Bizimle iletişime geçiniz

Gündem

Ekrem İmamoğlu, İstanbul için 5 vaadini açıkladı

CHP'nin İstanbul Büyükşehir Belediyesi başkan adayı İmamoğlu, vaatlerini anlattı.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) başkan adayı Ekrem İmamoğlu seçim vaatlerini açıkladı.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun da katıldığı toplantıyla Ekrem İmamoğlu’nun tanıtım toplantısı gerçekleşti. Toplantıya Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), Milliyetçi Hareket Partisi (MHP), Halkların Demokratik Partisi (HDP), İyi Parti ve diğer siyasi partilerin il başkanları da davet edildi.

Kılıçdaroğlu’nun yaptığı konuşmanın satırbaşları şöyle:

“İstanbul’u yönetmek için bilgiye, birikime ve deneyime ihtiyaç var. Bu 3 özellik de Ekrem İmamoğlu’nda olduğu için onu aday gösterdik.

Yönetenlerin biz sana ihanet ettik dediği şehirdir İstanbul. Bunu onlara İstanbul itiraf ettiriyor. İstanbul, ihanet edilmemesi gereken bir kenttir, korunması gereken bir kenttir. Doğasıyla, deniziyle, ormanlarıyla…

“İNSANLAR HAYATLARININ ÖNEMLİ BİR KISMINI YOLLARDA GEÇİRMEMELİ”

İnsanlar hayatlarının önemli bir kısmını yollarda değil, çalıştıkları mekanlarda geçirmeliler. Sohbet etmeliler, hangi projeleri üretmeleri gerektiğini masaya yatırmalıdırlar. Hayatınızın önemli bir bölümünü trafikte geçirirseniz bunların gerçekleşme şansı yoktur.

“EĞER KUL HAKKI YEMEZSENİZ İSTANBUL’UN SERMAYESİ VARDIR”

İstanbul dünyadaki ender kentlerden biridir. İstanbul sıradan bir kent değil. Yönetecek kişinin kentli ile kavga etmemesi, bütün kenti kucaklaması lazım. Ekrem İmamoğlu kardeşimiz böyle bir yapıya ve karaktere sahip. Örnek Beylikdüzü. İstanbul’u seven ve İstanbul için çaba harcayan arkadaşımız.

Hangi para ile yapacaksınız diye soranlara şunu söylemek istiyorum: Eğer kul hakkı yemezseniz İstanbul’un sermayesi vardır. Dolayısıyla bunu Ekrem İmamoğlu arkadaşımız büyük bir yetkinlikle yerine getirecektir. Üreten ve istihdam yaratan bir belediyecilik.

“İSTANBUL’UN TAMAMINI KAYMAK TABAKA YAPSANA”

Kadıköy’ü, Sarıyer’i, Beşiktaş’ı ‘kaymak tabaka’ diye eleştirirler. İyi de kardeşim 20-25 yıldır İstanbul’u yönetiyorsun, bütün İstanbul’u kaymak tabaka yapsana.

Bütün İstanbul’u yaşanabilir bir kent haline getirmek İmamoğlu’nun sorumluluğundadır. O yapacaktır göreceksiniz. Bütün belediye başkanlarımdan iki şey istiyorum: Bir, yoksul mahallelere pozitif ayrımcılık; iki, harcadığınız her kuruşun hesabını millete vereceksiniz.”

“İSTANBUL ANKARA’DAN YÖNETİLEMEZ”

Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından sonra Ekrem İmamoğlu kürsüye geldi.

İmamoğlu’nun konuşmasından satır başları şöyle:

“Bu kent, içinde yaşayanların hayat kalitesini mahveden bir kabusa dönüştürüldü. Doğası tahrip edildi. Kaynakları hoyratça yağmalandı. İnsanları kapalı mekanlara hapsedildi. Ayrıştırıldı, kutuplaştırıldı. İstanbul böyle devam edemez. Böyle yönetilemez. İstanbul bu yolla bir dünya kenti olamaz. İstanbul bu yolla asla mutlu olamaz.

İstanbul 16 milyona yaklaşan nüfusuyla dünyanın en kalabalık 15. kenti. Gayrisafi milli hasılamızın neredeyse dörtte birini, ülkede toplanan vergilerin yüzde kırkını üretiyor. İstanbul, Türkiye ekonomisinin motor gücü. İstanbul durursa Türkiye durur.

