Bizimle iletişime geçiniz

Genel

Suud büyükelçiliği güvensiz de Türk elçilikleri güvenli mi?

Kaşıkçı cinayetiyle Suudi Arabistan büyükelçiliği tartışmaların göbeğinde. Bir de son dönemde dünyanın farklı yerlerinde Türk elçiliklerinde yaşananlar var.

SEVİNÇ ÖZARSLAN
MEDYABOLD/ÖZEL
[email protected]

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları son dönemde giderek artan biçimde Türk Büyükelçilikleri’nde güvenlik problemleri yaşamaya başladılar. Rutin işlemler için gittikleri elçilik binalarında, pasaportları ellerinden alınanlar, baskı ve tehdit görenlerin yanında kanunsuz biçimde sorgulananlar da var.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun Aralık 2017’de verdiği rakamlara göre, Olağanüstü Hal döneminde 234 bin 419 kişinin pasaportu iptal edildi. Aradan geçen zamanda bu sayının daha ne kadar arttığını bilen yok. Pasaportu iptal edilenlere bu konuda hiçbir bildirimde bulunulmuyor, ta ki Büyükelçilik Binası’na girdikleri ana kadar.

Gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın Suudi Arabistan’ın İstanbul Konsolosluğu’nda öldürüldüğü iddiaları sonrası Türkiye Suudi Prens’e uluslararası çapta baskı başlatmıştı. Ancak dünyanın farklı büyükelçiliklerinde Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının yaşadıkları da uluslararası diplomasi kurallarını yerle bir eden türden.

Sorunla karşılaşanların başında Gülen Cemaati gönüllüleri geliyor. Gülen Cemaati üyeleri özellikle Avrupa’daki konsolosluklarda fişleme, pasaportlarına el konması, tehdit ve Türkiye’ye geri gönderilme çabası gibi durumlarla karşılaşıyor. Almanya’da iki yıldır benzer birçok olay yaşandı. Önceleri başlarına gelenleri anlatmak istemeyen Türk vatandaşları, Türkiye’de Suudi Arabistan Konsolosluğu’nda katledilen gazeteci Cemal Kaşıkçı vakaasından sonra konuşmaya başladı. Fakat yine de görüştüğümüz 10 aileden 4’ü başlarına geleni müstear isim kullanılması şartıyla anlattı.

Frankfurt Türk Konsolosluğu:

‘DAHA FAZLASINI YAPMAYA HAKKIMIZ VAR’

Neriman-Orkun Yılmaz çifti bir yıldır çok sıkıntılı bir süreç yaşadı, hala yaşamaya devam ediyorlar.

Orkun Yılmaz: Ben İzmirli bir Türkçe öğretmeniyim. 28 yaşındayım. 2012’de yurt dışındaki bir Türk okulunda öğretmenlik yapmaya başladım. Bir yıl sonra evlendim. Eşimle birlikte orada bir hayat kurduk. 2017’e kadar beş sene orada yaşadık. 15 Temmuz darbe projesinden sonra yaşadığımız ülkenin Türk konsolosluğunda hiçbir işimizi halledemez olduk. Eşimin Türkiye’de bankada biraz parası vardı. Ülkemize sürekli gidip geldiğimiz için parayı çekme ihtiyacı duymamıştık. Bir yıl önce kayınpederimin paraya ihtiyacı oldu, eşim parayı babasına vermek istedi. Bunun için konsolosluktan vekalet çıkarmamız gerekiyor. Maalesef konsolosluk işimizi yapmadı. Biz de 2017 yazında Frankfurt’a geldik. Almanya, Avrupa ülkesi olduğu için bir sorunla karşılaşacağımızı hiç düşünmedik. Bundan sonrasını eşim anlatsın.

