Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

AKP’nin oy deposunda son durum: Sosyal yardım alan kişi sayısı 13 milyonu aştı

Türkiye'de sosyal yardım alan kişi sayısı 13 milyon 260 bin kişiye yükseldi.

Siyaset bilimciler ve araştırmacıların, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) sağladığı seçmen desteğinde en önemli etken gördüğü “sosyal yardımlar” hızla artmaya devam ediyor.

Türkiye’de sosyal yardım maaşı alan kişi sayısı 13 milyon 260 bin kişiye yükseldi.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, sosyal koruma harcaması 2017 yılında yüzde 13,7 artarak 382 milyar 639 milyon TL oldu. Bu harcamanın yüzde 98,1’ini (375 milyar 531 milyon TL) sosyal koruma yardımları oluşturdu.

EN BÜYÜK HARCAMA EMEKLİ VE YAŞLILARA

Sosyal koruma yardımlarında ise en büyük harcama 185 milyar 36 milyon TL ile emekli/yaşlılara yapılan harcamalar oldu. Bunu 103 milyar 77 milyon TL ile hastalık/sağlık bakımı harcamaları takip etti.

Sosyal koruma harcamalarının gayri safi yurtiçi hasıla (GSYH) içindeki payı 2017 yılında yüzde 12,3 oldu.  Sosyal koruma yardımlarının GSYH içindeki payı ise yüzde 12,1 olarak gerçekleşti.

Risk/ihtiyaç grupları bazında bakıldığında, emekli/yaşlılara yapılan harcamaların yüzde 6 ile en büyük paya sahip olduğu görüldü. Bunu, yüzde 3,3 ile hastalık/sağlık bakımı harcamaları ve yüzde 1,4 ile dul/yetim harcamaları takip etti.

YÜZDE 67’Sİ NAKDİ YARDIM

Sosyal koruma yardımlarının yüzde 9,1’i şartlı olarak verildi. Şartlı yardımlar içinde en büyük payı yüzde 37,7 ile aile/çocuk yardımları oluşturdu. Bunu yüzde 29,4 ile engelli/malül yardımları ve yüzde 16,1 ile hastalık/sağlık bakımı yardımları takip etti.

Sosyal koruma yardımlarının yüzde 67,4’ü nakdi olarak verildi

Nakdi yardımlarda en büyük payı yüzde 72,7 ile emekli/yaşlılara yapılan yardımlar oluşturdu. Bunu yüzde 17,6 ile dul/yetim yardımları ve yüzde 3,2 ile işsizlik yardımları takip etti.

Sosyal koruma gelirlerinin yüzde 38,1’ini devlet katkıları, yüzde 28,9’unu işveren sosyal katkıları ve yüzde 26,3’ünü koruma kapsamındaki bireyler tarafından yapılan sosyal katkılar oluşturdu.

13 MİLYON KİŞİ MAAŞ ALIYOR

Sosyal koruma kapsamında maaş alan kişi sayısı 13 milyon 260 bin kişi oldu

Ülkemizde sosyal koruma kapsamında maaş (emekli/yaşlı, dul/yetim ve engelli/malül maaşı)  alan kişi sayısı 2016 yılında 12 milyon 898 bin iken, yüzde 2,8 artarak 2017 yılında 13 milyon 260 bin kişiye yükseldi.

Sosyal koruma kapsamında emekli/yaşlı ve dul/yetim maaşı alan kişi sayısı 2016 yılında 12 milyon 62 bin iken, 2017 yılında 12 milyon 416 bin kişiye ulaştı.

(Kaynak TÜİK)

Zamlı asgari ücret 2018 rakamından 74 dolar daha az

BOLD ÖZEL

82 yaşında savunma yapamayan Alzheimer hastası Yusuf Bekmezci müebbetle yargılanıyor

Cemaat soruşturmaları kapsamında, 14 aydır cezaevinde tutulan 82 yaşındaki Yusuf Bekmezci’nin sağlık durumu her geçen gün kötüye gidiyor. Birçok hastalıkla mücadele eden Bekmezci, kaldığı koğuşta başkalarının yardımı olmadan ihtiyaçlarını karşılayamıyor.

