yapıldı.

ERKEN SEÇİMİN GEREKÇESİ EKONOMİYDİ

Pek çok uzmana göre AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, önceki söylemlerinin tersine, aniden erken genel seçim kararı almasının sebebi, ekonomide beklenen çöküntüydü.

Erdoğan, ekonomik kriz başlamadan, en azından krizin etkileri halka ulaşmadan seçime giderek koltuğunu sağlamlaştırmak istedi ve istediğini büyük ölçüde almayı başardı.

AĞUSTOSTA DÖVİZ KURU YÜZDE 35 ARTTI

Ülke ekonomisi, 24 haziran seçimlerinden hemen sonra özellikle yaz aylarını kapsayacak şekilde döviz şokuyla sarsıldı.

Ağustosta dolar ve euro kuru, Türk Lirası karşısında yüzde 35 artarak tarihi zirvelerini gördü. 1 euro, 8 TL, dolar kuru da 7 liranın eşiğinden döndü. Bu gelişmeler özellikle yüksek döviz borcuna sahip özel sektörü ve şirketleri olumsuz etkiledi.

20 temmuz 2016’da ilan edildikten sonra, tam iki yıl yürürlükte kalan ve 20 temmuz 2018’de kaldırılan olağanüstü hal rejimi (OHAL) boyunca, şirketlerin iflastan korunmak için kullandıkları “iflas erteleme” yasaklandı.

OHAL’in kalkmasından sonra döviz şokuna maruz kalan şirketler, iflastan korunmak için bu sefer ticaret hukukunda yer alan başka bir yöntemi devreye soktu.

Konkordato ilanları her sektörde adeta patlama yaptı. 2018 sonu itibariyle Ticaret Bakanlığı verilerine göre yaklaşık 1.000 şirket, iflastan önce son çıkış denebilecek, konkordato ilan etti.

(KAYNAK:TÜİK)                                                                                                           (BOLD MEDYA)

Peki, bunca olumsuzluğun ardından karşılamaya hazırlandığımız 2019 yılında ülke ekonomisini neler bekliyor? BOLD, ekonominin seyrine dair öncü göstergeleri derledi.

2018 yılı ocak ayında, yüzde 10,35 olarak gerçekleşen yıllık enflasyon oranı, ekim ayında son 15 yılda ilk kez yüzde 25 seviyesinin üzerine çıkmıştı.

Mobilya, beyaz eşya ve motorlu araçlarda uygulanan vergi indirimleri ve petrol fiyatlarındaki düşüşle birlikte, kasımda enflasyon yüzde 21’e geriledi. Ekonomistler, 2019’un ilk yarısında enflasyonun yüzde 20 üzerinde seyretmesini bekliyor.

Yılın ikinci yarısında düşüş görülebilir ancak enflasyon çift haneli rakamlarda kalmaya devam edecek.

10 YIL SONRA TEKRAR EKSİ BÜYÜME

Türkiye ekonomisi 2018’in ilk ayında yüksek büyüme performansı gösterdi. Ekonomi ilk çeyrekte yüzde 7,3, ikinci çeyrekte yüzde 5,3 büyüdü.

Üçüncü çeyrekte ise büyüme, beklentilerin üstünde yavaşlayarak yüzde 1,6 oldu. Uzmanlar yılın son çeyreğinde eksi büyüme bekliyor. Türk Sanayici ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Başkanı Erol Bilecik, önümüzdeki üç çeyrek eksi büyüme yaşanacağını belirtti.

Türkiye, küresel krizin etkilerinin hissedildiği 2009 yılından bu yana ilk kez eksi büyümeyi görecek.

2019 yılının geneli için resesyon (durgunluk) beklentisi var. Ekonomist Mahfi Eğilmez, gelinen noktayı şöyle değerlendiriyor:

“3’ncü çeyrek itibarıyla Türkiye ekonomisi stagflasyona (durgunluk içinde enflasyon olgusu) çok yaklaşmış durumda. Son çeyrek için tahminler eksi büyümeye işaret ediyor. Bu eğilim devam ederse Türkiye, önümüzdeki iki çeyrekte slumpflasyon (enflasyon içinde küçülme) olgusunu yaşayabilir.”