‘SADECE TÜRKİYE’YE GİDERSENİZ PASAPORT VEREBİLİRİZ’

Neriman Yılmaz: Konsolosluğa gittik. Sıra bana geldi. Üç kadın görevlinin çalıştığı bir odaya girdim. Kimliğimi verdim. Normalde vekalat çıkarmak için Türk kimliği yeterli. Pasaport gerekmiyor. Görevli, “İşleminizi yapacağım ama pasaportunuza da ihtiyacım var.” dedi. Ben de verdim. Bir sorun olacağını düşünmedim. Kadın görevli, pasaportu alıp başka bir yere gitti ve kısa bir süre sonra döndü, “Pasaportunuz iptal olmuş, buna el koyuyorum.” dedi. O andan itibaren bize karşı tavırları değişti. “Ta Türkiye’den … gitmişsiniz, ne işiniz vardı orada?” diye bizi sorgulamaya başladılar. “Bunu yapmaya hakkınız var mı? Neden alıyorsunuz?” diye karşı çıktık. Aldığımız cevap aynen şöyle: “Daha fazlasını yapmaya hakkımız var!” Bu ne demek? Donup kaldık. Hiçbir şey yapamadık. Sonra da şu teklitfe bulundular: “Size sadece Türkiye’ye uçabilmek için bir-iki günlük geçici pasaport verebiliriz. Onu da, bir Türkiye bileti alıp bize getirirseniz vereceğiz.” Yani Türkiye’ye kesin gideceğimizi onlara ispatlamamız gerekiyor. Pasaportlarımızı alarak bizi fişlediler, sonra tehdit ettiler, en son da Türkiye’ye göndererek tutuklanmayı teklif ettiler. Biz kime ne yaptık? Sıradan öğretmenleriz.

Orkun Yılmaz: Hemen konsolosluktan ayrıldık. Frankfurt polisine durumu anlattık. Polis, orasının Türkiye toprağı olduğu için bir şey yapamayacağını ve başka konsolosluklara gidersek de aynı sorunla karşılaşacağımızı söyledi. Mecburen iltica etmek durumunda kaldık. Almanya’ya geldiğimizin üçüncü günü kendimizi mülteci kampında bulduk. İlticamız reddedilince ikinci şoku yaşadık. Türkiye’den uçakla rahatça çıkmış olmamız, bizim için bir sorunun olmadığı anlamına geliyormuş. Pasaportumuza el konulmasını görmezden geldiler. İtiraz ettik. Alman avukatımız, red kararını bir skandal olarak itirazımıza yazdı. Almanya dünyanın en demokratik ve zengin ülkelerinden biri ama her şey o kadar güllük gülistanlık değil. 15 aydır buradayız. İlk üç ay kendimize gelemedik, o psikolojiyi atlatamadık. Yeni evlenmiştik. Bir evimiz, bizi dört gözle bekleyen öğrencilerimiz vardı. Eşim şu anda 8 aylık hamile. 9 Kasım’da mahkememiz olacaktı. Avukatımızın tatiline denk geldiği için ertelemek durumunda kaldı. Yeni bir mahkeme tarihi bekliyoruz.

Şeyma Candan: BENİ KARANLIK BİR ODAYA GÖTÜRDÜLER

2016’da Alman vatandaşlığına müracaat ettim. Fakat kabul alabilmem için Türk vatandaşlığından çıkış kağıdı gerekiyordu. Randevu alarak eşimle birlikte Essen Türk Konsolosluğu’na gittik. Görevliler adımı bilgisayara girer girmez istediğim işlemleri yapamayacaklarını söylediler ve bizi bekleme salonuna aldılar. Nedenini sorduğumuzda; TC. vatandaşlık numaramda bir sorun olduğunu, herhalde bir yanlışlık yapıldığını, bunu İçişleri Bakanlığı’na bildireceklerini ve 6-8 hafta içinde cevap geldikten sonra benimle tekrar görüşeceklerini söylediler ama bu hiçbir zaman gerçekleşmedi.