BOLD ÖZEL – Zaruri ihtiyaçlarını bir başkasını yardımı olmadan karşılayamayan 82 yaşındaki Yusuf Bekmezci, kaldığı İzmir Buca Cezaevi’nde hayat mücadelesi veriyor. Babasının ilerleyen Alzheimer sebebiyle kendi başına ilaçlarını kullanamadığının altını çizen kızı Şeyma Bekmezci, “Babam orada ölüme sürükleniyor” diyerek endişesini dile getirdi.

CEZAEVİNİN EN YAŞLISI MÜEBBETLE YARGILANIYOR

Yusuf Bekmezci, cemaat soruşturmaları kapsamında İzmir’de gözaltına alınarak tutuklandı. Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla yargılanan ve ‘cezaevinin en yaşlısı’ sıfatıyla tutukluluğu devam eden Bekmezci 12 Mart’ta bir kez daha hakim karşısına çıkacak.

Uyku apnesi, yüksek tansiyon, Alzheimer, ileri derecede işitme kaybı ve prostat gibi birçok hastalığı olan Bekmezci’nin sağlık durumu her geçen gün kötüye gidiyor. Kalçasındaki protez sebebiyle merdiven kullanamayan Bekmezci, alt katta bulunan tuvalet ve banyoya giderken çok zorlanıyor.  Ayrıca uyku apnesi tedavisi  için cezaevi doktoruna müracaat etti. Cezaevinde yapılabilecek bir şey olmadığı belirtilerek nöroloji bölümüne sevki yapıldı. Ancak pandemi sürecinden dolayı hastaneye de gidemedi. Günlük 10 ayrı ilaç kullanması gereken Bekmezci’ye ilaçları da düzenli olarak verilmiyor.

ALZHEİMER HASTASI SAVUNMASINI YAPAMIYOR

Cezaevinde sağlık sorunlarıyla mücadele eden Bekmezci’nin Alzheimer hastalığı da ilerledi. Unutkanlığı  tetikleyen Alzheimer yüzünden de Bekmezci savunmasını yapamayacak durumda. Bir önceki duruşmada mahkeme heyetine “Efendim çok özür diliyorum anlatılanlardan çok net bir şey anlamadım, itirazım yoktur, hepinizi saygıyla selamlıyorum, hepimiz insanız, ben neden buradayım, onu dahi bilemiyorum, çok özür diliyorum” ifadelerini kullandı.

Babasının kendini savunmaktan uzak olduğuna dikkat çeken Bekmezci’nin kızı Şeyma Bekmezci “Babam kendini savunmuyor. Bize çok acı gelen tarafı da bu aslında. Alzhaimerin ilerlediğini mahkemedeki o ifadelerinde de görebiliyoruz.  Zaman zaman unutkanlıkları oluyor rahatsızlığından dolayı” dedi.

HEYET ÖNÜNE ÇIKARILMIYOR

Son olarak 25 Şubat’ta hakim karşısına çıkan Yusuf Bekmezci’nin tüm rahatsızlıklarına karşın tutukluluğuna devam kararı verildi. Yusuf Bekmezci’nin kızı Şeyma Bekmezci ise “Babamın hasta olduğuna dair rapor bir heyet tarafından rahatlıkla verilebilir. O raporu almak için dahi götürülmüyor. ‘Gerek yok’ deniliyor. Hakim, ‘Rapor alması gerekir.’ diye karar vermeyince gerek yok görülüyor. Dilekçeler de netice vermedi şimdiye kadar.” sözleriyle duruma tepki gösterdi.