Bu şehre kimi metropol diyor, kimi mega kent… Ama İstanbul bunların hiçbiri değil. İstanbul bir kentsel bölge. Tek odaklı değil, çok odaklı bir kentsel bölge… Bir havza… Avrupa’daki pek çok ülkeden büyük… İstanbul tek başına bağımsız bir ülke olsaydı, dünyanın ilk 25-30 büyük ekonomisi arasında yerini alırdı. Bu yüzden, İstanbul Ankara’dan yönetilemez; yönetilemiyor!

“İSTANBUL İRADESİ BAĞLI YÖNETİCİLER TARAFINDAN YÖNETİLEMEZ”

İstanbul, iradesi bağlı yöneticiler tarafından yönetilemez; yönetilemiyor! İstanbul eski model yöneticiler tarafından yönetilemez; yönetilemiyor! İstanbul günü birlik yönetilemez, yönetilemiyor! Bu şehir ancak genç, dinamik, yeni nesil bir yönetici tarafından yönetilebilir.

Ben İstanbul’u yeniden küresel iddia sahibi bir marka kent haline getirmek için adayım. İstanbulluların mutlu ve özgür olmaları için adayım. İstanbul’un ekonomisini büyütmek, iş olanakları yaratmak ve gençlerin yeniden umudu haline getirmek için adayım. İstanbul’u yaşanılır bir çevreye kavuşturmak, dünyanın yetenekli insanlarını ve kalıcı yatırımları çekecek bir cazibe merkezi yapmak için adayım.

İSTANBUL İTTİFAKI

Sandık başına gitmekten vazgeçmiş, ne yapsam olmuyor diyen, umutsuzluğa kapılmış tüm hemşerilerime buradan seslenmek istiyorum. Yok öyle şey! Birlikte çalışacağız ve birlikte kazanacağız. Zafer hepimizin olacak, başaracağız. Ben İstanbul gibi devasa bir kenti yönetmeye talipsem, hem de ‘İstanbul’u herkesten daha iyi ben yönetirim’ diye iddiamı yüreklice ortaya koyuyorsam, bunun nedeni benim etrafımda kendiliğinden oluşan ve her geçen gün çığ gibi büyümekte olan büyük İstanbul İttifakıdır…

Her siyasi görüşten insanın bir araya geldiği İstanbul İttifakıdır. İşte tüm bu insanların bana ve yaptıklarıma değer vermelerinden, sonsuz desteklerinden geliyor bu cesaretim…

Değerli İstanbullular, ben, bu kentin ömrü yollarda geçen çileli insanları, 5 yıl sonra karşıma çıksınlar ve ‘Trafikte sayende insan olduğumu hissettim’ desinler diye adayım.

İstanbul’la ilgili 5 büyük hedefimi, plan ve projelerimi uzun uzun sizlere anlatacağım.

Evet, 5 büyük somut hedefim var:

1. İstanbul’un ulaşım ve trafik sorununu çözmek.

2. İstanbul’daki kent yoksulluğu ile mücadele etmek ve pahalı yaşamı ucuzlatmak.

3. İstanbul’da doğru kentsel planlama ile çevre, imar ve deprem sorunlarını çözmek.

4. İstanbul’un işsizlik sorununu çözmek, yeni ekonomi ve yaratıcı endüstriler için İstanbul’u bir çekim merkezine dönüştürmek.

5. İstanbul’un yaşam kalitesini yükseltmek, kültür, sanat ve spor faaliyetlerini İstanbul’un tamamına yaymak.

Peki bunları nasıl yapacağım? 5 Temel yönetim anlayışıyla… Her şeyden önce bir Kent Anayasası’yla… Toplumsal uzlaşmayla yazacağımız yeni bir mutabakat belgesiyle. Kente özen ve insana saygıyla. Demokratik katılım ve ortak akılla. Sürdürülebilirlik ve inovasyonla. Yaşam kalitesi önceliği ile.

Kıymetli konuklar, sevgili İstanbul, belediyecilik, ‘insanı mutlu etme zanaatıdır’. Bu zanaatın erbabıysanız, her ölçekteki kentlerde insanları mutlu etmeyi kesinlikle başarırsınız.