2017 ve 2018 ENFLASYONDA DEĞİŞİM (Kaynak: TÜİK) 

BBC Türkçe’ye değerlendirmelerde bulunan, merkezi Londra’da bulunan BlueBay portföy yönetimi şirketinin gelişmekte olan piyasalar masasından stratejist Timothy Ash, Türkiye’de geçmişteki büyümenin büyük oranda banka kredilerinden beslendiğini ifade ediyor.

Bankaların bilançolarında onarma yapmanın, daha az risk alan pozisyona geçilmesiyle mümkün olacağını vurgulayan Ash “Bankalar aslında kredi portföylerini genişletmek istemiyor. Bu sebeple büyüme gelecek yıl çok zayıflayacak. Türkiye oldukça sert bir inişe hazırlanıyor.” ifadelerini kullandı.

YILLAR SONRA YENİDEN IMF KAPISINDA

Hollanda merkezli yatırım bankası ABN Amro, 18 Aralık’ta yayınladığı 2019 yılı öngörülerinin yer aldığı “Türkiye görünümü” raporunda, IMF ile anlaşılacağına dair ipucu vermişti.

Raporda, “IMF’nin Türkiye’ye krizde yol göstermek için yardım ettiği söylentileri artıyor ve bu da yapısal reform umutlarını artırıyor.” iddialarına yer verilmişti.

Konuyu, Para Analiz sitesindeki yazısında değerlendiren ekonomist Dr. Atilla Yeşilada, 2019’da Türkiye’nin resmi IMF programı ile yoluna devam edeceğini belirtiyor. Hükümetin seçime kadar durumu idare edeceğini kaydeden Yeşilada, yazısında şunları dile getiriyor:

“Yerel seçimlere kadar durumu idare edeceğiz. IMF ile gayri resmi temaslar. IMF antetli kağıda yazılıp bakanlar tarafından okunan 2019-2023  istikar ve rehabilitasyon programı. Back-loaded, yani şimdi söz vereceğiz, yerel seçimlerden sonra yapacağız. Nisan’da IMF, mayısta sünnet (yani herkes istikrarın bedelini  ödeyecek), haziranda da dibe vuruş. 2020’de yeni bir vizyon, global kapitalizm ve neo-liberal dünya görüşüne re-entegrasyon.”

2019’DA EKONOMİ YÜZDE 5 DARALACAK

Para Analiz yazarı Güldem Atabay Şanlı, “Türkiye ekonomisindeki iç talebe dayalı büyüme hikayesi, yaratılan aşırı ısınmanın enflasyon ve cari açıkta oluşturduğu dengesizlikler ve dış konjonktürdeki dalga ile birleşince, 2018 özellikle üçüncü çeyrek dönemi tam bir kur krizi olarak Türkiye’nin krizler tarihinde yerini aldı.” ifadesini kullanıyor.

Ekonomist Güldem Atabay Şanlı

Açıklanan verilerin sanayi tarafında üretimin ve yatırımların durma noktasına geldiğini ve hatta yatırım tarafının çoktan eksiye döndüğünü ispatlar nitelikte olduğunu kaydeden Şanlı, “Kamunun büyümeye harcamalarını artırarak verdiği desteğin 2019 ikinci yarıda devam edebilmesi de mümkün değil.” tespitini yapıyor.

Şanlı’ya göre, 2018 son çeyrek için yüzde 3 civarı 2019 ilk yarı için de yüzde 5 civarı bir daralma beklemek çok abartılı değil.

SEÇİMDEN SONRA ACI REÇETEYE HAZIR OLUN

DW Türkçe’ye konuşan ekonomist Dr. Mustafa Sönmez, hükümetin ardı ardına açıkladığı ekonomik destek paketlerinin seçim öncesinde enflasyonun etkilerini kırmaya dönük bir çaba olduğunu dile getiriyor.

