Bizimle iletişime geçiniz

Gündem

17 Aralık Yolsuzluk Operasyonu’nun 5’nci yıldönümü: Hırsızlar dışarıda, polisler hapiste!

17/25 Aralık 2013 Yolsuzluk Soruşturması’nda polisin arama yaptığı evlerde para sayma makineleri, para kasaları ve milyonlarca dolar bulundu.

Ayakkabı kutuları, para sayma makineleri, rüşvet trafiğinin kayıtlarıyla, dünyanın en net ve delilli yolsuzluk operasyonunun beşinci yıl dönümündeyiz.

17/25 Aralık 2013 Büyük Yolsuzluk ve Rüşvet Operasyonu’nun üzerinden 5 yıl geçti.

Cumhuriyet Savcıları Mehmet Yüzgeç ve Celal Kara tarafından başlatılan ve dönemin İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili Zekeriya Öz tarafından koordine edilen operasyonla siyaset içerisindeki kirli rüşvet ağını ortaya çıkardı.

4 BAKAN VE HALKBANK GENEL MÜDÜRÜ GÖZALTINA ALINDI

Aralarında eski İçişleri Bakanı Muammer Güler’in oğlu Barış Güler, eski Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’ın oğlu Salih Kaan Çağlayan, eski Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın oğlu Abdullah Oğuz Bayraktar, eski Halkbank Genel Müdürü Süleyman Aslan, işadamları Ali Ağaoğlu ve Reza Zarrab’ın da yer aldığı 89 kişi gözaltına alındı ve 26’sı tutuklandı.

Yolsuzlukla suçlanan 4 bakan istifa etmek zorunda kalırken, operasyonu yapan hakim, savcı ve polisler ise önce görevlerinden alındı ardından birçoğu tutuklandı.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) milletvekilleri tarafından soruşturma engellenirken, savcılık da 17 Aralık dosyası hakkında takipsizlik kararı vererek rüşvet iddialarının üstünü örttü.

5 yılın ardından 17/25 Aralık’ın kısa tarihçesi.


BAHŞİŞİ PEŞİN VEREN ADAM YA DA HAYIRSEVER İŞADAMI

İran asıllı işadamı Reza Zarrab’ın örgüt lideri olarak gösterildiği suç şebekesinin, bakanların yardımıyla kara para aklama, rüşvet, görevi kötüye kullanma, ihaleye fesat karıştırma, altın kaçakçılığı gibi birçok suç işlediği tespit edildi.

Zarrab’ın rüşvet trafiğini kontrol ederken söylediği “O….u ile memurun bahşişini peşin vereceksin.” sözü dönemin sembolü oldu. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve AKP’ye yakın medya ise Reza Zarrab için “hayırsever iş adamı” tanımıyla savunma hattını kurdu.

RESA ZARRAB’A İHRACAT ÖDÜLÜ VERDİLER

2015 yılında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da katılığı bir törende, dönemin Ekonomi Bakanı Namık Zeybekçi ve dönemin Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’un elinden ödül alan Zarrab, 19 Mart 2016’da tatil için gittiği Amerika Birleşik Devletleri’nde tutuklandı.

İran ambargosunu delmek ve kara para aklamak suçlamasıyla hakkında 135 yıl hapis cezası istenen Zarrab suçlamaları kabul etti.

Rüşvet ağından başta dört bakan olmak üzere devletin en yetkili kişilerinin de bilgisi olduğunu belirten Zarrab, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı da rüşvet verdiği kişilerin başında saydı.

Zarrab, Erdoğan ve medyası tarafından “Hayırsever İş Adamı” nitelemesinden çıkartıldı ve vatan haini hatta İran ajanı denmeye başlandı.

Memur Teoman olarak anılan Gümrük Muhafaza memuru Teoman Coşkun Dudak.

RÜŞVETİ KABUL ETMEYEN MEMUR TEOMAN SÜRÜLDÜ

Zarrab’ın Erdoğan’dan bakanlarına kadar kurduğu rüşvet çarkı, işlediği uluslararası suçlar için Türkiye içinde kendisine güvenlik duvarı oluşturmuştu.