12 Mart’ta yapılacak yeni duruşma öncesinde babasının sağlık durumunu değerlendiren Şeyma Bekmezci “Uyku apnesi gibi bir hastalığı var. Her an nefes duruveriyor. Prostat hastalığı var. O da  onu zorlayan bir hastalık. Çünkü gecede 5-10 defa kalkıyor ve merdivenlerden alt kata inip çıkıyor. Ağrısı, acısı var. Ama çok şikayet etmeyen bir insandır. Kalçasında bir protez var. O protez çok zorluyor onu. Yürürken, inip çıkarken aşırı zorluyor. Oturup kalkarken… Yani neresinden bakarsanız, o şartlarda yaşayacak bir insan durumu yok. Hepsinin ötesinde Alzheimer hastalığının olması, o zaten acı bir durum. Kendinin ne için orada olduğunu bilmiyor. O şartlarda her şey hep aynı, tekdüze bir yaşam olması hastalığını ilerletiyor” dedi.

“BABAM ÖLÜME SÜRÜKLENİYOR”

Şeyma Bekmezci, “Babam orada ölüme doğru sürükleniyor. Yani hiçbir şey yapılmazsa zaten 82 yaşında bir adam o zor şartlarda hastalıklarıyla ne kadar mücadele edebilecek. Yani ben onun için evine çıksın en azından, gerekirse ev hapsi verilsin, tedavileri yapılabilsin” sözlerini kullandı.

Babasına “terörist” denilmesini asla kabullenemeyeceğini belirten Bekmezci, “Benim babam 82 yaşında. Öyle bir hayat yaşadı ki… Çok dürüsttü, çok doğruydu. Hep helalinden kazandı. Yardımseverdi. Bir halk insanı babam benim. Terörist asla olamaz. Müebbet hapisle yargılanmasını gerektiren ne olabilir! Aklı ermiyor insanın. 82 yaşında bir insan. Ne yapabilir?” ifadeleri ile babasını anlattı.

“BABAM KIRGIN DEĞİL”

Şeyma Bekmezci’ye göre ağırlaştırılmış müebbet hapis ile yargılanan 82 yaşındaki babası kimseye kırgın değil. Babasının bu durumunu anlatan Şeyma Bekmezci “O hep Allah’a şükür ile yaşadı. Mesela kardeşim ziyaret ettiğinde ‘Senin için dua ediyorum’ dediğinde ‘Yalnızca benim için dua etmeyin bütün insanlık için dua edin. İnsanlığın huzuru için dua edin.’ diyor. Babamın gönlü insan sevgisi ile dolu. Milletine devletine aşık biri. Geçen ziyaretinde de, ‘Devletime milletime asla ihanet etmedim.’ ifadesini kullanmış”  dedi.

Şeyma Bekmezci: Babam elimizden kayıp gidiyor

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

AİHM Hizmet Hareketi gönüllülerinin yargılandığı 4 davada daha Türkiye’den savunma istedi

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, KHK’lı Yüksel Yalçınkaya’nın ardından Hizmet Hareketi gönüllülerinin yargılandığı 4 davada daha Türkiye’den savunma talep etti. Türk hükumetinden cemaat davalarında öne sürülen Bylock, Bankasya, dernek üyeliği, HTS kayıtları gibi delillerin hukukiliğini kanıtlaması istendi.

BOLD ÖZEL – AİHM, Yüksel Yalçınkaya’nın davasının ardından cemaat davalarında yargılanan Şaban Yasak, İbrahim Ürün, Gültekin Sağlam ve Sefer Çolakoğlu’nun başvuruları üzerine Türk hükumetinden detaylı savunma istedi. AİHM, davalarda sunulan Bylock, Eagle, Kakaotalk mesajlaşma programları, Bankasya, dernek üyeliği ve HTS kayıtları gibi delillerin hukuki olup olmadığını sorguladı.

AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin işkence yasağı, özgürlük ve güvenlik hakkı, adil yargılanma hakkı, kanunsuz ceza olmaz ilkesi, özel yaşam ve aile hayatına saygı, toplantı ve dernek kurma özgürlüğü, ve etkili başvuru hakkı maddeleriyle ilgili ihlal iddialarını Türk hükumetine tebliğ etti. Türk hükumeti, AİHM’nin sorularını 4 ay içerisinde cevaplamak zorunda. 