Sönmez, “Bir yandan ücretli çalışanlara dönük iyileştirmeler yapılırken, diğer yandan şirketlerin aşırı borçlanma sorununu kısa vadede öteleyecek devlet destekleri veriliyor. Açıkçası hükümet seçim öncesinde tüm kesimlere seçim şekeri dağıtıyor.” diyor

Saray’ın seçime giden süreçte bütçe açığını görmezden gelerek hareket ettiğini dile getiren Sönmez, şunları söylüyor: “Her zamanki gibi politik hedefler için ekonominin sorunları öteleniyor. 31 Mart’a kadar seçim rüşvetleri sürecek. Ama sonrasında, yani Nisan ayından itibaren para ve maliye politikalarında çok acı bir reçete uygulanacak diye düşünüyorum. Bu kadar indirim ve destekten sonra, seçim sonrasında yeni bir zam ve vergi dalgası kaçınılmaz olacak.”

KRİZİN ÜÇÜNCÜ AŞAMASI SEÇİMDEN SONRA

2019’a yönelik ekonomik beklentileri blog yazılarında değerlendiren ekonomist Dr. Ümit Akçay ise 2018-2019 ekonomik krizinin üçüncü aşamasının, mart seçimlerinden sonra başlayacağını vurguluyor.

Akçay şu tespitleri yapıyor:

“Bu aşamada artık seçimler geride bırakıldığından, bazı sermaye gruplarının elenmesi ile sonuçlanacak olan firma kurtarma operasyonuna girişilebilir. Özellikle 2016’daki bir çeyreklik ekonomik daralma sonrasında aktive edilen Kredi Garanti Fonu marifetiyle yaratılan zombi firmaların tasfiyesi, mart sonrasında ekonomi yönetiminin temel gündemlerinden biri olabilir.”

Firmaların krizden çıkış için öncelikle işgücü maliyetini azaltmayı tercih edeceği tespitini yapan Dr. Akçay, bunun da kitlesel işsizlik anlamına geleceğini vurguluyor.

EKONOMİK KRİZİN SATIR BAŞLARI
  • Resmi işsiz sayısı bir önceki yıla göre 330 bin kişi artarak, 3 milyon 750 bine yükseldi.
  • Geniş tanımlı işsiz sayısı 6,4 milyona ulaştı.
  • Genç işsizlik oranı yüzde ise 21,6 oldu.
  • 2018 yılı içerisinde 1,2 milyon kişi işsizlik maaşı için başvurdu. Sadece Kasım ayında 207 bin kişi İşsizlik Sigortası Fonu’na müracaat etti.
  • Hayat Varlık Genel Müdürü Hilmi Güvenal’ın tespitlerine göre Türkiye’de icrada dosyası bulunan kişi sayısı 7 milyon. (Resmi kayıtlarda görülmeyenlerle birlikte)
  • Mahkemelerde bekleyen icra dosyası sayısı 25 milyon.
  • Kredi kartı ve ihtiyaç kredisinden dolayı icraya düşmüş kişi sayısı 3,5 milyon
  • Konkordato ilan eden şirket sayısı 1.000 (Ticaret Bakanlığı resmi açıklaması) Açık kaynaklarda yer alan bilgilere göre sayı 4 bini buldu.
  • Bankalardaki batık kredi tutarı yılbaşından bu yana yüzde 52 artışla 96 milyar liraya yükseldi.
  • Halk Bank, Vakıf Bank ve Eximbank’ın sermaye açığını kapatmak için üç bankaya işsizlik fonundan 11 milyar TL aktarıldı.
  • Ziraat Bankası yurtdışından 3 milyar dolar sermaye benzeri kredi bulabilmek için Sermaye Piyasası Kurulu’na (SPK) müracat etti.
  • Akbank, ödenmiş sermayesini 4 milyar TL’den 5 milyar 200 milyon TL’ye yükselteceğini açıkladı. Bu artırım bedelli olarak yapılacak. Fatura küçük yatırımcıya kesilecek.
  • Hane Halkı’nın toplam borcu 542 milyar liraya çıktı. Bu 2002’ye göre 80 kat artış demek.
  • Elektrik ve doğalgaz fiyatlarına, döviz kuru artışı sebebiyle yüzde 40 ila yüzde 70 arasında değişen oranlarında zam yapıldı.
  • Dünyada gıda fiyatları düşerken Türkiye’de gıda enflasyonu yüzde 30’u buldu.
  • Merkez Bankası kur artışını durdurabilmek için haftalık repo faizini yüzde 24’e yükseltti. Mevduat faizleri yüzde 30–35’i buldu.
  • Hazine geçen yıl yüzde 11’le borçlanırken, hazli hazırda iki yıllık vade için yüzde 20 faiz ödüyor. Yüzde 1 puanlık artış Hazine için 1,7 milyar TL ilave maliyet anlamına geliyor. Sadece faiz artışının Hazine’ye getirdiği ilave yük 20 milyar TL’yi aştı.
  • 2018 bütçesinde faiz ödemeleri 77 milyar TL oldu. 2019 bütçesinde ise faize 118 milyar TL ödenecek.
  • Hükümet birkaç ay önce vatandaşa “döviz bozdurun” derken, Hazine yüksek faizli euro- dolar tahvili satmaya başladı.
  • Bütçe açığı tarihi seviyeyi görerek 55 milyar TL’ye çıktı.