Şimdi size tek tek yönetim felsefemizi anlatacağım. Neden Kent Anayasası diyoruz? İstanbul yolunu ve yörüngesini yitirdi. Hikayesini yitirdi. İstanbul’un şu anda bir yol haritası yok. İstanbul nereye gittiğini bilmiyor. Gecekonduların içinde gökdelenler yükseliyor. Kenti bu hale getirenler bile pişman ve pişmanlıklarını dile getiriyorlar. Kente ihanet ettik diyorlar.

Nüfusun nereye gideceğini kimse tahmin bile edemiyor. Oysa değerli dostlar, bizim 2050’de bile geçerli olabilecek bir vizyona ihtiyacımız var. Bu yüzden Kent Anayasası diyoruz. Kente ihanet edilmesin, uzun vadeli stratejik kararlar ortak akılla ve mutabakatla alınsın istiyoruz.

Dediğim dedik olunmasın, kentin ortak iradesi her şeyin üstünde olsun istiyoruz. İstanbul’un 2050 hedefini bilelim, 2050 yılına çocuklarımızı, gençlerimizi hazırlayalım. İşte bu yüzden İstanbul, Ankara’dan yönetilemez diyorum.

Neden kente özen ve insana saygı diyoruz? İstanbul gibi tarihiyle, coğrafyasıyla, kültürüyle, ekonomisiyle bir dünya kentini yönetmek her şeyden çok özenli olmayı gerektirir. İnsana değer veren, ayrımcılık yapmaksızın tüm İstanbullulara aynı ölçüde özen gösteren bir yönetim olursa, bu kentin insanları kendilerini değerli birer yurttaş gibi hisseder…

Ben demeyen, biz diyebilen, hepimiz diyebilen bir anlayış yönetime hakim olursa her birimiz kendimizi bu kentin sahibi olarak hissedebiliriz.

Dostlarım, ailelere destek vermeyi vadediyorum. Çocuklarımızı, gençlerimizi, üniversitelileri desteklemeyi vaat ediyorum. Engellilere ve yaşlılara şefkat elimizi uzatmayı, yoksul ve yoksun insanlarımıza saygı göstermeyi vaat ediyorum.”

AKP’nin İstanbul adayı kesinleşti: Binali Yıldırım

Gündem

90’lardan bugüne sadece arabanın markası ve rengi değişti

HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, 1990’lı yıllardan bugüne kaçırma olaylarında yalnızca araba markası ve renginin değiştiğine dikkati çekti.

BOLD – 1990’lı yıllardan bugüne birçok insan beyaz toros ile kaçırıldı. Birçoğu gözaltında kaybedildi. 15 Temmuz’un ardından da en az 32 insan siyah transporter ile kaçırıldı. Kaçırılanlardan Sunay Elmas, Ayhan Oran, Yusuf Bilge Tunç, Hüseyin Galip Küçüközyiğit’in akıbetleri bilinmiyor. En son İkitelli’deki işyerinin önünden kaçırılan Gökhan Güneş’ten kaçırılma anına dair kamera görüntüleri ortaya çıkmasına rağmen 5 gündür haber alınamıyor. Gökhan Güneş’in ablası Gülhayat Güneş görüştüğü bir müdürün kendisine “Gökhan’ı muhtemelen TEM almıştır. Birkaç güne bırakırlar” dediğini dün açıkladı.

“TAMAMEN 90’LI YILLARA DÖNÜLDÜ”

Kaçırılma olaylarını sık sık gündeme getiren ve Meclis gündemine taşıyan Hakların Demokratik Partisi (HDP) Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, yaşanan vahim tablonun Türkiye’deki hukuksuzluğun özeti olduğunu dile getirdi. 1990’lılardan bugüne kaçırılma olaylarında yalnızca araba markasının ve renginin değiştiğine değinen Gergerlioğlu, şunları söyledi: “Eski tas eski hamama dönülmüş. Devlet kurumlarında sadece kaçırılma olayları yok ki çıplak aramalar, işkenceler, darp edilmeler… Kendisini sorgulatmak istemeyen bir devlet aklı var. Hukuk devletinde olmaması gereken yöntemlerle insanların yaşam hakkı ellerinden alınıyor.”