AİHM’DEN HÜKUMETE: BYLOCK HUKUKA AYKIRI MI ELDE EDİLDİ?

AİHM, 3 başvuruda Bylock’un elde ediliş şeklini, kullanıcılık iddialarını çürütmek için başvurucuya gerekli olanakların sağlanıp sağlanmadığını, bu verilerin güvenilirliğini ve yasal saklama süresi geçmiş internet trafik bilgilerinin kullanılmasının hukuki olup olmadığını sordu. Türk hukukunda dijital delillerin toplanmasını düzenleyen yasal hükümleri soran AİHM, yargının Bylock delillerinin elde ederken hukuka uygun hareket edip etmediklerini sordu. Hükumetten, Bylock verilerini savcılık makamlarına teslim etmeden önce, Milli İstihbarat Teşkilatı’nın tarafından elde edilen ham verilerin neler olduğu ve MİT’in bu verileri, başvuran dahil olmak üzere ByLock’un bireysel kullanıcılarını belirlemek için nasıl işlediğini açıklaması istendi.  Ayrıca adli kolluk yetkisi olmayan MİT’in dijital materyalleri ele geçirmesinin Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 134’ncü maddesine uygun olup olmadığı, MİT’in Bylock’la ilgili verileri hangi yasal temelde elde ettiğinin açıklanması istendi. Bylock’la ilgili verilerin bütünlüğünü, doğruluğunu ve tutarlılığını belirlemek için bağımsız bir uzman incelemesi yapılıp yapılmadığı da soruldu.

TERÖR SUÇU SORGULAMASI

Ayrıca AİHM, Hizmet hareketi gönüllülerinin yargılandığı davalarda TCK’nın 314’ncü maddesinde düzenlenen silahlı örgüt üyeliği suçunun maddi ve manevi unsurlarının oluşup oluşmadığını,  ulusal mahkemelerin bu suçun unsurlarının gerçekleşip gerçekleşmediğini usulüne uygun bir şekilde tespit edip etmediklerini sordu.

AİHM, gerçekleştirildiği tarihte suç oluşturmayan bankaya para yatırma, sendika ve derneklere üyelik gibi eylemlerin cezalandırmaya esas alınmasının kanunsuz ceza olmaz ilkesine uygunluğu kapsamında değerlendirecek.

AİHM, GÖZALTINDA KÖTÜ MUAMELEYİ SORDU

Yüksek lisans öğrencisiyken Çorum’da gözaltına alınıp tutuklanan ve 7 yıl 6 ay hapis cezası verilen Şaban Yasak’ın başvurusunda ise AİHM, gözaltındaki kötü muamele iddialarını sordu. AİHM, başvurucunun gözaltında aşırı kalabalık odalarda tutulmasının insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele teşkil ettiği şikayetini de Türk hükumetinin yanıtlamasını istedi.

AYM’YE ETKİLİ İÇ HUKUK YOLU İNCELEMESİ

İbrahim Ürün’ün başvurusunda Anayasa Mahkemesi’nin etkili bir iç hukuk yolu olup olmadığına cevap arayan AİHM, Anayasa Mahkemesinin AİHS’deki şikayetlere cevap vermediği iddiasını araştırmak için sorular yöneltti. AYM’nin başvuranın şikayetlerin doğru bir şekilde inceleyip incelemediğini soran AİHM, “AYM etkili bir iç hukuk yolu oldu mu?” diye sordu.

AİHM’den Cemaat davalarının seyrini değiştirecek hamle

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Üç kız kardeşin 8 Mart’ı: İkisi sürgünde biri ise tutsak!