 

Batık krediler 8 yılın zirvesine çıktı

 

 

BOLD ÖZEL

82 yaşında savunma yapamayan Alzheimer hastası Yusuf Bekmezci müebbetle yargılanıyor

Cemaat soruşturmaları kapsamında, 14 aydır cezaevinde tutulan 82 yaşındaki Yusuf Bekmezci’nin sağlık durumu her geçen gün kötüye gidiyor. Birçok hastalıkla mücadele eden Bekmezci, kaldığı koğuşta başkalarının yardımı olmadan ihtiyaçlarını karşılayamıyor.

BOLD ÖZEL – Zaruri ihtiyaçlarını bir başkasını yardımı olmadan karşılayamayan 82 yaşındaki Yusuf Bekmezci, kaldığı İzmir Buca Cezaevi’nde hayat mücadelesi veriyor. Babasının ilerleyen Alzheimer sebebiyle kendi başına ilaçlarını kullanamadığının altını çizen kızı Şeyma Bekmezci, “Babam orada ölüme sürükleniyor” diyerek endişesini dile getirdi.

CEZAEVİNİN EN YAŞLISI MÜEBBETLE YARGILANIYOR

Yusuf Bekmezci, cemaat soruşturmaları kapsamında İzmir’de gözaltına alınarak tutuklandı. Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla yargılanan ve ‘cezaevinin en yaşlısı’ sıfatıyla tutukluluğu devam eden Bekmezci 12 Mart’ta bir kez daha hakim karşısına çıkacak.

Uyku apnesi, yüksek tansiyon, Alzheimer, ileri derecede işitme kaybı ve prostat gibi birçok hastalığı olan Bekmezci’nin sağlık durumu her geçen gün kötüye gidiyor. Kalçasındaki protez sebebiyle merdiven kullanamayan Bekmezci, alt katta bulunan tuvalet ve banyoya giderken çok zorlanıyor.  Ayrıca uyku apnesi tedavisi  için cezaevi doktoruna müracaat etti. Cezaevinde yapılabilecek bir şey olmadığı belirtilerek nöroloji bölümüne sevki yapıldı. Ancak pandemi sürecinden dolayı hastaneye de gidemedi. Günlük 10 ayrı ilaç kullanması gereken Bekmezci’ye ilaçları da düzenli olarak verilmiyor.

ALZHEİMER HASTASI SAVUNMASINI YAPAMIYOR

Cezaevinde sağlık sorunlarıyla mücadele eden Bekmezci’nin Alzheimer hastalığı da ilerledi. Unutkanlığı  tetikleyen Alzheimer yüzünden de Bekmezci savunmasını yapamayacak durumda. Bir önceki duruşmada mahkeme heyetine “Efendim çok özür diliyorum anlatılanlardan çok net bir şey anlamadım, itirazım yoktur, hepinizi saygıyla selamlıyorum, hepimiz insanız, ben neden buradayım, onu dahi bilemiyorum, çok özür diliyorum” ifadelerini kullandı.

Babasının kendini savunmaktan uzak olduğuna dikkat çeken Bekmezci’nin kızı Şeyma Bekmezci “Babam kendini savunmuyor. Bize çok acı gelen tarafı da bu aslında. Alzhaimerin ilerlediğini mahkemedeki o ifadelerinde de görebiliyoruz.  Zaman zaman unutkanlıkları oluyor rahatsızlığından dolayı” dedi.