Yaşanan olayların Türkiye’deki demokrasi ve hukuk açığından kaynaklandığını, bunun birçok insan hakları ihlalini de beraberinde getirdiğini dile getiren Gergerlioğlu, “Anti-demokratik bir ülke haline gelmiş durumdayız. Hukukun olmadığı devletler, polis devleti haline gelir. Polis devletinde de böyle hukuk dışı olaylar yaşanır. Mahkeme güya var ama insanlar gözaltına alınmadan kaçırılıyor. Tüm bunlar 1990’lı yıllarda Türkiye’de yoğun bir şekilde yaşandı. Devlet 1990’larda Kürt sorununu bastırmak için bu tarz illegal yollara başvurdu. Bu illegal yollarda hafızalara kazınan Beyaz Toroslar oldu. Beyaz Toroslar deyince insanlarımızın aklına araba markası değil, kaybedilen yakınları geliyor” dedi.

“İTİRAZ EDENİ MAHZENE İNDİRİRİZ”

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’nun Başbakan olduğu 2015 yılında Van’da, “Buralarda terör çeteleri dolaşacak, Beyaz Toroslar dolaşacak” açıklamasını hatırlatan Gergerlioğlu, “Başbakan olarak yaptığı bir konuşmayla devletin Beyaz Toroslarını kabul etmişti. Darbe girişimin ardından ilan edilen OHAL ile birlikte zor gücüyle 1990’lılara dönerim denildi. Şu anda tamamen 1990’lı yıllara dönüldü. Eski hadiseleri yaşamaya başladık” diye konuştu.

Yargı mekanizmalarının siyasallaştığına işaret eden Gergerlioğlu, gözaltı işlemleri yerine kaçırılma yöntemine başvurulduğuna dikkat çekti. Gergerlioğlu, neden bu yönteme başvurulduğunu ise şöyle açıkladı: “Birincisi; gözaltında uzun süre tutmaktır. İkinci neden ise ‘Bak itiraz etmeyin itiraz ederseniz; işte bak bir mahzene indiririz’ diyerek topluma gözdağı vermektir.”

Beş dakikada kamera görüntüleriyle tespit edilip bulunabilecek olayların her nedense araştırılmadığını ifade eden Gergerlioğlu, yetkililerden ise açıklamaların yapılmadığını söyledi. Kayıp yakınlarının yetkililere kendi elleriyle görüntüleri götürmesine rağmen yetkililerin bazı gizli devlet güçlerinin bu kişilerin kaçırıldığını düşündükleri için ilgilenmediğini ifade eden Gergerlioğlu, “Güneş olayına bakın, mesela olay değil, görüntüyü verenler hakkında soruşturma başlatılıyor. Demek ki kaybolanlar bulunmak istenmiyor. O yüzden ailelere ilk olarak ‘kamera görüntülerine ulaşın. Görüntüler kaybedilmeden çevredeki kamera görüntülerini bulun. Çünkü onlara bir şekilde kaybedilecektir’ diyorum. Ardından uluslararası kurumlarına başvurularını yapsınlar” diye seslendi.

“KİMLİK AYIRT ETMEYELİM”

Kaçırılma olaylarının toplumda travmatik yaralar bıraktığını dile getiren Gergerlioğlu, “Kaçırılma olaylarında kimlik ayırt etmeyelim. Herkes kendisine yakın olan kişinin peşine düşüyor. 1990’lı yıllarda Kürtlerin başına gelirken, kimsenin umurunda değildi Beyaz Toroslar. Toplum ‘bana yakın değil, bana ne’ derse kayıplar bulunmaz. Herkesi kendisine iğneyi batırması lazım. Toplum olarak ortak bir refleks geliştirmemiz lazım” çağrısında bulundu.

Kaçırılan Gökhan Güneş ile ilgili polisten itiraf: “TEM almıştır, birkaç güne bırakırlar”

Okumaya devam et

Gündem

Tayyip Erdoğan’ın Bip’ine psikolojik analiz yeteneği eklendi

Türkiye’de kamu personeli için kullanılması zorunlu hale getirilen ve AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın da resmen tavsiye ettiği ‘Bip’ mesajlaşma uygulaması, kullanıcıların mesajlarını inceleyerek anlık psikolojilerini analiz eden bir eklenti için patent başvurusu yaptı.