Bu durumu Almanya Vatandaşlık Ofisi’ne bildirdim. Onlar da konsolosluğa tekrar başvurmamı istediler. Tekrar başvurdum ama ne yazılı ne telefonla hiçbir cevap alamadık. Bu yılın ocak ayında randevu aldık, yine gittik. Yine yapamayacaklarını söylediler. Artık somurtmalar başladı. Müdürle görüşmek istediğimi belirttim. Sonuçta bu kağıdı almak benim hakkım. Müdüre hanımla görüştüm. Bu arada başka bir müdür geldi ve bu adam beni üst katta karanlık bir bekleme odasına götürdü. Orada yaklaşık yarım saat bekledim. Bu arada sürekli takım elbiseli erkekler odaya girip çıktı. Bu durumdan çok rahat rahatsız oldum. Psikolojik baskı yaşadım resmen. Hatta oradan kaçma planları kurdum kafamda. Yukarı çıkmadan önce eşime arabanın anahtarlarını teslim etmiştim. Herhangi bir durumda sen hemen kendini kurtar diye…

YENİ PASAPORT ÇIKARMAYA KALKMAYIN YOKSA…

Bulunduğum oda aslında bekleme salonuydu ama o gün kullanılmıyordu sanırım. Sadece ben vardım ve karanlıktı. Camını açtım ve atlayıp kaçabilir miyim diye düşünmeye başladım. Başıma orada ne geleceği belli değildi. Sonra görevli geldi. Aslında benimle ilgili bir sorunları olmadıklarını ama pasaportuma el koyduklarını ifade etti. 39 yıldır Almanya’da yaşıyorum ve hep Alman şirketlerinde çalıştım. Türk kurumlarıyla hiçbir alakam olmadı. Görevli, eşimden dolayı pasaportuma el konulduğunu söyledi. İstersem bu durumu İstanbul’a gidip halledebileceğimi söyledi. Bu ne demek diye, kızdım. Bana bunu alay ederek söylüyor; madem sorun yok, gidin işinizi orada halledin diyorlar. Oradan ayrılmadan önce şöyle bir ithamda da bulundular; ‘hanımefendi sakın başka bir konsolosluğa gidip pasaportum kayboldu diye yeni bir pasaport çıkartmayın. Aksi takdirde daha kötü muamele görürsünüz, dedi.
Şu an Türkiye’ye değil, hiçbir yere gidemiyorum. Almanlar da ne yapacaklarını bilmiyorlar. Çünkü sadece ben değil, bu sorunu yaşayan başka birçok insan var. Almanlar her ay, Türk konsolosluğuna çıkış kağıdı istediğime dair taahhütlü mektup göndermemi söyledi. Biliyorum hiçbir sonuç çıkmayacak ama sırf belgelemek için gönderiyorum.

Münih Türk Konsolosluğu:
HEMEN BURADAN ÇIKIP GİDİN!

Behra-Serkan Doğru:
Ben ve eşim yıllardır Almanya’da yaşıyoruz. Üniversiteyi burada okuduk. Burada tanışıp evlendik. Artık Almanca’ya, Alman kültürüne vakıf insanlarız. 12 Mayıs 2017 tarihinde Alman vatandaşlığına geçmek için başvuru yaptık. 26.01.2018 tarihinde ‘sizi vatandaşlığa kabul ediyoruz’ diye cevap geldi. Vatandaşlığa geçiş işlemlerinin başlayabilmesi için Türk vatandaşlığından çıktığımıza dair bir belge almamız gerekiyor. Bu yüzden Münih’teki Türk Konsolosluğu’na gittik. İçeri girdik. Görevli önce eşim Serkan Doğru’nun pasaportunu aldı, baktı. İlk etapta bir sıkıntı yoktu. Benimkine bakınca donup kaldı. Sağına baktı, soluna baktı. Sonra işlem yapamıyoruz pasaportunuza, dedi.