HEYET ÖNÜNE ÇIKARILMIYOR

Son olarak 25 Şubat’ta hakim karşısına çıkan Yusuf Bekmezci’nin tüm rahatsızlıklarına karşın tutukluluğuna devam kararı verildi. Yusuf Bekmezci’nin kızı Şeyma Bekmezci ise “Babamın hasta olduğuna dair rapor bir heyet tarafından rahatlıkla verilebilir. O raporu almak için dahi götürülmüyor. ‘Gerek yok’ deniliyor. Hakim, ‘Rapor alması gerekir.’ diye karar vermeyince gerek yok görülüyor. Dilekçeler de netice vermedi şimdiye kadar.” sözleriyle duruma tepki gösterdi.

12 Mart’ta yapılacak yeni duruşma öncesinde babasının sağlık durumunu değerlendiren Şeyma Bekmezci “Uyku apnesi gibi bir hastalığı var. Her an nefes duruveriyor. Prostat hastalığı var. O da  onu zorlayan bir hastalık. Çünkü gecede 5-10 defa kalkıyor ve merdivenlerden alt kata inip çıkıyor. Ağrısı, acısı var. Ama çok şikayet etmeyen bir insandır. Kalçasında bir protez var. O protez çok zorluyor onu. Yürürken, inip çıkarken aşırı zorluyor. Oturup kalkarken… Yani neresinden bakarsanız, o şartlarda yaşayacak bir insan durumu yok. Hepsinin ötesinde Alzheimer hastalığının olması, o zaten acı bir durum. Kendinin ne için orada olduğunu bilmiyor. O şartlarda her şey hep aynı, tekdüze bir yaşam olması hastalığını ilerletiyor” dedi.

“BABAM ÖLÜME SÜRÜKLENİYOR”

Şeyma Bekmezci, “Babam orada ölüme doğru sürükleniyor. Yani hiçbir şey yapılmazsa zaten 82 yaşında bir adam o zor şartlarda hastalıklarıyla ne kadar mücadele edebilecek. Yani ben onun için evine çıksın en azından, gerekirse ev hapsi verilsin, tedavileri yapılabilsin” sözlerini kullandı.

Babasına “terörist” denilmesini asla kabullenemeyeceğini belirten Bekmezci, “Benim babam 82 yaşında. Öyle bir hayat yaşadı ki… Çok dürüsttü, çok doğruydu. Hep helalinden kazandı. Yardımseverdi. Bir halk insanı babam benim. Terörist asla olamaz. Müebbet hapisle yargılanmasını gerektiren ne olabilir! Aklı ermiyor insanın. 82 yaşında bir insan. Ne yapabilir?” ifadeleri ile babasını anlattı.

“BABAM KIRGIN DEĞİL”

Şeyma Bekmezci’ye göre ağırlaştırılmış müebbet hapis ile yargılanan 82 yaşındaki babası kimseye kırgın değil. Babasının bu durumunu anlatan Şeyma Bekmezci “O hep Allah’a şükür ile yaşadı. Mesela kardeşim ziyaret ettiğinde ‘Senin için dua ediyorum’ dediğinde ‘Yalnızca benim için dua etmeyin bütün insanlık için dua edin. İnsanlığın huzuru için dua edin.’ diyor. Babamın gönlü insan sevgisi ile dolu. Milletine devletine aşık biri. Geçen ziyaretinde de, ‘Devletime milletime asla ihanet etmedim.’ ifadesini kullanmış”  dedi.

Şeyma Bekmezci: Babam elimizden kayıp gidiyor

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

AİHM Hizmet Hareketi gönüllülerinin yargılandığı 4 davada daha Türkiye’den savunma istedi

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, KHK’lı Yüksel Yalçınkaya’nın ardından Hizmet Hareketi gönüllülerinin yargılandığı 4 davada daha Türkiye’den savunma talep etti. Türk hükumetinden cemaat davalarında öne sürülen Bylock, Bankasya, dernek üyeliği, HTS kayıtları gibi delillerin hukukiliğini kanıtlaması istendi.

BOLD ÖZEL – AİHM, Yüksel Yalçınkaya’nın davasının ardından cemaat davalarında yargılanan Şaban Yasak, İbrahim Ürün, Gültekin Sağlam ve Sefer Çolakoğlu’nun başvuruları üzerine Türk hükumetinden detaylı savunma istedi. AİHM, davalarda sunulan Bylock, Eagle, Kakaotalk mesajlaşma programları, Bankasya, dernek üyeliği ve HTS kayıtları gibi delillerin hukuki olup olmadığını sorguladı.

AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin işkence yasağı, özgürlük ve güvenlik hakkı, adil yargılanma hakkı, kanunsuz ceza olmaz ilkesi, özel yaşam ve aile hayatına saygı, toplantı ve dernek kurma özgürlüğü, ve etkili başvuru hakkı maddeleriyle ilgili ihlal iddialarını Türk hükumetine tebliğ etti. Türk hükumeti, AİHM’nin sorularını 4 ay içerisinde cevaplamak zorunda. 

AİHM’DEN HÜKUMETE: BYLOCK HUKUKA AYKIRI MI ELDE EDİLDİ?

AİHM, 3 başvuruda Bylock’un elde ediliş şeklini, kullanıcılık iddialarını çürütmek için başvurucuya gerekli olanakların sağlanıp sağlanmadığını, bu verilerin güvenilirliğini ve yasal saklama süresi geçmiş internet trafik bilgilerinin kullanılmasının hukuki olup olmadığını sordu. Türk hukukunda dijital delillerin toplanmasını düzenleyen yasal hükümleri soran AİHM, yargının Bylock delillerinin elde ederken hukuka uygun hareket edip etmediklerini sordu. Hükumetten, Bylock verilerini savcılık makamlarına teslim etmeden önce, Milli İstihbarat Teşkilatı’nın tarafından elde edilen ham verilerin neler olduğu ve MİT’in bu verileri, başvuran dahil olmak üzere ByLock’un bireysel kullanıcılarını belirlemek için nasıl işlediğini açıklaması istendi.  Ayrıca adli kolluk yetkisi olmayan MİT’in dijital materyalleri ele geçirmesinin Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 134’ncü maddesine uygun olup olmadığı, MİT’in Bylock’la ilgili verileri hangi yasal temelde elde ettiğinin açıklanması istendi. Bylock’la ilgili verilerin bütünlüğünü, doğruluğunu ve tutarlılığını belirlemek için bağımsız bir uzman incelemesi yapılıp yapılmadığı da soruldu.

TERÖR SUÇU SORGULAMASI

Ayrıca AİHM, Hizmet hareketi gönüllülerinin yargılandığı davalarda TCK’nın 314’ncü maddesinde düzenlenen silahlı örgüt üyeliği suçunun maddi ve manevi unsurlarının oluşup oluşmadığını,  ulusal mahkemelerin bu suçun unsurlarının gerçekleşip gerçekleşmediğini usulüne uygun bir şekilde tespit edip etmediklerini sordu.

AİHM, gerçekleştirildiği tarihte suç oluşturmayan bankaya para yatırma, sendika ve derneklere üyelik gibi eylemlerin cezalandırmaya esas alınmasının kanunsuz ceza olmaz ilkesine uygunluğu kapsamında değerlendirecek.

AİHM, GÖZALTINDA KÖTÜ MUAMELEYİ SORDU

Yüksek lisans öğrencisiyken Çorum’da gözaltına alınıp tutuklanan ve 7 yıl 6 ay hapis cezası verilen Şaban Yasak’ın başvurusunda ise AİHM, gözaltındaki kötü muamele iddialarını sordu. AİHM, başvurucunun gözaltında aşırı kalabalık odalarda tutulmasının insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele teşkil ettiği şikayetini de Türk hükumetinin yanıtlamasını istedi.

AYM’YE ETKİLİ İÇ HUKUK YOLU İNCELEMESİ

İbrahim Ürün’ün başvurusunda Anayasa Mahkemesi’nin etkili bir iç hukuk yolu olup olmadığına cevap arayan AİHM, Anayasa Mahkemesinin AİHS’deki şikayetlere cevap vermediği iddiasını araştırmak için sorular yöneltti. AYM’nin başvuranın şikayetlerin doğru bir şekilde inceleyip incelemediğini soran AİHM, “AYM etkili bir iç hukuk yolu oldu mu?” diye sordu.

AİHM’den Cemaat davalarının seyrini değiştirecek hamle

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Üç kız kardeşin 8 Mart’ı: İkisi sürgünde biri ise tutsak!