Telefon dinlemelerinde İçişleri Bakanı Muammer Güler, Reza Zarrab’a dokunulmazlık garantisi verirken “Önüne yatarım Reza.” sözlerini sarfetmişti. AKP Hükümeti için dokunulamaz Zarrab’a, dokunanlar ise devlet içerisindeki dürüst memurlardı.

Zarrab’ın altın kaçakçılığı işini İstanbul Atatürk Havalimanı’nda görev yapan Gümrük Müdür Yardımcısı Teoman Coşkun Dudak ilk yakalayan isimdi.

Gana’dan getirilen 64,5 milyon dolar değerindeki 1.5 ton kaçak altının sahte belgelerle ülkeye sokulmaya çalışıldığını fark eden Dudak, tutanakla kaçakçılığı tescillemişti.

TUTANAĞI BAKIRKÖY SAVCILIĞI’NA TESLİM ETTİ

Reza Zarrab’ın tüm rüşvet tekliflerini geri çeviren Dudak daha sonra Bakırköy Cumhuriyet Savcılığı’na tutanağı teslim ederek suç duyurusunda bulunmuştu. Dudak’ın tutanağı sonrası Zarrab’ın şirketine 57 milyon lira para cezası kesildi.

Doğruluğu Zarrab tarafından onaylanan ses kayıtlarında Zarrab, Dudak hakkında, “Teoman’a neler yaptım, ne vaatler ne şeyler. Yok yok adam almıyor.” ifadedelerini kullanmıştı.

Kamuoyu bu ses kaydından sonra Dudak’a “Memur Teoman” ismini taktı. Memur Teoman dürüstlüğünün bedelini Gaziantep’e sürgün yiyerek ödedi.


AYAKKABI KUTULARI, SAATLER, PARA SAYMA MAKİNELERİ

Dönemin bir diğer sembolü ise ayakkabı kutuları oldu. Polis fezlekelerine göre dönemin Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’ın Reza Zarrab’tan toplam 52 Milyon Dolar rüşvet aldığı ortaya çıktı.

Zarrab tarafından Çağlayan’a verilen 720 bin Lira değerindeki lüks marka saat 17 Aralık soruşturmasının en çok konuşulan konularından biri oldu.

Zarrab hakkında ABD’de açılan davada da Zafer Çağlayan kara para aklama ile suçlandı. Ardından ABD’de hakkında tutuklama kararı çıkarıldı.

MUAMMER GÜLER’İN OĞLUNUN EVİNDEN 7 PARA KASASI ÇIKTI

17 Aralık dosyasında adı geçen bir diğer bakan ise eski İçişleri Bakanı Muammer Güler’di. Güler’in oğlunun evinden 7 para kasası, 1 para sayma makinesi ve 1,2 milyon lira para çıktı.

Toplam 10 milyon lira rüşvet aldığı tespit edilen Güler bunun karşılığında Zarrab’ın trafikte geçiş üstünlüğü kartı ve koruma polisi almasını sağladı.

Dönemin Avrupa Birliği’nden sorumlu Devlet Bakanı Egemen Bağış’ın ise rüşvet karşılığı Zarrab için vatandaşlık işlemleri yaptığı belirlendi. Bunun karşılığında çikolata kutusunda 500 bin dolar aldı.

Rüşvet ve kara para aklama çarkının ana merkezi olan Halkbank’ın genel müdürü de gözaltındaydı.

Genel Müdürü Süleyman Arslan’ın evindeki ayakkabı kutuları içerisinden 4,5 milyon dolar para çıktı. Arslan paraların İmam Hatip yapılmak için topladığı bağış paraları olduğunu söyledi.

HALKBAN GENEL MÜDÜR YARDIMCISI’NA ABD’DE 32 AY HAPİS CEZASI

Soruşturma ‘kumpas’a çevrilince paraları geri alan Arslan hakkındaki soruşturma ABD’ye de sıçradı.