NE SİZ BİZİ GÖRDÜNÜZ, NE BİZ SİZİ
Başka bir bölüme götürdüler beni. Orada ‘pasaportu iptal etmişler, sebebini bilmiyoruz, bir avukat tutun, dava açın, pasaport hakkının geri alınması lazım, dediler. O arada şefleri olduğunu düşündüğüm biri geldi. Ne oldu, ne var diye sordu. Durumu anlayınca bize doğru döndü ve ‘hemen çıkıp gidin buradan, ne siz bizi gördünüz, ne de biz sizi gördük. Dua edin pasaportlarınızı almıyoruz’ diye bağırdı ve bizi bizi apor topar konsolosluktan kovdular. Neye uğradığımızı şaşırdık. Bizi kovan görevlinin korkudan gözlerinin yerinden fırlayacak gibi olduğunu görmek ise apayrı bir duyguydu. Acınası bir durumdu.

Almanya Yabancılar Dairesi’ne durumu anlattık. Bize tutanak tutmamızı söylediler. Neler yaşadığımız yazdık. Eşimin pasaportunda sorun olmadığı için o tekrar gitti konsolosluğa. Onca insanın girip çıktığı yerde bizim adımızı hiç unutmamışlar. Görevli eşimi görür görmez, ‘Çıkış belgesi filan alamazsın, pasaportunuzu iptal ettik. Boşuna bekleme’ diyerek tekrar kapıyı gösterdi.

Mainz Türk Konsolosluğu:

SANA PASAPORT MASAPORT YOK!

Ahmet Can: Ben 34 yaşında bir eğitimciyim. On üç yıldır Almanya’da yaşıyorum. 2017’nin Ocak ayında Alman vatandaşlığına geçmek için başvuru yaptım. 6 ay sonra kabul edildiğime dair cevap geldi. Türk vatandaşlığından çıktığıma dair belge almak için Mainz Konsolosluğu’na gittim. İlgili bölümde bekliyorum. Sıra bana geldi. Büyük bir masanın arkasında bir görevli oturuyordu. Pasaportumu aldı ve bana da bekleme odasına geçmemi söyledi. Aradan birkaç dakika geçti. Görevli geldi. ‘Pasaportunuzu konsolos beye gösterdim, iptal edilmiş, sana pasaport masaport yok!’ diyerek çekmeceyi açıp fırlattı. Ne sebeple el koyuyorsunuz, dedim. Cevap vermediler. Belki Türkiye’de yanlış işlem yapmışlardır. Avukat tutup sordurabilirsiniz, dediler. Sonra da size sadece tek yönlü seyahat belgesi verebiliriz, dediler. Yani Türkiye’ye gidip işimi orada halletmemi teklif ediyor!

ÇEVREMDE KİMSE BANA İNANMADI
Bir anda hiçbir sebep göstermeden keyfi bir işlem karşısında hiçbir şey yapamıyorsunuz. Dedim ki, en azından aldığınıza dair bir yazı verin. Onu da yapamazlarmış. Sonradan öğrendim ki, yasa dışı işlerin belgesi olmuyor. Konsoloslukta yaşadıklarımı çevremde kime anlattıysam inanmadı. Ben, kimseye zararı olmayan, aksine buradaki Türklerin çocuklarına sosyal ve kültürel anlamda destek veren, etkinlikler yapan bir dernekte çalışıyorum. Sanki Türkiye’de adam öldürdüm de burada pasaportuma el konuldu! Alman Vatandaşlık Ofisi’ndeki görevli bir türlü inanmak istemedi bana. Zamanla konsolosluğa yazdığım mailleri gösterince inandılar. Almanlar yaptığım girişimleri yeterli bulursa çifte vatandaş olacağım. Yetersiz derlerse her şeye yeniden başlayacağım. Bu demektir ki, 2 sene daha Almanya’da esir kalacağım. Pasaport olmadan burada bir şey yapmanız mümkün değil.