15 Temmuz bahane edilerek ‘terörist’ suçlamasıyla yargılanan Dilek, Kader ve Sibel kardeşler, Türkiye’deki yüz binlerce insan gibi hukuksuzlukların mağduru oldu. İşten kovuldular, sürgün edildiler, hapse atıldılar…

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Dilek Dost, Kader Demirel ve Sibel Tuz’un hayatları 15 Temmuz 2016’dan sonra kabusa döndü. Dilek Dost, eşi tutuklu diye ilaç almaya gittiği eczaneden kovuldu. Sibel Tuz, hukuksuzluklar nedeniyle Türkiye’yi terk etmek zorunda kaldı. Üç üniversite mezunu ziraat mühendisi Kader Demirel ise İzmir Şakran Cezaevinde tutuklu…

DİLEK DOST: KOCASI TUTUKLU DİYE ECZANEDEN KOVULAN BİR KADIN

Dilek Dost.

Üç çocuk annesi 51 yaşındaki Dilek Dost, 18 ay hapis yattıktan sonra 7 Aralık 2017’de tahliye edilen eşinden 4 gün sonra İstanbul’da gözaltına alınıp Kahramanmaraş’a götürüldü. AKP hükümetinin kayyım atadığı, kapatılan derneklerde yöneticilik ve Maraş’ta bir kız yurdunun müdürlüğünü yaptığı için aranıyordu. Polis sorgusunda kendisine neden o yurtta çalıştığı soruldu. Gazete aboneliği, Bylock programını kullanması, Bank Asya’da parasının olması, kapatılan Lalegül Derneğine üyeliği, çocuklarını kapatılan okullara göndermesi gerekçe gösterilerek 7 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Bir hafta gözaltında kaldıktan sonra denetimli serbestlikle bırakılan Dilek Dost, ülkesinde hayat tutunmak için çok mücadele etti. Eşinin memleketi Giresun Tirebolu’da bir tekstil atölyesinde çalıştı. O dönemde asgari ücret 1700 TL olmasına rağmen, işvereni tarafından büyük bir haksızlığa ve ayrımcılığa maruz kaldı. Sırf eşi tutuklu olduğu 1000 TL maaşla çalışmaya razı oldu. Akrabalarının lokantasında çalışırken de ucuz iş gücü muamelesi gördü. Eşi tutuklu olduğu dönemde bir süre İstanbul’daki babasının evinde yaşayan Dilek Dost, bir ihracat firmasında 40 kişiye aşçılık da yaptı.

“KIRK KİŞİ SİZE HAKİMLİK, SAVCILIK YAPIYOR”

Atatürk Üniversitesi Muhasebe bölümünden mezun olan Dilek Dost’un çevresinden gördüğü baskı ise dayanılmazdı. O günleri şöyle anlatıyor: “Eşim içeride ama bana kırk kişi hakimlik, savcılık yapıyor. Herkes soruyor, cevap veriyorsunuz ama asla tatmin olmuyorlar. Kapatılan kurumlarda çalıştığımız, çocuğumuzu okula verdiğimiz ve bankaya para yatırdığımız için bunları yaşıyoruz. ‘Beni niye almıyorlar, demek ki bir şey yaptınız’ diye bakıyorlar. Hapisteki insan bir savcıyla, bir hakimle muhatap, dışardaki insan herkese ifade veriyor.”

Dilek Dost’un ilaç almaya gittiği bir eczanede yaşadığı daha da korkunç: “Ben tansiyon ve şeker hastasıyım. O dönem eşimin memleketi Tirebolu’dayım. İlaçlarım için her ay bir eczaneye gidiyordum. Eczacı ‘neden yazdırmıyorsunuz’ diye sordu. Sosyal güvencemiz olmadığını söyledim. Birkaç kez böyle sordular. En sonunda eşimin içeride olduğunu söyledim. Bana ne dedi biliyor musunuz? ‘Abla ilaçlarını bir dahakine başka bir eczaneden al. Size yaşam alanı tanınmayınca mecburen ülkenizden ayrılmayı düşünüyorsunuz.”

KADER DEMİREL: BİR FABRİKATÖRÜN EVİNE TEMİZLİĞE GİDEN 3 DİPLOMALI KADIN

Kader Demirel.