Zarrab’ın itiraf etmesi sonucu Çağlayan’ın yanı sıra Süleyman Arslan hakkında da ABD’de tutuklama kararı çıkarıldı. Arslan’ın yardımcısı Mehmet Hakan Atilla da aynı dosya yüzünden ABD’de tutuklanarak kara para aklama ve ambargoyu delmek suçlamasıyla 32 ay hapis cezasına çarptırıldı.

17 Aralık 2013 operasyonunu İstanbul Emniyet Müdürlüğü Mali Şube Müdürü Yakup Saygılı yönetmişti.

“BAŞBAKAN İSTİFA ETMELİ”

Konunun imar yolsuzluğuna bakan kısmında ise sıradışı gelişmeler yaşandı.

Hazine arazilerini usülsüz şekilde imara açan Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, NTV canlı yayınında istifa ederek sorumlunun dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan olduğunu ilan etti: “İmarlık plan ve projelerinin yönlendirme görevini Başbakan Erdoğan’ın emriyle yaptım. Bundan ötürüdür ki, milletvekilliğimden ve bakanlığımdan istifa ettiğimi ilan ediyorum. Başbakan’ın bu vatanı ve milleti rahatlatması için istifa etmesi gerektiğini düşünüyorum.”

Operasyonun diğer bir ayağında ise Bayraktar’ın oğlu, işadamı Ali Ağaoğlu ve Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir’in de içinde bulunduğu 22 şüpheli inşaat patronunun ismi yer aldı.

Bu isimlerin rüşvet karşılığında önemli projelerin imar ruhsatı sorunlarını çözdüğü iddia edildi.

RÜŞVET VE YOLSUZLUĞU ORTAYA ÇIKARMANIN BEDELİ

Hükümet, büyük yolsuzluk operasyonunu engellemek için devlet düzenini tamamiyle değiştirdi. Başbakanlık Müsteşarı Efgan Ala’nın, yeni İstanbul Emniyet Müdürü’ne söylediği “Mahkeme kararını yırt çöpe at!” sözleri yeni düzenin sembolü oldu.

Mahkeme kararları uygulanmadığı gibi, yolsuzluk operasyonunu yapan bütün kadro görevden alındı.

Başlangıç İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın’la oldu. Mali Suçları Araştırma Komisyonu Başkan Yardımcısı Faruk Elieyioğlu de operasyonu gizlediği gerekçesiyle görevden alındı.

ZEKERİYA ÖZ, BOLU’YA SÜRÜLDÜ

Operasyonun savcısı Zekeriya Öz, Bakırköy Başsavcıvekilliği’ne gönderilerek soruşturmadan uzaklaştırıldı.

Ardından çıkarılan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) kararnamesi ile Bolu’ya sürüldü. Soruşturmayı yürüten Celal Kara ve Mehmet Yüzgeç de dosyadan alınarak pasif görevlere verildi.

Eş zamanlı olarak Başta İstanbul ve Ankara olmak üzere birçok ilde emniyet mensubunun görev yeri değiştirildi. 15 ilin Emniyet müdürü ve bir Emniyet Genel Müdür Yardımcısı görevden alındı. Başsavcı ve başsavcı vekilleri sürüldü.

Operasyonun ana yürütücüsü olan İstanbul Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ise hükümetin hedef noktası oldu. Şube Müdürü Yakup Saygılı, yardımcıları Yasin Topçu ve Başkomiser Mehmet Akif Üner dahil onlarca Emniyet mensubu tutuklandı.

17 Aralık Yolsuzluk Soruşturması’nı kapatan savcı Ekrem Aydıner.

SORUŞTURMAYI KAPATMA GÖREVİ

Soruşturmayı kapatma göreviyle yeni atanan Savcı Ekrem Aydıner, 17 Aralık Rüşvet ve Yolsuzluk soruşturmasına takipsizlik kararı vererek dosyayı kapattı. Takipsizlik kararına yapılan itiraz da reddedilerek adli yönden üstü örtülmüş oldu.

Meclis ayağında olayın üstünü örtmek ise çok uzun sürmedi.