BOLD – WhatsApp’ın Gizlilik Sözleşmesi güncellemesi nedeniyle oluşan belirsizlik sonrası Türkiye’de hükumet tarafından “Bip” isimli mesajlaşma uygulamasının kullanılması tavsiye edildi. Cumhurbaşkanlığı hesabından Erdoğan’ın Bip kullanmaya başladığı duyuruldu. Bip, kamunun hakim ortağı olduğu Turkcell GSM operatörüne ait. Ardından kamu kuruluşları, çalışanlarına resmi yazıyla, görevleriyle ilgili gruplarda Bip kullanmaları yönünde talimat verdi. İlk olarak Cumhurbaşkanlığına bağlı kurumlar haberleşme gruplarını Bip’e taşıdılar, ardından Milli Savunma Bakanlığı’nın da BiP uygulamasına geçeceği duyuruldu. Öyle ki, öğretmen ve öğrenciler arasında daha çok pandemi döneminde kullanılan Whatsapp gruplarının da kapatılıp Bip’e geçilmesi yönünde resmi yazı gönderildi okullara.

Bip uygulaması, Whatsapp, Telegram ve Signal’le karşılaştırıldığında en çok kişisel veri toplayan uygulama olarak dikkat çekiyor. Bip’i indirenler ayrıca tüm bu verilerin devletle paylaşılabileceğini de kabul etmiş oluyorlar. Ancak Bip, daha ileri bir adım attı ve kullanıcıların psikolojik durumlarını, mesajlaşmaları yoluyla tespit edebilecek bir yazılım geliştirdi.

Bip’in sahibi konumundaki Turkcell şirketi, Türk Patent ve Marka Kurumu’na “Psikolojik durum analiz sistemi” ismini verdiği yazılımla ilgili patent başvurusu yaptı. Güvenlik alanıyla ilgili bilgiler veren Webtekno web sayfasının analizine göre Turkcell söz konusu patent başvurusu, Bip’in kişisel yazışmaları açık şekilde analiz edebileceğini gösteriyor. Bu durum da Bip’in tüm kişisel yazışmaları gördüğü anlamını taşıyor.

Patent başvurusunda şu ifadeler yer alıyor:

“Bu buluş, kullanıcıların mobil cihazları üzerinde kullandıkları mesajlaşma uygulamasındaki yazışmalardan doğal dil işleme ile duygu durumunun belirlenmesine ve belirlenen duygu durumuna göre kullanıcıya müzik önerisinde bulunulmasına imkan sağlayan bir sistem ile ilgilidir.”

HÜKUMET DİNLEME VE İZLEME YETKİSİNİ SÜREKLİ GENİŞLETİYOR

Türkiye’de son yıllarda dinleme ve izleme yetkisi her geçen gün genişletiliyor. Erdoğan’ın ilk adımı Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) yetkilerini genişletmek oldu. 2014’te MİT’e, hâkim kararı olmaksızın yurtdışında bulunan vatandaş olsun olmasın herkesi, yurtiçindeki tüm yabancıları ve ankesörlü telefonla görüşen herkesi dinleme yetkisi verdi. Muhalefet bu yetkiyi Anayasa Mahkemesine götürdü. Mahkeme Başkanı Zühtü Aslan “bu yetki polis devleti doğurur” demesine rağmen mahkeme oy çokluğuyla yasayı iptal etmedi. Mahkeme Başkanı Aslan muhalefet şerhinde, “Bu polis devleti uygulamasına yol açar. Demokrasiyi yok etme potansiyeli taşır” değerlendirmesi yaptı.

MİT’in yetkilerinin genişletilmesinin ardından, telefon dinlenmesi, teknik takip kararları, gizli soruşturmalarla ilgili yasalar değiştirildi. 2016’da Kanun Hükmünde Kararnameyle, dinlemeler hakim kararı olmaksızın sadece savcıların talimatıyla mümkün hale geldi.