EDİTÖRÜN NOTU: Haberdeki isimler kişisel güvenlik ve benzer sebeplerle kişilerin isteği üzerine değiştirilmiştir.

 

Genel

Ağzından kan gelen verem hastası Tenzile Acar hücrede tutuluyor

Cezaevinde verem teşhisi konulan 23 yaşındaki Tenzile Acar bir aydır hücrede tutuluyor. Acar’ın halası Nebiha Akay, yeğeninin ağzından kan geldiğini söyledi.

BOLD – Verem hastası bir insan hücrede tutuluyor. İstanbul’da 2017 yılında tutuklanıp Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’ne gönderilen 23 yaşındaki Tenzile Acar, cezaevine girdiği günden bu yana sağlık sorunları yaşıyor. Beş yıldır tedavi edilmeyi bekleyen Acar’a boğazından kan gelme şikayeti üzerine kaldırıldığı hastanede verem teşhisi konuldu.

Teşhis konulduktan sonra tek kişilik hücreye konulan Acar’ın en temel ihtiyacı olan suyun bile karşılanmadığını belirten halası Nebiha Akay, yeğeninin bir önce serbest bırakılmasını istedi.

“AĞZINDAN KAN GELİYOR VE YEMEK YİYEMİYOR”

Mezopotamya Ajansı’na konuşan Akay, yeğeninin bir aydır tek kişilik hücrede tutulduğunu belirterek şöyle dedi:

“Tenzile beş yıldır cezaevinde ve hasta. Tutuklandıktan sonra Tenzile’de hastalıklar baş gösterdi. Hastaneye elleri kelepçeli götürülüyor. Asker gözetiminde muayene edilmek isteniyor. Tenzile, bu uygulamaları reddettiği için tedavi edilmiyordu. Fakat bu duruma karşı doktorların cevabı ise, ‘Tedavi olmak istiyorsan bu uygulamaları kabul etmen gerekiyor’ oldu. Tenzile de o dönem bu uygulamaları kabul etmedi. Bu nedenle her geçen gün hastalığı da ağırlaştı. Şimdi de verem teşhisi konuldu. Ağzından kan geliyor ve yemek yiyemiyor. Bir aydır tek kişilik hücrede tutuluyor. İhtiyaçları hiçbir şekilde karşılanmıyor. Zaten hastalığı nedeniyle de tek başına ihtiyaçlarını karşılayamıyor. Durumu çok ağır ve kritik.”

“DURUMU AĞIRLAŞIYOR, AYAKTA DURACAK HALİ YOK”

Akay, yeğeni için şu çağrıyı yaptı: “Cumhurbaşkanı Erdoğan ve insan hakları örgütlerine hasta tutuklulara sahip çıkın çağrısı yapıyoruz. Ya bu hasta tutukluları serbest bıraksınlar ya da tedavi etsinler. Tenzile’nin durumu her geçen gün daha da ağırlaşıyor. Ayakta duracak hali yok. Pandemiden kaynaklı annesi de görüşüne gidemiyor. Sadece Tenzile değil, şu anda cezaevlerinde onun gibi binlerce hasta tutuklu var. Hasta tutukluları serbest bırakın. Bu insanları tutarak elinize ne geçecek? Eğer birazcık vicdanları varsa hasta tutukluları bırakırlar. Cezaevinden bir cenaze daha çıkmadan Tenzile’yi bıraksınlar. Bu tecride son versinler. Tenzile’nin başına bir şey gelirse sorumlusu başta Erdoğan sonra da devlettir.”

Okumaya devam et

Genel

Anayasa Mahkemesi İletişim Başkanlığının yetkisini tırpanladı

Anayasa Mahkemesi (AYM) Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığının Anadolu Ajansı’nın (AA) “örgütlenme ve insan kaynakları yönetimi” ile “faaliyet” üzerindeki denetim yetkisini anayasaya aykırı bularak iptal etti.