15 Temmuz bahane edilerek ‘terörist’ suçlamasıyla yargılanan Dilek, Kader ve Sibel kardeşler, Türkiye’deki yüz binlerce insan gibi hukuksuzlukların mağduru oldu. İşten kovuldular, sürgün edildiler, hapse atıldılar…

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Dilek Dost, Kader Demirel ve Sibel Tuz’un hayatları 15 Temmuz 2016’dan sonra kabusa döndü. Dilek Dost, eşi tutuklu diye ilaç almaya gittiği eczaneden kovuldu. Sibel Tuz, hukuksuzluklar nedeniyle Türkiye’yi terk etmek zorunda kaldı. Üç üniversite mezunu ziraat mühendisi Kader Demirel ise İzmir Şakran Cezaevinde tutuklu…

DİLEK DOST: KOCASI TUTUKLU DİYE ECZANEDEN KOVULAN BİR KADIN

Dilek Dost.

Üç çocuk annesi 51 yaşındaki Dilek Dost, 18 ay hapis yattıktan sonra 7 Aralık 2017’de tahliye edilen eşinden 4 gün sonra İstanbul’da gözaltına alınıp Kahramanmaraş’a götürüldü. AKP hükümetinin kayyım atadığı, kapatılan derneklerde yöneticilik ve Maraş’ta bir kız yurdunun müdürlüğünü yaptığı için aranıyordu. Polis sorgusunda kendisine neden o yurtta çalıştığı soruldu. Gazete aboneliği, Bylock programını kullanması, Bank Asya’da parasının olması, kapatılan Lalegül Derneğine üyeliği, çocuklarını kapatılan okullara göndermesi gerekçe gösterilerek 7 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Bir hafta gözaltında kaldıktan sonra denetimli serbestlikle bırakılan Dilek Dost, ülkesinde hayat tutunmak için çok mücadele etti. Eşinin memleketi Giresun Tirebolu’da bir tekstil atölyesinde çalıştı. O dönemde asgari ücret 1700 TL olmasına rağmen, işvereni tarafından büyük bir haksızlığa ve ayrımcılığa maruz kaldı. Sırf eşi tutuklu olduğu 1000 TL maaşla çalışmaya razı oldu. Akrabalarının lokantasında çalışırken de ucuz iş gücü muamelesi gördü. Eşi tutuklu olduğu dönemde bir süre İstanbul’daki babasının evinde yaşayan Dilek Dost, bir ihracat firmasında 40 kişiye aşçılık da yaptı.

“KIRK KİŞİ SİZE HAKİMLİK, SAVCILIK YAPIYOR”

Atatürk Üniversitesi Muhasebe bölümünden mezun olan Dilek Dost’un çevresinden gördüğü baskı ise dayanılmazdı. O günleri şöyle anlatıyor: “Eşim içeride ama bana kırk kişi hakimlik, savcılık yapıyor. Herkes soruyor, cevap veriyorsunuz ama asla tatmin olmuyorlar. Kapatılan kurumlarda çalıştığımız, çocuğumuzu okula verdiğimiz ve bankaya para yatırdığımız için bunları yaşıyoruz. ‘Beni niye almıyorlar, demek ki bir şey yaptınız’ diye bakıyorlar. Hapisteki insan bir savcıyla, bir hakimle muhatap, dışardaki insan herkese ifade veriyor.”

Dilek Dost’un ilaç almaya gittiği bir eczanede yaşadığı daha da korkunç: “Ben tansiyon ve şeker hastasıyım. O dönem eşimin memleketi Tirebolu’dayım. İlaçlarım için her ay bir eczaneye gidiyordum. Eczacı ‘neden yazdırmıyorsunuz’ diye sordu. Sosyal güvencemiz olmadığını söyledim. Birkaç kez böyle sordular. En sonunda eşimin içeride olduğunu söyledim. Bana ne dedi biliyor musunuz? ‘Abla ilaçlarını bir dahakine başka bir eczaneden al. Size yaşam alanı tanınmayınca mecburen ülkenizden ayrılmayı düşünüyorsunuz.”

KADER DEMİREL: BİR FABRİKATÖRÜN EVİNE TEMİZLİĞE GİDEN 3 DİPLOMALI KADIN

Kader Demirel.