İstanbul Mali Suçlar Şube Müdürlüğü amirleri Silivri Cezaevi’nde “volta” atarken…

17 ARALIK’TAN GERİYE KALAN: HIRSIZI YAKALAYAN POLİSLERE MÜEBBET

İstifa etmek zorunda kalan 4 bakan hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 15 kişilik soruşturma komisyonu kuruldu.

5 Ocak 2015 tarihinde yapılan oylamada 9 AKP’li üyenin araştırma teklifine red oyu vermesi üzerine dosyanın Yüce Divana gitmesi engellendi.

17 Aralık Soruşturmasından geriye, halen cezaevinde olan onlarca dürüst memur kaldı. Hâkim, Savcı, Emniyet Müdürü, polis ve memurlardan oluşan onlarca kamu görevlisi halen Silivri Cezaevi’nde.

Yakup Saygılı ile Kazım Aksoy’un da aralarında bulunduğu 10 eski Emniyet amiri “hırsızlığı ortaya çıkardıkları için” müebbet hapis cezasına çarptırıldı.

25 Aralık’ın savcısı Muammer Akkaş o sabah yaşananların perde arkasını anlattı

Gündem

Açlık sınırı 2 bin 719 TL’ye yükseldi

Türk-İş’in her ay açıkladığı araştırmaya göre dört kişilik bir ailenin açlık sınırı bu ay 2 bin 719 liraya yükseldi. Aynı araştırmaya göre yoksulluk sınırı ise 8 bin 856 lira oldu.

BOLD – Mutfakta büyüyen yangın Türk-İş’in açlık sınırı araştırmasına da yansıdı. Araştırmaya göre dört kişilik bir ailenin sadece sağlıklı bir şekilde beslenmesi için harcaması gereken para, yani açlık sınırı bu ay 2 bin 719 TL oldu.

Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (Türk-İş), Türkiye’deki “açlık” ve “yoksulluk” sınırlarıyla ilgili periyodik araştırmasının şubat ayı sonuçları, ülkede yaşanan ekonomik kriz ve Covid-19 salgınının büyüklüğünü de ortaya koydu.

TÜRK-İŞ: MUTFAK ENFLASYONU YÜZDE 20,4

Cumhuriyet’te yer alan araştırmaya göre, 2021 Şubat ayında dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarı (açlık sınırı) 2 bin 719 TL lira. Bu kapsamda açlık sınırını ifade eden mutfak enflasyonu aylık bazda yüzde 2.5, yıllık bazda yüzde 20.4 arttı.

Gıda harcaması ile birlikte giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarı ise (yoksulluk sınırı) 8 bin 856 TL oldu.

ASGARİ ÜCRET SADECE GIDAYA YETİYOR

Ayrıca açlık sınırı geçen aya göre 67 lira, Şubat 2020’ye göre 462 lira arttı. Yoksulluk sınırı ise geçen aya göre 218 lira ve geçen yıl şubat ayına göre 1503 lira yükseldi. Dört kişilik ailenin günlük gıda harcamasının 90 TL’yi aştığı belirtilen Türk-İş açıklamasında, işveren ve hükumet tarafından oyçokluğuyla belirlenmiş olan asgari ücretin net 2 bin 826 lira olduğu da hatırlatıldı.

Okumaya devam et

Gündem

Yoksulluk intiharları 2 yılda yüzde 38 arttı

İntihar rakamları korkutuyor. AKP döneminde intihar vakaları yüzde 48 arttı. Sadece ekonomik sebepler yüzünden yaşanan intiharlarda 2017-2019 arasında yüzde 38 artış yaşandı. İstatistiklere göre her hafta 65 kişi intihar ediyor.

BOLD – CHP Genel Başkan Yardımcısı Gamze Akkuş İlgezdi, AKP iktidarı, Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ve bozulan ekonomi ile artan intihar oranlarına ilişkin bir rapor hazırladı. Rapora göre her hafta 65 kişi farklı sebeplerle intihar ediyor.