BOLD – CHP’nin yaptığı başvuruyu değerlendiren AYM, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığının Anadolu Ajansı üzerindeki bazı yetkilerini anayasaya aykırı bularak oy çokluğu ile iptal etti. AYM üyeleri Rıdvan Güleç ve Recai Akyel ise iptal kararına katılmayarak karşı oy kullandılar.

CHP’NİN İPTAL BAŞVURUSU KABUL GÖRDÜ

Cumhurbaşkanlığı’nın 33 No’lu kararnamesi ile 18 Nisan 2019’da İletişim Başkanlığı Teşkilatı Hakkında değişiklik yapıldı. CHP, AYM’ye başvurarak, kamu yardımı almasına rağmen özel şirket niteliği bulunan Anadolu Ajansı Türk Anonim Şirketi’nin denetimine dair kanunlarda düzenlemelerin bulunduğunu anımsattı. CHP başvurusunda, “Harcamaların yıllık bütçelerle yapılması nedeniyle Ajans ile sözleşme yapılmasını öngören kuralın kanunla düzenlenmesi gerektiği, ayrıca kararname ile İletişim Başkanlığı’na verilen denetim yetkisinin kurumun özerkliği ve tarafsızlığıyla bağdaşmadığı” gerekçesiyle iptali talep edildi.

2’YE KARŞI 13 OYLA İPTAL

Cumhuriyet gazetesinin haberine göre Anayasa Mahkemesi, 30 Aralık 2020 tarihinde CHP’nin başvurusunu görüşerek iptal yönünde karar aldı. AYM kararının gerekçesi bugünkü Resmi Gazete’de yayımlandı.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçilmesinin ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından yayımlanan kararname ile İletişim Başkanlığı’nın yetkileri belirlendi. Kararnamenin 14. Maddesinde Anadolu Ajansı başlığı altında şu düzenleme getirildi:

“Bakanlık her yıl kendi bütçesinin Anadolu Ajansı bölümündeki ödeneği aşmamak üzere Anadolu Ajansı ile en çok 5 yıllık sözleşme yapmaya yetkili olup; Anadolu Ajansının faaliyet, bütçe, örgütlenme ve insan kaynakları yönetimi üzerinde denetime de sahiptir. Bu denetime ilişkin usul ve esaslar Başkanlıkça belirlenir. Yapılacak sözleşmede Anadolu Ajansı yöneticilerinin atanma yolları da belirlenir.”

İLETİŞİM BAŞKANLIĞI’NIN AA’YI DENETİM YETKİSİ ANAYASAYA AYKIRI BULUNDU

Yayımlanan gerekçeli kararla AYM, düzenlemedeki İletişim Başkanlığı’nın AA’nın “Faaliyet” ile “Örgütlenme ve insan kaynakları yönetimi” üzerinde “Denetim” yapma yetkisini anayasaya aykırı buldu. Kararda “CBK çıkarabilme yetkisinin bir sonucu olarak CBK ile düzenlenmesi gereken bir konuya ilişkin düzenleme yetkisinin Cumhurbaşkanı’nca CBK çıkarmak suretiyle kullanılması ve bu yetkinin idareye bırakılmaması gerekir.  Anayasa koyucu tarafından CBK’ya tanınan asli bir yetkinin, başka bir idari işleme bırakılması mümkün değildir” denildi.

“SÖZLEŞME İLE YÖNETİCİ ATAMAK ÖZERKLİĞİ ANLAMSIZ KILAR”

Anayasanın 133. Maddesinin 3. Fıkrasında düzenlenen haber ajanslarının özerkliğinin, Ajansın kendi yönetim ve örgütlenmesine ilişkin kararları alma ve uygulama konusunda gerekli yetkiyle donatılmış olmasını ve Ajansın dış etkilere karşı korunmasını güvence altına aldığına işaret edilen kararda, “Bu itibarla Ajansın yöneticilerinin atama yollarının her yıl yenilenen sözleşme ile belirlenmesi, Ajansın, Anayasa’nın anılan maddesi gereğince sahip olduğu özerkliği anlamsız kılmaktadır” denildi.