Dilek Dost’un bir küçüğü olan 48 yaşındaki Kader Demirel, 8 Aralık 2020’de İzmir’de GBT kontrolünde “kaçma şüphesiniz var” denilerek tutuklanıp Şakran Cezaevine gönderildi. O da tıpkı ablası gibi aynı nedenlerle yargılanmış ve 6 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. Dosyası Yargıtay’da bulunan Demirel, eşi tutukluyken karşısına çıkan her zorlukla mücadele etmiş, ama kimseye derdini anlatamamıştı.

Atatürk Üniversitesi Ziraat Mühendisliği mezunu olan Kader Demirel, daha sonra iki yıl sosyoloji ve ilahiyat okudu. Kütahya Sosyal Hizmetler İl müdürü olan eşi tutuklanınca her şeyi bir kenara bıraktı. Önce, saati bulaşıkçılık yapmak için görüşme gitti. Onun da eşinin tutuklu olmasını öğrenen iş sahibi fırsatçılık yapıp saatine bir saat bulaşık yıkaması karşılığında 3 TL verdi. O kapıdan boş dönen Kader Demirel, bir fabrikatörün evine temizliğe gitmeye başladı. 15 Temmuz’un hemen ardından tutuklanan eşi 4,5 yıl hapis yattıktan sonra denetimli serbestlikle bırakıldı ancak bu kez 3 ay önce kendisinin cezaevi süreci başladı.

SİBEL TUZ: “SUÇLU OLSAM BEN GİDİP KENDİM TESLİM OLURUM”

Sibel Tuz ve Dilek Dost, artık Almanya’da yaşıyor ve yeni hayatlarına alışmaya çalışıyorlar.

Üç kız kardeşin en küçüğü Sibel Tuz (41), Atatürk Üniversitesi’nde Tıbbi Laboratuvar bölümünden mezun olduktan sonra 2016’ya kadar İstanbul’daki Beyaz Çizgi Derneği’nde çalıştı. Önce Haziran 2016’da dernek kapatıldı. O da ablaları gibi dernekte çalıştığı için, gazeteye abone kampanyaları düzenlediği için terör örgütü üyesi olduğu iddia edilince ülkesinden ayrılmaya karar verdi. Ama bunu hemen yapamadı. Çocuklarının pasaportu yoktu. 15 Temmuz’dan sonra önce eşi Afrika’ya gitti. Kendisi İstanbul’da, 1, 3 ve 5 yaşlarındaki üç çocuğuyla, kimi zaman annesinin kimi zaman ablarının desteğiyle hayatta kalmaya çalıştı.

Sibel Tuz o günlerin çok zor geçtiğini anlatıyor: “Yaşadıklarımı imtihanım olarak görüyorum ama yapılan haksızlıkları da kabul edemiyorum. Benim bir hatam, suçum olsa zaten vicdanım rahat etmez gidip kendim teslim olurum. Cezam neyse çekerim. Ama hiçbir şey yapmamışsınız, kimseye zarar vermemişsiniz, size bir ceza kesiliyor. Tabi ki bu kabul edilecek bir şey değildi. Ülkemle vedalaşamadan, son bir kez bakamadan Meriç’i geçmek zorunda kaldık. Ya nehri geçip hayatta kalacaksın, ya ölümle burun buruna geleceksin ya da özgürlüğünden mahrum olacaksın. Yıllarca üç seçenek arasında yaşamaya mecbur bırakıldık. Çocuklarıma dedeleri pasaport çıkarttı. Onlar aile birleşimiyle Almanya’ya geldi. 60-70 yaşındaki anne-babamız çok yıprandılar, beklediler, ağladılar, yol gözlediler. Yaşadığımız sıkıntılarda hep yanımızda olan babamız stresten kanser oldu ve iki ay önce kaybettik.”

17 Nisan 2019’da Meriç geçip Yunanistan’a giden oradan da Almanya’ya ulaşmayı başaran Sibel Tuz, eşi ve çocuklarıyla sonunda biraraya gelebildi. Şimdi bir yandan dil ve kültürünü öğrenerek Almanya’ya adapte olmaya çalışıyor diğer yandan da dördüncü çocuğunu büyütüyor.

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0