AKP İKTİDARINDA İNTİHAR OLAYLARI ARTTI

Cumhuriyet gazetesinde yer alan raporda, “AKP iktidarında intihar vakalarında yüzde 48 artış yaşandı. Tek adam sisteminde her hafta en az 65 yurttaş yaşamına son verdi. Ekonomik gerekçelerle intiharlar 2017-2019 döneminde yüzde 38 arttı” tespitlerine yer verildi.

Raporda yer alan bilgilere göre AKP iktidarında intihar olaylarında yüzde 48 artış yaşandı. 2002’de 2 bin 301 kişi çeşitli sebeplerle yaşamına son verirken, bu sayı 2019’da 3 bin 406’ya yükseldi. Her 10 kişiden 4’ünün neden intihar ettiği bilinmiyor. Raporda bu ölümler için “Başka bir ifadeyle Türkiye’deki intiharların yüzde 42’si faili meçhul” ifadesi kullanılıyor.

CUMHURBAŞKANLIĞI HÜKUMET SİSTEMİNDE HER GÜN 65 İNTİHAR

Raporda Cumhurbaşkanlığı hükumet sistemi dönemi ayrı olarak ele alındı. Rapora göre yeni sistemde her hafta 65 kişi intihar ediyor. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçiş yapılan 2017-2019 yılları arasında 9 bin 916 kişi intihar etti. Bu sayı 2002-2019 yılını kapsayan AKP iktidarındaki toplam 53 bin 425 intihar sonucu ölümlerin tek başına yüzde 19’unu oluşturuyor.

EKONOMİK GEREKÇELERLE İNTİHARLARDA ARTIŞ VAR

2002-2019 arasında geçim zorluğu nedeniyle hayatına son veren 4 bin 801 kişi varken, bu intiharların yüzde 17’sine tekabül eden 798’i 2017-2019 yıllarında yaşandı. Ekonomik kriz nedeniyle intihar eden kişi sayısı 2017-2019 yılları arasında yüzde 38 arttı. 2017’de 232 kişi ekonomik gerekçelerle hayatına son verirken bu sayı 2019’da 312’ye yükseldi. Yalnızca basına yansıyan, son 10 günde 10’dan fazla intihar haberi var. Pandemide her gün gelen intihar haberleri 2020 verilerinde intihar olaylarının daha yüksek olacağına işaret ediyor.

Okumaya devam et

Gündem

Aşı savaşları: Hibe aşıya ödenen 12 milyon doların faturası bulundu

Hibe aşıda aracı firmaya 12 milyon dolar ödendiği iddiasında tartışma büyüyor. CHP Milletvekili Murat Emir, Çin’den alınan Sinovac aşısı için aracı firma Keymen’e sadece ilk parti için 12 milyon dolar ödendiğini faturalarıyla birlikte açıkladı. İktidar ile muhalefet arasında başlayan aşı savaşında taraflar ne diyor?

BOLD – İktidarın inkar ettiği 1 milyon hibe aşı için aracı firmaya 12 milyon dolan ödendiği iddiasında şimdi de faturalar ortaya çıktı. CHP Ankara Milletvekili Murat Emir, yaptığı basın toplantısında iddia edilen 12 milyon dolarlık ödemenin faturalarını gösterdi.

İDDİA: HİBE AŞININ PARASINI ARACI FİRMA DEVLETTEN ALDI

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun grup toplantısında gündeme getirdiği iddiaya göre Çin’li firma, Kovid-19 aşısı Snovac’tan Türkiye’ye 1 milyon doz hibe etti. Ama distribütörü olan firma 1 milyon doz ücretsiz aşıyı DMO’ya fatura etti. Yani, üretici firmanın devlete bedelsiz verdiği aşıyı üretici firma fatura ederek devletten 12 milyon dolar para aldı.