Okumaya devam et

Genel

Ahmet Taşgetiren’den Özlem Zengin analizi: Şimdi güçlüler safındalar, çok kötü yargılıyorlar

Yazar Ahmet Taşgetiren, TBMM’de yaptığı çıplak arama konuşmasıyla tekrar gündeme gelen Özlem Zengin’in şimdi güçlüler safında olduğunu ve insanları çok kötü yargılandığını yazdı.

BOLD – Karar gazetesi yazarı Ahmet Taşgetiren, HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun onaylanan hapis cezası üzerine yazdığı bugünkü yazısında AKP Grup Başkan Vekili Özlem Zengin’i hakkında tespitlerde bulundu. Türkiye’de insan hakları savunucusu olmanın zorluklarına değinen Taşgetiren, “Bir dönem Özlem Zengin olmak zordu, Leyla Şahin olmak zordu. Akın Birdal olmak zordu. Mustafa Yeneroğlu olmak zordur, Ömer Faruk Gergerlioğlu olmak zordur. Özlem Zengin, Leyla Şahin Usta bugün güçlüler safında, yargılayanlar safında. Çok da kötü yargılıyorlar.” dedi.

“BANA GELEN MEKTUPLAR MECLİS’E GELMİYOR OLABİLİR Mİ?”

Cezaevlerinde Cemaat mensubu birçok kadın bulunduğunu ve onlardan mektuplar aldığını belirten Taşgetiren, Özlem Zengin ve Leyla Şahin’in Meclis’te olacaklarsa, mesela insan haklarını araştırmak gibi bir yapının içinde olmalarını daha doğru bulduğunu ifade etti. Cezaevlerine gidip kadınları dinlemelerini ve hak ihlallerine çözüm bulmalarını önerdi.

Taşgetiren, “Acaba nasıl bir hayatları var cezaevinde? Bana veya başka gazetecilere gelen mektuplar Meclis’e gelmiyor olabilir mi? 15 kişinin kalması gereken yerde 30 kişinin kalıyor olmasından mesela Ak Parti grubu haberdar olmamış olabilir mi? Mesela Mustafa Yeneroğlu’nun duyduklarını Özlem Zengin duymamış olabilir mi? Hak ihlalleri ile karşılaşıp karşılaşmadıkları bir yana, sırf bunca kadın nasıl bir tecrübe yaşayarak cezaevine düşmüş oldular, bu merak etmeye değmez mi?” diye yazdı.

“HERKES HAKLI OLARAK CEZAEVİNE DÜŞMÜYOR”

Türkiye’de herkesin haklı olarak cezaevine düşmediğini vurgulayan Taşgetiren şöyle devam etti: “Siyasetin içindesiniz, gidip dinleseniz ya onları, cezaevlerindeler, Türkiye’de herkes haklı olarak cezaevine düşmüyor bir kere, idam hükmü verilenlerin beraat ettikleri çok oluyor, aylarca – bazen yıllarca tutuklu kalıp beraat edenler çok. Bir dinleseniz ya… Belki derdini anlatamayan birisine rastlarsınız, derdine derman olursunuz.”

“NE YAPTI BU ADAM? GİDİP ARAŞTIRSANIZ YA”

Taşgetiren, Gergerlioğlu’nun hapis kararıyla ilgili ise “Bakar mısınız şu işe? Ne yaptı adam? “Çıplak arama var” dedi. İşte onlarca tanıklık çıkıyor ortaya. Gidip araştırsanız ya. Gözaltında tutsanız ya cezaevlerinin girişlerini. Nezarethanelerde gözünüz olsa ya.” ifadelerini kullandı.

AHMET TAŞGETİREN’İN YAZISININ TAMAMI

 

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0