Dilek Dost’un bir küçüğü olan 48 yaşındaki Kader Demirel, 8 Aralık 2020’de İzmir’de GBT kontrolünde “kaçma şüphesiniz var” denilerek tutuklanıp Şakran Cezaevine gönderildi. O da tıpkı ablası gibi aynı nedenlerle yargılanmış ve 6 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. Dosyası Yargıtay’da bulunan Demirel, eşi tutukluyken karşısına çıkan her zorlukla mücadele etmiş, ama kimseye derdini anlatamamıştı.

Atatürk Üniversitesi Ziraat Mühendisliği mezunu olan Kader Demirel, daha sonra iki yıl sosyoloji ve ilahiyat okudu. Kütahya Sosyal Hizmetler İl müdürü olan eşi tutuklanınca her şeyi bir kenara bıraktı. Önce, saati bulaşıkçılık yapmak için görüşme gitti. Onun da eşinin tutuklu olmasını öğrenen iş sahibi fırsatçılık yapıp saatine bir saat bulaşık yıkaması karşılığında 3 TL verdi. O kapıdan boş dönen Kader Demirel, bir fabrikatörün evine temizliğe gitmeye başladı. 15 Temmuz’un hemen ardından tutuklanan eşi 4,5 yıl hapis yattıktan sonra denetimli serbestlikle bırakıldı ancak bu kez 3 ay önce kendisinin cezaevi süreci başladı.

SİBEL TUZ: “SUÇLU OLSAM BEN GİDİP KENDİM TESLİM OLURUM”

Sibel Tuz ve Dilek Dost, artık Almanya’da yaşıyor ve yeni hayatlarına alışmaya çalışıyorlar.

Üç kız kardeşin en küçüğü Sibel Tuz (41), Atatürk Üniversitesi’nde Tıbbi Laboratuvar bölümünden mezun olduktan sonra 2016’ya kadar İstanbul’daki Beyaz Çizgi Derneği’nde çalıştı. Önce Haziran 2016’da dernek kapatıldı. O da ablaları gibi dernekte çalıştığı için, gazeteye abone kampanyaları düzenlediği için terör örgütü üyesi olduğu iddia edilince ülkesinden ayrılmaya karar verdi. Ama bunu hemen yapamadı. Çocuklarının pasaportu yoktu. 15 Temmuz’dan sonra önce eşi Afrika’ya gitti. Kendisi İstanbul’da, 1, 3 ve 5 yaşlarındaki üç çocuğuyla, kimi zaman annesinin kimi zaman ablarının desteğiyle hayatta kalmaya çalıştı.

Sibel Tuz o günlerin çok zor geçtiğini anlatıyor: “Yaşadıklarımı imtihanım olarak görüyorum ama yapılan haksızlıkları da kabul edemiyorum. Benim bir hatam, suçum olsa zaten vicdanım rahat etmez gidip kendim teslim olurum. Cezam neyse çekerim. Ama hiçbir şey yapmamışsınız, kimseye zarar vermemişsiniz, size bir ceza kesiliyor. Tabi ki bu kabul edilecek bir şey değildi. Ülkemle vedalaşamadan, son bir kez bakamadan Meriç’i geçmek zorunda kaldık. Ya nehri geçip hayatta kalacaksın, ya ölümle burun buruna geleceksin ya da özgürlüğünden mahrum olacaksın. Yıllarca üç seçenek arasında yaşamaya mecbur bırakıldık. Çocuklarıma dedeleri pasaport çıkarttı. Onlar aile birleşimiyle Almanya’ya geldi. 60-70 yaşındaki anne-babamız çok yıprandılar, beklediler, ağladılar, yol gözlediler. Yaşadığımız sıkıntılarda hep yanımızda olan babamız stresten kanser oldu ve iki ay önce kaybettik.”

17 Nisan 2019’da Meriç geçip Yunanistan’a giden oradan da Almanya’ya ulaşmayı başaran Sibel Tuz, eşi ve çocuklarıyla sonunda biraraya gelebildi. Şimdi bir yandan dil ve kültürünü öğrenerek Almanya’ya adapte olmaya çalışıyor diğer yandan da dördüncü çocuğunu büyütüyor.

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0