Kılıçdaroğlu’nun grup toplantısındaki açıklaması şu şekildeydi: “9 Şubat 2021 tarihine kadar, 10 milyon 162 bin 123 doz aşı getirildi, bunlar için Devlet Malzeme Ofisi Keymen firmasına 121 milyon 945 bin 476 dolar para ödedi.” Buradaki soru şu, Aralık 2020 tarihinde Esenboğa Gümrüğünden geçiyor aşılar gümrükten geçen 1 milyon 342 bin 298 doz aşı gümrükten Keymen tarafından çekiliyor. Buradaki önemli nokta şu, gümrükteki beyana göre 1 milyon doz aşı için ücret alınmıyor. 1 milyon doz aşı ücretsiz, yani 12 milyon dolarlık aşı ücretsiz verilmiş. Sayın Bakan’a ve Erdoğan’a soruyorum, ücretsiz olarak ithal edilen 1 milyon doz aşı Devlet Malzeme Ofisi’ne her dozu 12 dolardan fatura edildi mi, edilmedi mi? Ücretsiz olduğu beyannamesinde var.”

GÜMRÜK BELGESİNE GÖRE 1 MİLYON AŞI ÜCRETSİZ

ANKA’nın haberine göre Kılıçdaroğlu’nun bu açıklamalarının ardından Çin’den gelen 1 milyon doz koronavirüs aşısının ücretsiz olduğunu gösteren gümrük belgesi de ortaya çıktı. Esenboğa Gümrük Müdürlüğü’nün 30 Aralık 2020 tarihinde düzenlediği beyannamede “1.000.000 ADET (UNIT)” ifadesinin karşısında 12 milyon dolar yazıyor ve beyannamenin devamı “12.000.000,00 USD BEDELSİZDİR.ARACI” deniyor.

KOCA: AKILLA İZAHI VAR MI?

Kılıçdaroğlu’nun iddialarına Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’dan cevap geldi. Koca iddiayı “Aşı savaşının olduğu dünyada üretici firma bir ülkeye aşıyı bedava bağışlar mı? Bunun akılla izahı var mı?”  sözleriyle yalanladı.

İddiaları üretici firmaya sorduklarını ve aldıkları cevabı anlatan Koca “Firmanın bize cevabı; Bu aşıyla ilgili buradaki amaç siz bizden teminat istediğiniz için biz teminatı sağlayamamıştık, bu nakit akış yönetimini sağlamak için biz distribütörümüz olan Sinovac firmasını temsil eden firmaya biz bedelsiz olarak verdik, ama biz sizden ücretini olduğu gibi aldık. Bunu kim söylüyor? Üretici firma. Hani üretici firma Türkiye Cumhuriyeti’ne bağışlamıştı? Ayrıca bununla ilgili de vergileri dahil olmak üzere kurumlar vergisi dahil olmak üzere beyanı ve ödemesi yapılmış, vergiyle ilgili sorun yok. Bizim de verdiğimiz parayı firma ‘ben aldım’ diyor” ifadelerini kullandı.

SAĞLIK BAKANI ARACI FİRMA İDDİALARINI DA YALANLADI

‘Aracı firma’ iddiaları hakkında da konuşan Koca, “Bir diğer konu, ısrarla aracı var mıydı, yok muydu? Biz devlet olarak Sinovac firmasıyla görüşmeler yaptık. Bu firmanın 10 yıldan fazla süredir tek distribütörü var. Bu firmanın Türkiye’deki ayrıca yetkilisi. Hem tek distribütörü hem tek yetkilisi. Dolayısıyla biz bütün görüşmeyi Sinovac firmasıyla yaptık. Hiçbir şekilde aracı firmaya zerre kadar 1 kuruş ilave verilmemiştir.

Bu nasıl bir ticari yaklaşım? Biz aşıda firmanın kendisiyle direk yaptık. Türkiye’deki distribütörü daha önce bu belgeyi sunmuştum. Firma o zaman da ifade etmişti. Görüşmeler bizimle yapıldı, Sağlık Bakanlığı pazarlık sürecini bizimle götürdü. Ticari ilişkiyi biz sağladık, ama distribütör lojistik hizmetleri yapmak için devrede olan bir firma. Bunun için ekstra ücret ödemiyoruz. Vatandaşın zihni niye bulanıklaştırılıyor” dedi.