İNTERNET TRAFİĞİNİ İZLEME YETKİSİ

Erdoğan Hükumeti’nin ikinci adımı internet trafiğine yönelik oldu. 2017 yılındaki düzenlemede de hakim kararını by-pass edecek şekilde yapıldı. Polise ve MİT’e internete ve abonelere ilişkin bilgilere mahkeme kararı olmaksızın erişme yetkisi verildi. İnternet operatörleri, servis sağlayıcılar ve server firmaları mahkeme kararı olmadan her türlü internet veri trafiğini polise açmak zorunda bırakıldı.

KAMU ÇALIŞANLARINA WHATSAPP YASAĞI

Bu adımların ardından muhalif kesimler başta olmak üzere hemen herkes Whatsapp kullanmaya başladı. Telefon görüşmelerinde GSM şebekeleri neredeyse hiç kullanılmamaya başlandı. Anamuhalefet Partisi Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Kemal Kılıçdaroğlu telefonunun dinlendiğini defalarca açıkladı. Kamu kurumları da kendi içlerindeki iletişimi Whatsapp üzerinden sürdürmeye başladı. Ancak son adımla kamu personeli Bip kullanmaya zorlanıyor.

Cumhurbaşkanlığı Dijital Dönüşüm Ofisi, kamu kurumlarının bilişim sistemlerindeki güvenlik risklerinin minimuma indirilmesini gerekçe göstererek, “Bilgi ve İletişim Güvenliği Rehberi” yayınladı. Kamu çalışanlarına yabancı mesajlaşma uygulamaları yasağı geldi ve kurumsal işlemlerde yerli mesajlaşma uygulamalarının kullanılması zorunluluk haline getirildi.

Okumaya devam et

Gündem

Oğuzhan Müftüoğlu’ndan Perinçek’in sözlerine tepki: Soytarılık

Türkiye devrimci hareketinin önde gelen isimlerinden Oğuzhan Müftüoğlu, Perinçek’in, “Deniz Gezmişler, Mahir Çayanlar benim emrimdeki kişilerdir” sözlerini “soytarılık” olarak niteleyerek, “Bence dengesiz bir insan. Aklının yerinde olduğunu düşünmüyorum” dedi.

BOLD – Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in “Deniz Gezmişler, Mahir Çayanlar benim emrimdeki kişilerdir” açıklamasına tepki gösteren Türkiye devrimci hareketinin önde gelen isimlerinden Oğuzhan Müftüoğlu, “Denizlerin, Mahirlerin böyle bir soytarılığa alet edilmesini doğru bulmuyorum” dedi.

68 GENÇLİK HAREKETİ LİDERİYDİM

Perinçek, partisindeki istifalar üzerine geçen günlerde katıldığı bir programda yaptığı açıklamalar esnasında, “Ben 1968 gençlik hareketinin lideriyim. Deniz Gezmişler, Mahir Çayanlar benim emrimdeki kişilerdir. Silahlı mücadele girişimi başlayınca, onların karşısına ben çıktım ama gene çıkarım” ifadelerini kullandı. Tepkiyle karşılanan ifadeler hakkında Türkiye devrimci hareketinin önde gelen isimlerinden, BirGün yazarı Oğuzhan Müftüoğlu, Hürriyet’ten Turan Yılmaz’a açıklamalarda bulundu.

AKLININ YERİNDE OLDUĞUNU DÜŞÜNMÜYORUM

“Denizlerin, Mahirlerin böyle bir soytarılığa alet edilmesini, ilgi çekmek için abuk sabuk konuşulmasını doğru bulmuyorum. Saçma sapan konuşmalar” diyen Müftüoğlu, “Bunlar ancak bir paranoyak, megolaman insanın söyleyebileceği şeyler. İlgi çekmek, hava atmak için mi söyleniyor? Pek de aklının yerinde olduğunu düşünmüyorum. Ben Dev-Genç’in 1970 öncesindeki merkez yürütme kurulu üyesiydim. Perinçek’in Dev-Genç’te herhangi bir görevi yoktu. Sonraki dönemdeki zigzaglarını herkes biliyor. Bence dengesiz bir insan. İzlediği siyasetin de solla bir ilgisi yok” dedi.

4 yılda tam 41 insan Türkiye cezaevlerinde kanser olup öldü

Okumaya devam et

Popular