“GİZLİ BİLGİLERİ İFŞA” ELEŞTİRİSİ

Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarına ‘gizli kalması gereken bilgiler ifşa edildi’ diyerek tepki gösteren Koca “Özellikle bu dönemde dünyada aşı savaşının yapıldığının yapıldığı dönemi yaşıyoruz. Ülkelerarası ticari sır olarak kalması gereken bilgilerin ifşa edildiğini görüyoruz. Ülkeler arasında bunun ilişkileri etkileyebileceğini özellikle ücret ve benzeri noktalarda bunun ticari sır olarak kalmasını sözleşmeye de konduğunu, bu nedenle fiyatı özellikle söylememiştim” sözlerini kullandı.

MURAT EMİR: İLK PARTİ İÇİN 12 MİLYON DOLAR ÖDENDİ

Tartışmaya dahil olan CHP Ankara Milletvekili Murat Emir Çin’den alınan Sinovac aşısı için aracı firma Keymen’e sadece ilk parti için 12 milyon dolar ödendiğini faturalarıyla birlikte açıkladı. Emir aynı şekilde komisyon verilmeye devam edilirse toplam tutarın 50 milyon doları bulacağını kaydetti.

Diğer yandan Türk gümrük ve vergi mevzuatına göre böyle bir durumun yaşanmasının mümkün olmadığına dikkati çeken Emir, “Hukuka uygun olmadığı gibi akla da uygun değil. Bu para ödendi. Faturalara baktığınız da DMO’nun bedelsiz aşı için 12 milyon dolar ödediğini biliyoruz. 10 milyon 162 bin 123 aşı için ödenen para 121 milyon 945 bin 476 lira. İnanmazlarsa biz de bunların hepsinin faturası var” diye konuştu.

Emir, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında “1 milyon doz aşının bedelsiz olarak ithal edildiği ortada. İlgililerin yapması gereken DMO’nun bedelsiz aşı karşılığında 12 milyon dolar ödeme yapıp yapmadığını ivedilikle söylemeleridir. Ama bunu yapmadılar. Aracı firmanın kasasına 12 milyon dolar girdi mi girmedi mi? Sağlık Bakanı DMO’yu aramak yerine Çin’deki Sinovac firmasını arıyor. Firma da “Biz nakit akışı nedeniyle öylesine yazdık” demişler. Yani 1 milyon doz ücretliymiş de nakit akışı olsun diye ücretsiz yazmışlar. Bakar mısınız ciddiyetsizliğe?” sözleriyle Sağlık Bakanı Koca’nın açıklamalarına da tepki gösterdi.

“AKLIMIZLA ALAY ETMEYİN”

Koca’nın aracı firma savunmasına “aklımızla alay etmeyin” diyerek karşılık veren Emir “Bir malı kendi hesabına ithal eden, sözleşme yapana aracı denir. Bakan aracı yok diyor. Sözleşmeyi Keymen firması ile yapıyorsunuz. Gümrük Giriş Beyannamesi burada. Bakanın sadece lojistik ve temsille sınırlı demesi tam bir saçmalık ve saptırmacadır. Aklımızla alay etmeyin. Keymen lojistik firması değil ki. Başka bir firmanın lojistiği yaptığını biliyoruz” dedi.

Tartışmayla ilgili cevap bekleyen sorular olduğunun altını çizen Emir iktidara ‘şeffaflık’ eleştirisi yaptı. “Aşı siyasetin malzemesi olmamalı” diyen Emir “Bu oranda komisyon verilirse toplam tutar 50 milyon doları bulabilir. Ama bunu biz tam olarak bilemeyiz. Tarafların bunu açıklaması gerekir. Onlarca aşı varken, Sinovac aşısının önünde giden aşı varken, bunları baştan dışlayıp illa da Sinovac alacağız diye bu aracı firmayı ve bu firmanın bakanlık içindeki yakınlarını, ortaklarını zengin etmeyi planlıyordunuz. Bu soruyu sorarız” ifadelerini kullandı.

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0